Ba’sübad-el mevt kapısı açıldı
Cesedime kara kefen biçildi
Defterim verildi soldan geçildi
Binler günahkârdan nefsim seçildi
Ecinniler yüzünde kan ve şehvet
Fasıklar yüzünde ölümden dehşet
Yağlı vicdanlarda temerküz vahşet
Nisyanla malulüm sıram seçildi
Muhtevasıdır gözlerin hacetim
İhtivasıdır beşerlik hüccetim
Pir-ü pak olsun isterim iffetim
Bana köşk diye virane seçildi
Od yakmaz ateş boğmaz âşıkları
Sineler Firdevs’idir maşukları
Sallan cennetin taze beşikleri
Kara şecerem uzaktan seçildi
Leylime bir kamer gibi asıldın
Har bedenim çürüttü de kasıldım
Bir tek sen sordun halimi nasıldım
Bana huri diye zebani seçildi
Kâinatın sırrına ermeyen
Kemaliyet aynasında görmeyen
Şol arzı mevcudatı bilmeyen
Ahmak diye dergâhtan seçildi
Harun derki hayat acı tahayyül
Bendeki felağa bitmez temayül
Tebdil içindedir döner tahavvül
Bana şiir diye ağıt seçildi
Şiiri okuduktan sonra hangi duygu ile yazıldığını öğrenince belki de çok şaşıracaksınız. Bu şiiri bir hiciv olarak kaleme aldım. Konuşmalarında Arapça, Farsça kelimeler kullanarak daha bilgili gözüktüğünü düşünenleri eleştirdim. (Arapça, Farsça bir kelime Türkçeleşmiş, halkın diline geçmiş ise buna bir şey diyemeyiz). Bir de bunun tersi var: Konuşma aralarında, İngilizce kelimeler sokuşturarak entelektüel gözüktüğünü düşünenler. (Eğer İngilizce bir kelime bilimsel bir terime dönüşmüş ve Türkçe karşılığı yok ise bu konuya da bir şey diyemeyiz). Her iki taraf da Türkçeye kötü davranıyor. Ben İngilizce öğretmeniyim. Ama konuşurken çok dikkat ediyorum. Türkçe bizi ayakta tutan şey. Ona saygılı davranıyorum.
Türkiye’de insanlar tarihle ve dünya ile çok ilgilenmedikleri için bazı şeylerin sadece kendi başlarına geldiğini sanıyor.
10-11. yüzyıllar arasında Anadolu Selçuklu devletinde saray erkanı Farsça, din adamları Arapça, pazarda buğdayını satan adam ise Türkçe konuşuyordu. Kim kazandı, pazardaki adam. Aynı yüzyıllarda İngiltere’de saray erkanı Fransızca, din adamlar Latince, halk ise İngilizce konuşuyordu. Kim kazandı, halk kazandı. Türkçe bize atalarımızdan yadigâr kalmıştır. Bazı zamanlar hırpalanmış olsa da Türkçe bizim özümüzü oluşturur. Bu şiiri bir de bu gözle okuyun derim.
