İlknur BURSALI


BİRSEN EKİM ÖZEN ile Röportajımız

"...Bu hafta siz çocuklar için çok sevdiğiniz bir yazarımız ile tele röportaj gerçekleştirdik. Kendisinin kitapları hem eğlenceli hem de eğitici... Kitaplarında olumlu davranışları özendirerek kahramanlarını okuyucusuyla bütünleştiriyor..."


                Korona pandemisi dünya çapında yayılırken önlem amacıyla okullar tatil edildi, zorunlu ihtiyaçlar dışında evden çıkmıyoruz, sosyal mesafeyi koruma uyarıları ile geçiyor günlerimiz. Hayatımızın büyük bir bölümünü evde geçirdiğimiz bu günlerde teknolojinin gücüyle dış dünyayla bağlantı kurmamızı kolaylaştıracak, zamanımızı güzelleştirecek kitaplarımız ve dostlarımız var. Yazarlarımıza ulaşmaya devam ediyoruz. Peki çocuklar sizler kitapların içinde kaybolmaya hazır mısınız? Bu hafta siz çocuklar için çok sevdiğiniz bir yazarımız ile tele röportaj gerçekleştirdik. Kendisinin kitapları hem eğlenceli hem de eğitici... Kitaplarında olumlu davranışları özendirerek kahramanlarını okuyucusuyla bütünleştiriyor. Rengarenk sayfalarda kullandığı değişik yazı tipleri ise tam bir görsel şölen yaşatıyor okuyucusuna. Aynı zamanda çizgi film senaryosu da yazıyor Birsen Ekim ÖZEN öylesine samimi, içten ve akıcı bir röportaj oldu ki eminim keyifle okuyacaksınız.

 

                BİRSEN EKİM ÖZEN

 

                - Birsen Ekim Özen” kimdir, bize biraz bahseder misiniz?

                - Kendinden bahsetmek bana hep zor gelmiştir. Elimden geldiğince anlatmaya çalışayım. İstanbullu bir ailenin en büyük çocuğu olarak yine İstanbul’da büyüdüm. Okumayı öğrenmeden önce de kitaplara ilgim vardı. Sürekli annemin elindekileri çekiştirir, bana da okumasını isterdim. O bir bölümü okur, ben o sırada diğer bölümü işaret eder, orada ne olduğunu sorardım. Bu yüzden okumayı çok çabuk öğrendim. Bir an önce kendi kendime şu şifreli işaretleri anlayayım da kimseye ihtiyacım kalmasın, diye düşünüyordum herhalde. Çok meraklı bir çocuktum. Bu merak hâlâ devam ediyor. Merak doğru yere kanalize edilirse güzel sonuçlar ama yanlış yönde harcanırsa ortaya başkalarının hayatına burnunu sokan dedikoducu tipler çıkıyor.

 

                - Hem eğitimci, hem yazar hem de sosyal araştırmacı bir kişisiniz bunu nasıl başarıyorsunuz?

                - Ne yazık ki hepsini birden yönetemedim. Milli Eğitim’deki görevimden ayrıldım. Çocuklara zamanımın tamamını veremediğim için suçluluk duyuyor, kendime baskı yaptıkça tükenecek duruma geliyordum. İşten ayrılınca daha rahat çalışırım diyordum ama olmadı. O boşluğu yepyeni etkinliklerle doldurdum. Hayat beni zorlamıyormuş, ben hayatı zorlaştırıyormuşum demek ki. Olsun ben bunu seviyorum. Sürekli okurum. İlgim çok dağınıktır. Bir hafta Ortaçağ’da cadı diye yakılan kadınlarla ilgili yapılan araştırmaları okurum, diğer hafta bağırsakların ruh halimizi nasıl etkilendiğine dair çalışmaları. Böyle olunca da yazmak için çok konu oluyor elinizde.

 

                - Hikâyelerinizde yazarken sizi etkileyen bölümünde vermek istediğiniz mesajı; okurlarınız okurken hissediyor mu? Yazar okur buluşmalarında bunu sizinle paylaşanlar oluyor mu?

