Sezai EREN


DEMİRCİ’NİN NEVRUZU: İLLÂM GÂVIR KÜFÜRÜ


 Doğayla doğrudan ilişki içinde yaşayan toplumlarda mevsim geçişleri yalnızca iklimsel bir değişim değil, aynı zamanda yaşamın yeniden düzenlenmesi anlamına gelir. Kış mevsimi bu toplumlar için hastalık, kıtlık ve ölümle özdeşleşirken, baharın gelişi bolluk, üretim ve yeniden doğuşu simgeler. Havaların ısınmasıyla birlikte göçmen kuşların dönmesi, hayvanların yavrulaması ve toprağın yeşermesi, yaşam döngüsünün yeniden başladığını haber verir. Gece ile gündüzün eşitlendiği bu dönem, eski kaynaklarda “kabak dikimi zamanı” olarak da anılmış ve bayram olarak kutlanmıştır.

Türk dünyasında yaygın biçimde kutlanan bu bayram Nevruz adıyla bilinmektedir. Miladi takvime göre 21 Mart’a, eski takvime göre ise martın dokuzuna denk gel Nevruz, hava şartlarına bağlı olarak Demirci’de birer hafta arayla ikinci ve üçüncü kez de kutlanabilmiştir.    Manisa’nın Demirci ilçesinde Nevruz, yerel söyleyişle “İllâm Gâvır Küfürü” adıyla anılmaktadır. Simav’ın Demirci sınırında bulunan Aksaz ve Hisarbey köylerinde ise bu geleneğin “Gâvur Kürü” adıyla yaşatıldığı görülmektedir.

Demirci’de bayram öncesinde, yakılacak ateş için aylar öncesinden hazırlıklara başlanırdı. Mahallelerde bulunan hasır, eski semer, küfe ve sepet gibi eşyalar çoğu zaman sahiplerinden habersiz alınarak farklı yerlere saklanırdı. Bazen pazar yerindeki satıcıların hasırları ve tahta kasaları da bu amaçla toplanırdı. Bazı ev sahipleri çocuklar alsın diye eşyalarını özellikle görünür yerlere bırakırken, bazıları da eşyalarını kaptırmamak için çocuklara fırsat tanımazdı. Bu durum, geleneğin kendine özgü bir paylaşım ve dayanışma anlayışı içinde şekillendiğini göstermektedir.

Bu süreçte yaşanan olaylar, geleneğin sözlü anlatılarla günümü-ze taşınmasını sağlamıştır. Pazardan aldığı kuru erikleri küfeler içinde evine getiren bir manavın küfelerinin çocuklar tarafından alınması, bu anlatılardan biridir. Akşam karanlığında küfeleri boşaltmaya çalışan çocuklardan biri yakalanıp cezalandırılsa da, küfelerin ateşe taşınması engellenemez. Bu tür anlatılar, geleneğin hafızalarda canlı kalmasına katkı sağlamıştır.

Bayramdan bir gün önce evlerde yumurtalar kaynatılır, doğal malzemelerle boyanırdı. Soğan kabuğu, saman, halı argacı ve kök boya gibi maddelerle yapılan bu boyama işleminde özellikle kabuğu sert ve ucu sivri yumurtalar tercih edilirdi. 21 Mart sabahı, sabah namazından sonra gençler mahallede geniş bir alanda toplanırdı. Önceden biriktirilen eşyalar üst üste yığılarak ateşe verilirdi. Zamanla tahta kasalar ve araba lastiklerinin de yakacağa eklendiği görülmektedir. 
Yakılan ateşin yüksekliği mahalleler arasında bir prestij unsuru hâline gelmiştir.

Ateş yakıldıktan sonra gençler, halkı meydana çağırmak amacıyla ritimli bir tekerleme söylerdi. Bu tekerleme, geleneğin en dikkat çekici sözlü unsurlarından biridir ve şu şekilde aktarılmaktadır: “İllâm gâvır küfürü, Gâvırın yüzüne üfürü, Gâvır gâvır fettan gâvır, Çık yukarı harman savur, İn aşağı hamur yoğur, Havaryooo.” Tekerlemeyi duyanlar evlerin pencerelerine, çar-daklarına çıkar ya da meydanın etrafında toplanırdı.

Kalabalık oluştuğunda ateşin üzerinden atlanır, ardından yumurta dövüşüne geçilirdi. Yumurtası kırılan yarışmacı elenir, yumurtası sağlam kalan yarışmacı “yaş” adı verilen sayı kazanırdı. Buna “yaş alma” denilirdi. Son yumurta kalana kadar devam eden bu dövüşte yaş topla-yan kişilerin topladıkları yaş sayısı kadar ömürlerinin uzun olacağına inanılırdı. Yarışmayı kazanan kişi, mahallesinde bir hafta boyunca saygı görürdü. Yarışmadan sonra yumurtalar meydanda ateşin karşısında yenir ya da evlere götürülürdü.

Yumurta dövüşlerinde zaman zaman hileye başvurulduğu da anlatılmaktadır. Alçıdan yapılan ya da içi boşaltılıp alçıyla doldurulan yumurtalarla yarışmaya katılanlar fark edildiğinde oyundan çıkarılırdı. Bu anlatılar, geleneğin kendi içinde bir denetim mekanizması oluşturduğunu göstermektedir.

Bu uygulamalarda ateşten atlama, doğanın ısınmasını ve kışın sona ermesini simgelerken; kırılan yumurtalar bolluk ve bereketin işareti olarak kabul edilmiştir. İlçede kullanılan “Al nevruzu sok başına” ve “çalı dibi misafir kabul eder” gibi sözler de baharın gelişiyle birlikte yaşam koşullarının değiştiğini anlatan halk söylemleri arasında yer almaktadır.

Zamanla geleneğin bazı uygulamaları eleştirilere neden ol-muştur. Eşyaların izinsiz alınması çocukların hırsızlığa alıştırıldığı endişesini doğurmuş, araba lastiklerinin yakılması ise yangın tehlikesi nedeniyle kaygı yaratmıştır. Ayrıca kullanılabilir durumdaki eşyaların yakılması, yoksul ev sahiplerinin şikâyetlerine yol açmıştır. Bu şikâyetlerden sonra da bin dokuz yüz yetmişlerin sonlarında belediye tarafından yasaklanmıştır.

Sonuç olarak İllâm Gâvır Küfürü, Demirci yöresinin bahar karşılamaya yönelik zengin sözlü kültür unsurlarından biridir. Doğa ile insan arasındaki ilişkiyi, bolluk ve bereket inancını yansıtan bu gelenek, küçük uyarlamalarla hem geçmişin kültürel hafızasını koruyacak hem de gelecek kuşaklara aktarılabilecektir.

Kaynak Kişiler:
1. 1979 Demirci doğumlu Hasan oğlu Mustafa Demirel ile 20.01.2026 tarihinde yapılan görüşme.
2. 1943 Demirci doğumlu Hasan oğlu İsmail Ekincioğlu ile 23.01.2026 tarihinde yapılan görüşme.
3. 1940 Demirci doğumlu Remzi oğlu Ahmet Ünlüer ile 20.01. 2026 tarihinde yapılan görüşme.

YAZARLAR