ALİ Haydar AKSAKAL


BU MİLLET NEDEN AĞLAR


Kentimizde yaşayan, bu topluma hizmet eden gönül dostlarımızla zaman zaman ülke sorunlarını konuşur, çözüm üretmeye çalışırız. Eğitimci ve Danışman Mustafa Pala’da bunlardan birisi. O Manisa Esnafına hizmet etmeyi ve onları çağdaşlaştırmayı düşlemiş. Yoğun bir çalışmanın içinde. Ne zaman yanına gitsem, devamlı onu çalışırken buluyorum. Kültüre önem veriyor, esnafın ve zanaatkârın muasır medeniyetler seviyesine çıkmasını arzuluyor. Plân ve projeler içinde kayboluyor. Seminer ve yayınlarıyla hizmeti sürdürmek istiyor. Eğitimci Mustafa Pala’nın “Meşale” başlığıyla bir ilçe gazetesine yazdıkları:

“Ağaçlar toprağından, Milletler kültüründen beslenir. Su, hava ve güneş, ağaçlar için nasıl hayati değerler ise, bilgi ve teknoloji de milletler için aynı hayati değeri taşır. Türkiye Cumhuriyetini kurarak bize armağan eden Atatürk; “Cumhuriyetin Temeli Kültürdür.”  “En Hakiki Mürşit İlimdir, fendir.”  Diyerek bize bu gerçeği işaret ediyordu. Nasıl ki, toprağından koparılmış bir ağaç: Yağmurda çürür, Güneşte kurursa! Kültüründen kopmuş milletler de, ilim ve teknoloji karşısında kurur ve çürür. Kendi kültürümüzden kopup Batı medeniyetinin tüketicisi olduğumuz günden itibaren 300 milyar doları bulan dış borçla kuruduk; Uyuşturucu, sigara, alkol, fuhuş aldı başını gidiyor. Birlikteliğimizi sağlayan asgari müşterekimiz kalmadı. Teknolojisiyle birlikte satın aldığımız Batı kültürü sayesinde ahlaken çürüdük. Hasılı şu üç günlük ömürde ne tam kendimiz olabildik ne de başkası. Kültürümüzü terk ettik, temel olmayınca medeniyetimiz çöktü. Oysa ilim ve fen (bilgi ve teknoloji) evrenseldi. Kültürümüze onu katarak dünya insanlığına yeni değerler sunabilirdik. Bırakmadılar yada biz  başaramadık.

 

               İnsanlar, tarih boyunca dünyaya ve dünya hayatına verdikleri değerlere göre toplumsal düzenler kurdular ve o düzen içinde kendi medeniyetlerini oluşturdular. Doğu medeniyetinin insanı, ruh ve maneviyata açık olup aklını kalbinin emrine verir. 

               Batı medeniyetinin insanı ise; nefis ve maddeye açık olup aklını maddenin emrine verir. Batı insanı bu gün kendi medeniyetini sorguluyor ve insani duygulara cevap veren, insanı öne çıkaran bir medeniyeti arzuluyor. Doğu insanı ise, aklından uzaklaşmış kalbin emrinden çıkmıştır.

 

               Tarihe bir göz atalım: Hoca Ahmet Yesevi ile Orta Asya’da başlayan ve daha sonra Ahi Evren, Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana, Yunus ile süren Osman Gazi, Fatih ve Atatürk ile bir başka boyutta devam eden medeniyetimiz, insanlığın aradığı tüm değerleri içinde barındırıyor. Bu değerlerin başında; Hak, adalet, sevgi, hoşgörü ve dayanışma, merhamet gibi insanı olgunlaştıran kurumlar vardı. Onlar, bu kurumların yanına akıl, bilgi, ahlak, eğitim, çalışma ve devleti koyup insanı, maddenin sanatkarı yapmanın yanında, hayatın sanatkârı yapmayı hedef aldılar ve bunu “Sen yaşa; Halkı yaşat; Vatanı yaşat; Devlet yaşasın” felsefesi içinde tatbik ederek Ahilik Kültürünü oluşturdular. Bu yapılanma sayesinde devletin zerre katkısı olmadan, önce insan yetiştirme sanatını geliştirdiler; gençlere edep, meslek ve güzsel sanat öğrettiler; beden eğitimine tabii tuttular; mesleki öğrenimi çırak, kalfa, usta diye kademelendirdiler. Sınav sistemini geliştirdiler; arz ve talebe göre işyeri açılışını dengelediler; Kaliteli üretimi ve müşteri haklarını ön planda tuttular; işsize iş, aşsıza aş verdiler; yol-su-köprü-kervansaray yaptılar; imaret haneler kurdular; tabiatı güzelleştirmeyi ve çevreyi korumayı imandan bir şube saydılar; yaşadıkları beldenin asayişini ve savunmasını üstlendiler; Bu birlikler sayesinde Milletin kimliğini korudular; Milletin Acemleşmesinin ve Araplaşmasının önüne geçtiler ve böylece 700 yıl hüküm süren Türk - İslam medeniyetini kurdular; “Devlet Ebet Müddet.” Diyerek yaşadılar; Toplumcu düşündüler, milletin gül bahçesinde bir gülüm olsun istediler; akıldan uzaklaşıp kalbin emrinden çıktıkça, medeniyetimize yeni değerler katılamadı. Atatürk’ün önderliğinde, çıktığımız Yeni Anadolu Medeniyeti yolundan saptığımız, devleti baba görüp her şeyi ondan beklediğimiz, hiçbir şeye karışmadığımız, kendimizi geliştirmediğimiz için küresel ekonomiye çalışır olduk. Şimdi halimize ağlıyoruz.

 

               Bu Milletin kültürünün özünü en iyi Bayrağımız anlatır. Herkesin bildiği bir gerçek var: Bayrağımızdaki Hilal, Allah’ı; onun kuşatıcılığını; Yıldız, Hazret-i Muhammed’i, onun güzel ahlakını, merhametini yani insanı temsil eder. 

 

               Kısacası yıldız: İnsandır; insanın başı, gövdesi, kolları ve ayakları... Kolları ise, bilgi ve sanatı temsil eder. Bilgi ve sanattan uzaklaştık. Şimdi kanatları olup ta uçamayan yaratıklar gibi dış borçları yiyerek avunuyoruz. Ürettiğimiz çalınıyor farkında değiliz.” 

 

               12 Mayıs 2005 / Mustafa Pala / MEŞALE

YAZARLAR