                - Evet hissediyorlar. Hatta ben çok azıcık şuna da değinir gibi yapayım ama belli de olmasın bile desem okurlar anlıyor. Okur yazar sohbetlerinde bu konuyla ilgili açık sorular geliyor. Harika bir şey bu!

 

                - Kitabınızda yer alan yazılar her sayfada değişik yerleştirilmiş. Renkli sayfalar resimlerle donatılmış okuyucular  her  sayfada renkli bir yolculuğa çıkıyor? Bu tür kitapların çocukların kitaba ilgisini de arttırıyor bence… Siz  nasıl karar verdiniz rengarenk sayfalara?

                - Buna benden önce editörüm karar verdi. Onun kararlarının yerinde olduğuna inanıyorum. Her şey bir yana görseli bu kadar zengin bir yaşam sürerken çocukları görseli az, renksiz bir kitaba çekmenin ne kadar zor olduğunu tahmin edersiniz. Bu yüzden yayınevleri de ellerindeki tüm gücü çocukları kitaplara çekmek için kullanıyorlar tabii.

 

                - Bakıldığında bir dünya var ve o dünyanın içinde milyonlarca insan da… Buna da Edebiyat adı veriliyor. Ama sorulduğunda da hayal deniliyor. Edebiyat gerçekten nerede yaşanıyor?

                - Edebiyat hayatın sizde bıraktığı izleri başka kurgular üzerinden başkalarına da hissettirmek için yapılıyor. Siz kendi hayat görüşünüzü kahramanınıza yansıtıyorsunuz. Kurgunuzda kullandığınız çözümler başka insanlara da yol gösterici oluyor. Karakterleriniz ne kadar gerçek ve ayrıntılıysa okurların kendini onlarla özdeşleştirmesi de o kadar kuvvetli oluyor. Hikâyeniz başka bir gezegende de geçse okuyanlar ona gerçekmiş gibi yaklaşıyor. Mesajlarınızı alıyor. Bu yüzden edebiyat sihirli bir şey.

 

                - Ele aldığınız şehirler ve mekânlar üzerinde nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?

                - Hikâyelerime konu olan neredeyse tüm mekân ve şehirlere defalarca gitmişimdir. Tabii istisnalar var. Bundan sonra da çoğalacaklar sanırım. Mühürler Sandığı kitabının ilk konusu Sümerler. Adı geçen şehirler Irak’ta. Ne yazık ki bu kadar karışıklığın olduğu bir bölgeye gidemedim. Orası bir istisna mesela. Şu anda Şirin’in Çin maceralarını yazıyorum. Ben ülkeye ziyaret plânları yaparken corona virüsü tüm olasılıkları alt üst etti. Bu yüzden internetten ve kitaplardan bilgi toplayarak hikâyeyi tamamlamaya çalışıyorum. Sırada Hindistan ve Meksika var. Onları da ziyaret edemeden yazacağım. Bu benim için de tuhaf olacak.

 

                - Bir yazar için zaman ne demektir?

                - Zaman, sadece yazarlar için değil kendine saygısı olan herkes için değerli bence. Kaybettiğinizde yerine koyulması imkânsız bir değer. Bu yüzden plânlı olmaya çok dikkat ediyorum. Zaman hırsızı dediğim insanlar var. Onlarla elden geldiğince az görüşüyorum. Telefon zamanımı çalmasın diye bir saatlik sayaçlar kuruyorum. Alarm çalınca on dakika hesaplarıma bakma, haberleri okuma iznim var. Sonrasında yine kenara koyuyorum. Çünkü  günümüzün en büyük zaman hırsızı sosyal medya. Dikkatli olmazsak bizi yutuveriyor.

 

                - Okurluktan yazarlığa geçişiniz nasıl oldu? İlk kitabınızı çıkartmaya ne zaman karar verdiniz?

