Vaiz Muharrem DEMİR


AİLE KURMAK: YUVA EDİNMEK-1-

"...Peygamber Efendimizin, “Evlenmeye gücü yetenler evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur.” şeklindeki hadisi bizlere evliliğin insanın hürmet ve saygınlığını koruduğunu, iffetli bir hayatı koruma altına aldığını apaçık ifade etmektedir..."


                Allah Resûlü, kızı Fâtıma’nın evine geldi. Ali’yi aradı gözleri... Rahmet Peygamberi, yanlış giden bir şeyler olduğunu derhâl hissetmiş olmalı ki kızına, “Ali nerede?” veya “Eşin nerede?” diye sormadı. Tıpkı, Tûr’dan dönen ve gördükleri karşısında öfke ve hayal kırıklığı yaşayan Musa Peygamber’e, kardeşi Harun’un, “Annemin oğlu!” diye seslenişi gibi, “Amcanın oğlu nerede?” diye sordu.

                Hz. Fâtıma ile eşi tartışmışlardı. Oysa Hz. Ali eşini ne de çok severdi. Bir defasında Hz. Peygamber’e onun derdini anlatmamış mıydı? Hani Allah Resûlü’nün yanına beraberce gitmişlerdi de utancından meramını dile getirememişti Fâtıma... Ali hemen atılmış, onun adına: “Ey Allah’ın Resûlü! (Onun söyleyemediğini) sana ben anlatacağım.” demişti. “Kızın Fâtıma’nın elleri, değirmende buğday öğütmekten nasır tuttu... Tulumla kuyudan su çekmekten, kovanın ipi boynunda iz yaptı... Evini elleriyle süpürüp temizlerken, eteği toz oldu... Yemek tenceresinin ateşinden üstü başı is oldu.” demişti.

                Hz. Fâtıma babasının sorusuna, “Aramızda bir şey var. Bana kızdı, çıkıp gitti. Gündüz uykusunu yanımda uyumadı.” diye cevap verdi. Allah Resûlü Ali’yi arattı. O da üzülmüş olmalıydı. “Ali mescitte.” dediler, “Mescidin bir köşesinde uzanmış uyuyor.” Allah Resûlü mescide vardığında Hz. Ali’nin üstündeki giysinin sırtından kaydığını ve sırtının toz toprak içinde olduğunu gördü. Allah Resûlü ona yaklaştı, bir taraftan Hz. Ali’nin üzerindeki toprağı silkelerken diğer taraftan, “Kalk Ebu’ttürâb! (topraklı)” diye ona latife ediyordu. O günden sonra Hz. Ali bu lakapla da anılacaktı.

                Huzursuzluk, Hz.Peygamber’in sevgi ve rahmet eliyle sükûnet ve ferahlığa dönüştü. Taraf olmadan barıştıran, incitmeden birleştiren Allah Resûlü, küslüğün üstünü sevgi ile örtmüş, bir anlık öfkeden doğan kırgınlığı merhametle silmişti. Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’ya bir aile olduklarını yeniden hatırlatmıştı.

                Allah Resûlü’nün aileyle ilgili yüzü aşkın sözü vardır. Hepsi de ailenin önemini anlatır bize...

                Aile, insan için çok önemlidir elbette! Anadolu’da ve Hint Yarımadası’nda gelenekselleşmiş bir nikâh duası vardır! “Allah’ım! Bu anlaşmayı bereketli ve mübarek kıl. Yeni evlenen çifti ülfet, muhabbet ve bağlılık duygularıyla kaynaştır. Aralarına nefret, fitne ve ayrılığın girmesine izin verme. Tıpkı Âdem ile Havva’yı, Muhammed (sav) ile Hatîcetü’l-Kübrâ’yı ve Ali ile Fâtımatü’zZehrâ’yı kaynaştırdığın gibi...” Biz bu duada Hz. Ali’nin Fâtıma’ya olan sevgisini görürüz. Hz. Fâtıma’nın eşine olan aşkını duyarız. Her nikâh kıyıldığında duamız, Âdem ve Havva’nın, Allah Resûlü ile Hatice validemizin ve Hz. Ali ile Hz. Fâtıma’nın mutlu yuvalarının yâdı olur...

