Toplumların gerçek gücü, en güçlülerini nasıl ödüllendirdikleriyle değil; en zayıflarına nasıl sahip çıktıklarıyla ölçülür. Kimsesiz bir çocuğun yüzündeki tebessüm, yaşlı bir insanın yalnızlığını paylaşmak ya da darda kalmış bir aileye umut olmak… Bunlar sadece bireysel iyilikler değildir; aynı zamanda sağlam bir toplumun temel taşlarıdır.
Kur'an-ı Kerim, toplumu ilgilendiren bu sorumluluğu şu ifadeyle hatırlatır: "İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın." (1)
İnsan bazen büyük değişimlerin ancak büyük imkânlarla mümkün olacağını düşünür. Oysa tarih bunun tam tersini söyler. Nice hayatlar, samimi bir ilgiyle, uzanan bir el ile veya açılan bir kapıyla değişmiştir.
Bir çocuğun en temel ihtiyacı yalnızca yiyecek, giyecek ya da barınacak bir yer değildir. En çok ihtiyaç duyduğu şey, kendisini değerli hissettirecek bir aile sıcaklığıdır. "Benim de arkamda duran biri var." diyebilmesidir. Çünkü çocuklar yalnızca büyütülmez; sevgiyle, güvenle ve merhametle yetişir.
Bugün dünyada milyonlarca çocuk, anne ya da babasını hastalıklar, kazalar, savaşlar veya çeşitli sosyal sebepler nedeniyle kaybetmiş durumda. Kimi doğduğu topraklardan koparılmış, kimi aile şefkatinden mahrum kalmış, kimi ise hayatın yükünü henüz çocuk yaşta omuzlamak zorunda bırakılmıştır. Onların ortak özelliği, yalnızca bir eksiklik yaşamaları değildir; aynı zamanda bir umut arayışı içinde olmalarıdır.
İslâm medeniyetine baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz. Henüz doğmadan babasını, küçük yaşta annesini kaybeden Hz. Muhammed'i himayesine alan dedesi Abdülmuttalib ve ardından amcası Ebû Tâlib, sadece bir çocuğa sahip çıkmadılar; insanlığa örnek olacak bir merhamet anlayışını da yaşattılar. Sütannesi Halîme'nin ve çocukluğunda kendisine annelik şefkati gösteren Ümmü Eymen'in gönlünde yeşeren sevgi, bugün hâlâ hayırla anılmaktadır.
Belki de bu yüzden Allah Resûlü, yetime kol kanat germeyi sıradan bir iyilik olarak değil, cennette kendisine komşu olmaya vesile olacak büyük bir nimet olarak haber vermiş; işaret ve orta parmağını yan yana getirerek şöyle buyurmuştur: "Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette işte böyle yan yana olacağız." (2)
Bu müjde, yalnızca geçmişte yaşamış insanlara söylenmiş bir söz değildir. Bugün de her birimizin önünde duran canlı bir davettir.
Koruyucu aile olmak da bu davetin en anlamlı karşılıklarından biridir. Bir çocuğu sahiplenmek, onun yalnızca bugünkü ihtiyaçlarını karşılamak değil; geleceğine umut olmaktır. Ona güven duygusunu yeniden kazandırmak, eğitimine destek olmak, hayata tutunmasını sağlamaktır. Bazen tek bir aile, tek bir çocuğun kaderini değiştirebilir. O çocuğun yetiştirip dokunacağı nice hayat da düşünüldüğünde, yapılan iyiliğin etkisi nesiller boyunca devam eder. Üstelik bu sorumluluk yalnızca resmî koruyucu aile olmakla sınırlı değildir. Mahallemizdeki yalnız bir çocuğun elinden tutmak, eğitimine katkı sunmak, gönüllü kuruluşlarda görev almak, ihtiyaç sahiplerine destek olmak da aynı merhamet zincirinin halkalarıdır. Çünkü iyilik, çoğu zaman büyük projelerle değil; küçük ama samimi adımlarla başlar.
Bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru şudur: Hayatımızdan bir çocuğun geleceğine ne kadar yer ayırabiliyoruz?
Belki herkes bir çocuğu evine alamaz; fakat herkes gönlünde ona yer açabilir. Herkes bir çocuğun eğitimine katkı sunabilir, elinden tutabilir, umut olabilir. Merhametin paylaşıldığı bir toplumda hiçbir çocuk kendisini kimsesiz hissetmez.
Çünkü gerçek zenginlik, sahip olduklarımız değil; başkalarının hayatına katabildiğimiz değerdir. Ve bazen bir çocuğun geleceğini değiştiren şey, yalnızca "Sen artık yalnız değilsin." diyebilen bir yürektir.
Kaynakça :
(1) Mâide, 5/2.
(2) Buhârî, Talâk, 25.