                - Çok okuyunca içiniz doluyor sanki. Dünya görüşünüz oluşuyor. Bunu yorumlarınızla başkalarına aktarmak istiyorsunuz. Resim yapabiliyorsanız resimlerinizle, müzik yapabiliyorsanız bestelerinizle yapıyorsunuz bu aktarımı. Ben yazabildiğimi fark ettikten sonra uzun süre ufak tefek şeyler karalayarak geçirdim zamanımı. En sonunda cesaretimi toplayıp kendime ben de hikâyeler yazmak istiyorum dedim. O zamandan beri de yazıyorum. Her okuyan mutlaka yazacak değil ama her oku-yanın dolduğu ve taşmak için kendine yol aradığı kesin.

 

                - Peki, bu yolculukta ne zaman ben artık yazarım diyebildiniz? Ya da kendinizi en iyi ifade edecek bir kelime istesek o kelime ne olurdu?

                - “Yazarım” demekten uzun süre utandım. İnsanlar size hayretle bakıyorlar. “Basılmış kitabın var mı?” sorusu da geliyor bazen. Bu duruma düşmek istemediğim, açıklama yapmak hoşuma gitmediği için uzun süre kendimi yazar diye tanıtmamayı tercih ettim.  İnsanlar tek bir kitapları bile basılmamışken yazarım diyebiliyorlar, bu da toplumun bu cümleyi kuranlara şüpheyle yaklaşmasına neden oluyor. Bir de yazarlığın para kazandıran bir meslek değil de hobi gibi bir şey olduğuna dair algı var. Bu da sizi iyice çekimser yapıyor. Yüzden fazla kitap ve onlarca senaryodan sonra artık rahatça yazarım diyebiliyorum. Beni yazarlıktan daha iyi anlatacak bir kelime  “hayat meraklısı” olurdu herhalde.

 

                - Yazılarınızı hep aynı yerde mi yazarsınız? Parkta otururken aklınıza gelen betimleme tespit vs. yi hemen kaleme alır mısınız orada?

                - Ne yazık ki, hemen not alma, cebinde not defteri taşıma gibi alışkanlıklarım yok. Yazılarımı evden çıkarak yazabildiğimi fark ettikten sonra elden geldiğince dışarda olmaya özen gösteriyorum. Bir kafe zinciri, en çok tercih ettiğim yazma mekânı. Kimse ne içersiniz diye yanıma gelmiyor, internet bağlantısı kuvvetli, prizler yakın ve benim gibi çalışan bir sürü insan var. İşte orada rahat ediyor ama reklam olmasın diye de adını vermiyorum.

 

                - Bundan sonraki plân ve projelerinizle ilgili bilgi verebilir misiniz?

                - Aklım yepyeni kitap fikirleri ile dolu. Kare Takımı yapım ekibindeyim, senaryo yazıyorum. Şimdi film senaryosu yazabilir miyim diye düşünmeye başladım. Bakalım neler olacak?

 

                - Yerli çocuk edebiyatının umut vaad ettiğini biliyoruz ancak bu konuda akademik çalışmalar yapılması gerekiyor mu? Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

                - Yerli çocuk edebiyatı patlama yaşıyor. Bugünlerin kayda geçmesi gerekir. Bunu en güzel yapacak kişilerde akademisyenler. Zaten konuyla ilgili çalışmalar da yapılıyor.

 

                “Şirin Serisi, Profesör Pi, Patlak Zeka Cemcan, Profesör Kip, Mühürler Sandığı, Mia ve Bazı Şeyler, Profesör İyon” gibi 100’ün üstünde kitaba imza atan, TRT Çocuk’da yayınlanan Kare Takımı’nın yazarısınız bu kadar kitap kim bilir ne anılar bıraktı belleğinizde bizimle paylaşabilir misiniz?

