Halıkent

Doç. Dr. Rasih ERKUL


BİR DE HABERSİZ YAPILANI VAR Kİ…

"... İnsanda doğuştan gelen bir özellik olarak duâ etme, her vesile ile değişik şekillerde kendini göstermiş. Bu kahredici yaşanmışlıkları, yürekten fark edenler, hissedenler, daha çok iç dünyalarında büyüyen duyguları hayata taşımak adına mısralara dökenler, “şair”ler olmalı..."


                Hepimizin akıp giden hayatında filizlenecek umutları, gerçekleşecek hayalleri, görülecek yarınları olmamış mıdır?

                Netice de bazılarımız bu umutlara, hayallere, yarınlara ulaşırken bazılarımız da ulaşamamıştır, yarı yolda kalmıştır.

                İnsanlık bu; şeytanın işi ne ki…

                Kahretmişizdir, isyan etmişizdir fakat zaman, bize her şeyi istemesek bile kabullendirmiştir.

                Bu sırada bir şeyi inancımızdan, alışkanlığımızdan, kendiliğinden yapmayı ihmal etmemişizdir, hep yapmışızdır.

                İnanma, dayanma ve isteme ihtiyacının sonucu olarak duâ…

                İnsanın istediği her şeyi elde etmesi, her ihtiyacını kendisinin karşılayabilmesi, başına gelecek her bela ve musibete tek başına karşı koyabilmesi, onu çözümleyebilmesi her zaman ve mutlaka mümkün mü? 

                ***

                İnsanda doğuştan gelen bir özellik olarak duâ etme, her vesile ile değişik şekillerde kendini göstermiş.

                Bu kahredici yaşanmışlıkları, yürekten fark edenler, hissedenler, daha çok iç dünyalarında büyüyen duyguları hayata taşımak adına mısralara dökenler, “şair”ler olmalı.     

                “Anlatamıyorum” (Orhan Veli), dese de, şairler, iç dünyamızın tercümanıdır. 

                Onlar, hayatı estetik bir form içinde sunarlar.

                Bu sırada kendilerini de ortaya koyarlar.

                İçinde yaşadığı, eridiği hayatın dayattıklarını dillendirirler.

                Artık o sözler, “bendir, sendir, odur…”.

                ***

                Etten ve kemikten varlığıyla âcizliğini dile getirip şair (Necip Fazıl), Allah’tan affını ister.

                Etten ve kemikten kıyâfet...

                Allah'ım, affet!

 

                Varlığının kendinden değil, O’ndan olduğunu bilir. Çünkü  “Ol” demiş, olmuş, “Olma” derse, hemen yok olur:

                Sen mutlaksın, bense izâfet…

                Allah'ım, affet!

                Mahcup bir tavır içinde dua eden şair (Ceyhun Atuf Kansu), “Küçük bir sabah duası” şiirinde günahkârlığını düşünür.

                Eksiklerim çoktur benim

                En temiz bir dal değilim

                Hep karanlık bir köşem var

                Bilirim Tanrım bilirim.

                .....

                Günah işlerim gün boyu

                Hep bulanır arı suyu

                İçimde gizli bir kuyu

                Korkup da eğilmediğim.

                Fakat Allah'ın, kulundan vazgeçmeyeceğini bilerek, O'nun bağışlayıcı olduğunu hatırlar.

                Sen yine bağışlayansın

                Dersin: “güneşimde ısın 

             Sen de bir dünya dalısın

                Hem bir yüce can verdiğim...

             …….

             Bağışla bağışla beni

                Yüreğim kutsuyor seni

             Her şeyde ılgın sesini

                Duyup aşkla dinlediğim

 

                Dikensiz bir yol isteyen şair (Orhan Seyfi Orhon), dalâlette kalmamayı diler ve en güzel temenniyle bitirir:

                “ Bizi sana lâyık olan kullar et! ”

 

                Muhabbetin gönlümüzde hız olsun,

                Güttüğümüz Hakk'a varan iz olsun,

                Önümüzde uçurumlar düz olsun,

                Yolumuzda dikenleri güller et!

                …….

 

                Dalâletle bırakıp da insanı,

                Yapma arzın en korkulu hayvanı;

                Şair, yanık bir yürekle “Duâ” ederken (Arif Nihad Asya); yurdunu, milletini ve kültürel değerlerini koruma kaygısındadır. 

                Biz, kısık sesleriz... minâreleri,

                Sen, ezansız bırakma Allah'ım!

                ………

                Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

                Müslümansız bırakma, Allah'ım!

                ………

                Kahraman bekleyen yığınlarını,

                Kahramansız bırakma Allah'ım!

                ………

                Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,

                Ya çobansız bırakma Allah'ım!

                …….

                Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız;

                Ve vatansız bırakma Allah'ım!

                ***

                Bu salgın günlerinde nerdeyse her gün ebediyete uğurladığımız yakınımız, arkadaşımız, dostumuz insanlarımızı için, ister saygı duygusuyla analım, isterse rahmet dileyelim…

                Ancak rahmet dileyerek ettiğimiz  duâ; esenlik olmalı, kurtuluş umudu olmalı, vefa olmalı, selâm olmalı….

                ***

                Sizi seven birinin veya sizi sevdiğini söyleyemeyen bir insanın sizin haberiniz olmadan sizin için yaptığı duâ yok mu!

İşte o duâ;  duâların en güzeli.

Duâ edilenin haberi olmaksızın yapılan duâ…    

 

                Sevdiklerimizin ve de tanıdıklarımızın yanı sıra tanımadıklarımız için de yapılan duâ…

                İyi dileklerle; şifa dileyerek, mutluluk dileyerek, başarı dileyerek, güzel yarınlar dileyerek, güzel baht dileyerek…

                İçimizden, tâ içimizden gelen en güzel, en saf, en temiz duygularımızın ifadesi…

                Bu çok zor bir iş olmamalı, çünkü masrafı yok, zamanı ve mekânı ise çok… 

                Hele o zaman, yakalanması nasip olmuş bir zaman  ise…

                Ve mekân da, belirlenmiş mekânlardan  ise…

                Sizin için de yapılacak güzel duâları düşünüp ümit etmek ne güzel bir duygu ve bu konuda cömertlik, fedakârlık ne güzel bir davranış…

YAZARLAR