                Bütün peygamberler aileleriyle bütünleşmiştir. İbrâhim Peygamber’in baba şefkati ile bereketli sofrasının etrafında ailesini ve misafirlerini    toplaması,   herkesten  önce babası Azer’i tevhide davet etmesi… Yusuf Peygamber’in yaptıkları her şeye rağmen kardeşlerini affetmesi, Yakub Peygamber’in çocukları Yusuf ve Bünyamin için çırpınışı ve döktüğü gözyaşları... 8 Nuh Aleyhisselâm’ın oğlu için yalvarıp yakarması, hep aile bağlarının izah edilemeyen gizli gücünün ifadesi değil midir? Aile olmak nereden alıyordu gücünü?

                Allah Teâlâ’nın, “Ben Allah’ım. Ben Rahmân’ım. (Ana) rahmini ben yarattım. Ona kendi (Rahmân) adımdan ad verdim. Kim akrabalık bağlarını gözetirse ben de onu gözetirim. Kim de akraba ile bağını keserse ben de onunla bağımı keserim.” (Tirmizî, Birr, 9) buyurduğunu dile getiren Peygamber Efendimiz, bu bağın arkasındaki mânevî güce işaret eder gibidir aslında. Bu güç, Rahmân olan Allah’ın inayetidir.

                Arapça bir sözcük olan “üsre” kelimesi de aile demektir... Üsre, aslında köken olarak “zırh” demektir… Aile de tıpkı korunaklı bir zırh gibi insanı maddî ve mânevî bakımdan dış dünyadan gelecek olumsuzluklara karşı korumasından dolayı bu ismi almış olsa gerek.

                Peygamber Efendimizin, “Evlenmeye gücü yetenler evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur.” şeklindeki hadisi bizlere evliliğin insanın hürmet ve saygınlığını koruduğunu, iffetli bir hayatı koruma altına aldığını apaçık ifade etmektedir.

                "Aile" sözcüğü de insana her an muhtaç olduğunu hatırlatan bir kelimedir... “Rabbin seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi?” (Duhâ, 93/8) âyetinin anlamlarından biri de aile sıcaklığına, aile içindeki korunmuşluğa işaret eder. Zenginliğin aile içinde saklı olduğunu anlatır. Kur’an, “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de Allah’ın (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” demektedir. Aile, Allah’ın varlığının en çarpıcı alâmetlerindendir.

                Aile, Allah’ın rahmeti ile desteklenen, çocuklar ve temiz rızıklar bahşedilerek güzelleştirilen mukaddes bir insanî yapıdır.

                İlk aile Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın ailesi, daha ilk andan başlayarak insanın varlığının ailede değer bulduğunu hatırlatır bize... Kendisine kötülük yapmak istemesine rağmen kardeşine el kaldırmayan, babasının öğüdüne kulak veren, aile bağlarını önemseyen Hâbil, Allah’ın rızasını kazanır, onun duası, adağı bir anda makbul olur Allah katında. Hani kardeşleri Yusuf’a, “Demek Allah seni bize tercih etmiş. Çünkü biz hata ettik.” (Yûsuf, 12/91) demişlerdir ya! Sıla-i rahimi kuvvetlendirmek Allah’ın desteğini almaktır aslında. Aile bağlarını koparmak ise, adım adım felâkete sürüklenmektir Kâbil gibi...

                Tarih, zaman zaman aile bağlarının koptuğuna da şahittir.               

                İslâm dini ailenin varlığını tehdit eden tüm gayri meşru ilişkileri yasaklar. Allah bu tür gayri meşru beraberlikleri kaldırmış, mutlu bireylerden oluşan huzurlu bir toplum için, “Aranızdan bekâr olanları evlendirin...” (Nûr, 24/32) âyeti ile aile yuvaları kurmayı öğütlemiştir insanlığa. Resûlullah da, “Ey gençler! Aranızdan evlenmeye gücü yetenler evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur...” (Buhârî, Nikâh, 3) sözüyle evlilik dışındaki tüm anlamsız ve nefsanî beraberliklere set çekmiştir.

                Aile olmak, bir bütünü tamamlamak demektir. Kur’an’ın ifadesiyle eşlerin birbirlerine örtü olmaları demektir. Eş olmak, kişinin kendi eksikliğini kabul edip eşiyle tamamlanması, kemale doğru adım atması, eşinin onu bir örtü gibi sarıp sarmalamasıdır. Aile Allah’ın en büyük nimetlerindendir. Muhabbetin, neşenin ve lezzetin paylaşılarak kıymet kazandığı yerdir.

                (Devamı haftaya…)

                Kaynak: HADİSLERLE İSLAM