                - Beyoğlu’nda bir özel okuldaydım. Mühürler Sandığı’nı okumuşlardı. Bana kitap kahramanları hakkında sorular soruyorlardı. Genellikle Şirin’le ilgili sorular, en çok da “Şirin gerçekten var mı” sorusu gelir ama bu kez Mühürler Sandığı’nın kahramanları Başak ve Alp var mı? diye sordular. Bir an şaşırdım. Çünkü Başak ve Alp benim çocuklarım. Üstelik yurtdışında yaşayan kızım Başak o gün benimle Beyoğlu’na gelmiş ve etkinlik çıkışında bir yerlere gitmek için dışarıda bir kafede beni bekliyordu. Çocuklara “kahramanla tanışmak ister misiniz?” diye sordum. Sonra telefon edip kızımı çağırdım. Başak alkışlarla karşılanınca şaşırdı. Çocukların sorularını yanıtladı. Hatta sonra kitapları benimle birlikte o da imzaladı.

 

                - Almanya ve Rusya’da yaşamışsınız, farklı kültürleri yakından tanımış biri olarak; o ülkedeki çocuklar ile Türkiye’de yaşayan çocukların okuma kültürü arasında ne gibi farklar bulunuyor?

                - Almanya ve Rusya okuma açısından bizden ilerdeler. Aynı yaş grubuna ait kitaplar o ülkelerde hem daha uzun hem de kurgusal olarak daha karmaşık. Biz de o seviyeye çıkacağız ama bu zaman alacak. Almanya’da kitaplar çok pahalı ama ben kitaplar pahalı diye bunu sorun ettiklerini duymadım. Kitap önemli bir ihtiyaç, üstelik değerli, tabii pahalı olacak diye düşünüyorlar. Oysa biz de en çok dile getirilen konu bu. Bir de bizde yazarlardan ve yayın evlerinden kitap bağışı istenme durumu var. Bu  bitmeyen ve karşılanması olanaksız bir istek. Reddedildiğinde çok çirkin saldırılarla karşılaşabiliyorsunuz. Öğretmenler genellikle kitaplığı marangoz tutup yaptırdıklarını şimdi kitaba ihtiyaçları olduğunu söylüyor. Keşke marangoza verecekleri parayla büyük indirimlerle yayınevinden kitap alsalar. Raf olmadan da kitaplık olur ama kitapsız olmaz. Marangoza tüm ödemeler yapılıyor ama yayınevi maliyetini bile istese hakaretle karşılaşıyor. Oysa kitaplar pahalı ve değerli ürünler. Nasıl bu rahatlıkla bedava almak istiyorlar anlaşılır gibi değil.

 

 

                - Şirin’in sizdeki yeri sanıyorum farklı. Şirin serisi nasıl oluştu? Kahramanınız Şirin oldukça cesur bir karakter peki siz Şirin ile ne kadar iç içesiniz sosyal hayatta?

                - Ben de Şirin gibi başımı sık sık derde sokarım. Bir hata varsa ve bu başka insanların hayatını olumsuz etkiliyorsa bana ne deyip geçemem. Mutlaka söylemem, müdahale etmem gerekir. Bu yüzden itilip kakıldığım bile oldu ama ne yapayım kendimi durduramıyorum. Bu açıdan Şirin’le birbirimize benziyoruz.

 

                - Size göre Şirin neden bu kadar sevildi? Okuyucu bu seride ne gibi süprizler yaşadı?

                - Bence Şirin’in sevilme nedeni mükemmel olmaması. Her çocuğun aklına gelen şeyleri dürüstçe söyleyivermesi. Bu yüzden çocuklar Şirin’i seviyor. Bazı okularım bana “sen benim aklımdan geçenleri nereden biliyorsun” diye bile soruyor. Bu aldığım en güzel iltifat şekli.

 

                - Dünyada bir çok ülkede çocuklarımız evde kalıyor. Uzaktan eğitimle devam ediyor. Bu sürece katkılarınızı bizimle paylaşabilir misiniz?

                - Ben de bazen canlı yayınlarla bazen de videolarla onların zamanını renklendirmeye çalışıyorum. Bir de çocukların bana gönderdikleri fotoğraflar var. Birbirlerine örnek olsunlar, okumaya heveslensinler diye bu fotoğrafları da hikayemde paylaşıyorum.

 

                - Sizler okurlarınıza neler önerirsiniz?

                - Okurlarıma meraklarını ayaklandıran ne varsa peşinden koşmalarını tavsiye ederim. Bu merak onları bilgi toplamaya, öğrenmeye, yeni merak kapıları açmaya yönlendirir. Hayatları hiç olmadığı kadar renklenir. Hatta bununla ilgili bir paylaşım bile yapmayı düşünüyorum.

 

                - Çocukların sosyal sorumluluk projelerine katılmaları gelecekteki mesleki başarılarına ve hayattaki başarılarına ne şekilde etki eder? Size en büyük katkı sağladığını düşündüğünüz bir proje var mı?

                - Sosyal sorumluluk projelerinde çocuklar kendilerine saygı duymanın yanında başkalarına saygı duymayı da öğrenirler. Aldıkları görevlerle insan ilişkileri ve sorumluluk alma konusunda gelişirler. Geleceğe hazırlanmak böyle olur. Ben de kitaplarımı okuyup beni davet eden okullar için şehir şehir dolaşarak kendi sosyal sorumluluk projemi gerçekleştirdim sanırım. Çocuklar gösterdikleri sevgi ile benim ruhumu beslediler. Onlara müteşekkirim.

 

                - Kitaplarınızda yazmaya başlamadan önce bir toplumsal mesaj düşüncesi ile mi başlarsınız yoksa bu yazarken şekillenebilecek bir durum mudur?

                - Her şeyden önce bir derdim olur. Onu anlatmak için en keyifli, en eğlenceli yolu bulmaya çalışırım. Şeker bizi zehirliyor, bu benim derdim diyelim. Bunun için karamsar bir hikaye değil Başpancar’ın kral olduğu son derece şapşal bir imparatorluk canlandırırım. Sonrası gelir.

 

                - Beğendiğiniz çocuk edebiyatı yazarları kimlerdir?

                - Micheal Ende, Goscinny, Asa Lind en beğendiklerim.

 

                - Çocuk kitaplarında çizgiler çok önemli. Çocuk, sayfaları değiştirdikçe resimleri izleyerek öykünün değişimini algılayabilmeli.  Bunların üzerinden kendisi yeni hikâyeler kurgulayabilmeli. Sizin kitaplarınızda bunu okuyucu zevkle takip ediyor. Cemcan  ve arkadaşlarının öyküsü var. Çocuklar çok seviyor. İcat çıkaracağım diye yanıp tutuşan Cemcan eğlenceli aynı zamanda öğretici. Cemcan’ın icatları bir yerde işe yaramazsa başka bir yerde mutlaka işe yarıyor daha doğrusu yaramasını çok istiyor. Öğrencilerinizden var mıydı? Cemcan gibi mucitler?

                - Ne yazık ki yoktu. Biz de çocuklar evlerde mucit olsunlar diye değil de düzgün olsunlar diye yetiştiriliyorlar sanırım. Oysa Almanya’da bu tarz çok çocuk oluyor. Çocukların mucit olmaları için serbest bırakılmaları lazım. Biz de okul zamanının uzunluğu da bunda etkili bence. Çocuklar kendi istediklerini yapmaya zaman bulamıyorlar.

 

                - Öğrencileriniz size ilham kaynağı oldu mu?

                - Kesinlikle oldular. Hele “Ben öğrenmeyi çok istiyorum öğretmenim ama canım hiç istemiyor” diye duygularını açıklayan öğrencim yazılarıma damgasını vurmuştur.

 

                - Okul demişken şunu sormadan geçmek istemem. Hepimizin hayatında yer alan bir öğretmen vardır. Sizin de unutamadığınız bir öğretmeniniz var mı?

                - Fakülteden Sosyoloji Hocam Prof. Dr. Ünsal Oskay. Anlattığı her şey ufkumu açmıştır.

 

                - Bu süreçte kitabın baş mimarı olan yazar için zorunlu olan, çocuk bakışıdır. Çocuk bakışı olmayan yazarın çocuk gerçekliğini kavraması ve çocuğa göre bir edebiyat yapması da imkânsız gibidir. Bu benim görüşüm belki ama sizin çocuklar ile birlikte olduğunuz fuarlarda,  imza günü etkinliklerinde çocuklar ile kurduğunuz iletişimden anlıyorum. Sizce çocuk yazarı olmanın altın anahtarı çocuk bakışı mı  yoksa çocuk sevgisi mi? (Ya da ne olabilir?)

                - Bence çocuk bakışı. Sevgi de olursa ne âlâ ama bakışı kesinlikle olmalı. Kendi çocukluğumda hissettiklerim, düşündüklerim hala aklımda. Bunlar benim için hazine.

 

                - Çizgi film senaryosu yazmaya nasıl karar verdiniz?

                - Çizgi film çocukların en renkli dünyası bizimle çizgi filmin nasıl hazırlandığını paylaşsanız çocukların hoşuna gidecektir diye düşünüyorum.

                Çizgi film sektörü çok ilgimi çekse de bu dünyaya nasıl adım atacağımı bilmiyordum. Sonra çok ilginç bir gelişme oldu. 2013 yılında bir çizgi film ekibi bana ulaştı. Kitaplarımı okuduklarını, çok beğendiklerini ve senaryo konusunda kendilerine katılmak isteyip istemediğimi sordular. Benim için harika bir fırsattı. O zamandan beri Düşlerevi ile çalışıyorum.

                Çizgi film seri halde yayınlanacaksa önce bir formatı oluyor. Her bölümde o formata uyacaksınız. Kare Takımı’nda önce bir sorun olacak, sonra o sorunu bilimsel yaklaşımlarla çözecekler vb. Ardından karakterlerin özellikleri, kullandıkları kelimeler seçiliyor. Bir bölüm için önce taslak yazılıyor. Bu taslak üzerinde formatın işleyip işlemediğine bakılıyor. Eğer sorun yoksa senaryo dakika dakika yazılıyor. Ardından çizim ve hareketlendirmeye geçiliyor. Uzun ve zahmetli bir iş.

 

                - Sizinle İzmir Kitap Fuarında tanışmıştık. Bu günlerin sonunda; Demirci’de bir söyleşi ve imza etkinliğinde bizimle olur musunuz?

                - Ah keşke! İleriyi göremiyoruz ama elbet her şey düzelecek ve o zaman yine okullara gideceğim. O zaman size de geleceğim tabii.

 

                - Okuyucularımıza ve okurlarınıza tüm ilçemize iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı paylaşsak?

                - Bu dünya ne sıkıntılı günler atlattı. Ülkeler savaşlar, yıkımlar, doğal afetler yaşadı. Bu günler de geçecek, eski tempolu hayatımıza geri döneceğiz. O yüzden bugünün kıymetini bilelim, zamanı boşa harcamayalım, kendimizi geliştirmek için elimizden geleni evimizden çıkmadan yapalım. Bir de çocuklarımıza kulak verelim, meraklarını çeken şeylerin peşinden gitmeleri, bir konuyu derinlemesine incelemeleri için onları serbest bırakalım. Onlar bizi geçecek. Halıkent Müstakil Bölge Gazetesine ve sizlere çok teşekkür ediyorum. Tüm Demirci’ye ve okurlarınıza sevgilerimi gönderiyorum.

 

                - Halıkent Müstakil Bölge Gazetesi olarak bizleri kırmayıp çocuklarımıza özel bu çalışmamızda yer aldığınız için çok teşekkür ederiz. Sizlere yazın hayatınızda başarılar diliyoruz.

 

                İLKNUR BURSALI SEVGİ KÖPRÜSÜ 17.04.2020

 

 

                Maskeni Tak, Sağlıklı kal Demirci diyoruz. Sağlıklı, mutlu huzurlu günlerde yeniden görüşmek dileğiyle iyi bayramlar diliyoruz.