Necmi ÜNLÜ


EZAN

"...Camiler ile minarelerden yükselen ezan, bir beldenin İslam diyarı olduğunun alametidir..."


         Ezan sözlükte “bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilan etmek” anlamlarına gelir. Dinî anlamı ise,  farz namazların vaktinin girdiğini belli sözlerle bildirmek ve ilan etmektir. Ezan okuyan kişiye de müezzin denir. Ezan, İslâm’ın bir şiarı ve sembolüdür. Camiler ile minarelerden yükselen ezan, bir beldenin İslam diyarı olduğunun alametidir.

         Ezan, Müslümanları namaz vaktinin girdiğini hatırlatan bir çağrı olmasının yanında ayrıca Allah’tan başka ilâh ve Rab olmadığını, Muhammed (s.a.s.)’in son peygamber ve tek önder olduğunu bütün insanlara bildirmek ve ilân etmektir.

         Ezan, insanları sadece bir olan Allah’a kulluk yapmaya ve itaat etmeye, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah’tan getirdiği hükümlere göre yaşamaya davettir. Müslümanlar ezanla, güçleri yettiğince gür bir sesle ve korkusuzca Allah’ın adını yükseltir, Allah’tan başka hiç bir güç tanımadıklarını, O’ndan başka hiç kimsenin önünde eğilmelerinin söz konusu olmadığını bütün dünyaya ilan ederler.

         Namaz Mekke döneminde farz kılınmakla birlikte, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Medine’ye hicretine kadar namaz vakitlerini bildirmek için bir yol düşünülmemiş, namazlar cemaatle kılınmadığı için buna ihtiyaç da duyulmamıştı. Medine döneminin başlarında bir süre sokaklarda “es-salâh, es-salah” (namaza, namaza) veya “essalâtü câmia” (namaz insanları toplayıcıdır) gibi sözlerle mü’minler namaza davet edilmiş, ancak bu yeterli olmamıştı.

         Mescid-i Nebevî'nin inşası tamamlanıp düzenli bir şekilde cemaatle namaz kılınmaya başlanınca, Hz. Peygamber vakitlerin girdiğini duyurmak için ne yapabileceğini arkadaşlarıyla görüşmeye başlamıştır. Bu esnada Hz. Peygamber’e vahiyle, ayrıca sayıları yirmiye kadar ulaşan sahabiye rüyalarında bugünkü ezanın şekli öğretilmiştir. Hz. Bilal tarafından sabah namazında, yüksekçe bir evin damında okunarak uygulamaya konulmuştur.

         Ezan ile Müslümanların hâkimiyeti ve özgürlükleri arasında bir bağ bulunmaktadır. Şöyle ki; Müslümanlar Mekke döneminde de namaz kıldıkları halde, ezan okuyamıyor ve cemaatle namaz kılamıyorlardı. Hicretten sonra Medine’de güçlü bir İslam toplumu oluşup hâkim duruma geldiklerinde ise; yüksek sesle ezan okumaya,  toplanıp hep birlikte cemaatle namaz kılmaya başlamışlardır. Müslümanlar tarih boyunca fethettikleri beldelerde hâkimiyetlerinin bir âlâmeti olarak öncelikle ezan okumuşlardır.

         Ezan, mü’minlere huzur verir, onları sevindirir. İnanmayanları, şeytanı ve şeytan tabiatlı kimseleri de rahatsız eder. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Namaz için ezan okunduğu zaman, şeytan oradan sesli sesli yellenerek uzaklaşır, ezanı duyamayacağı yere kadar kaçar. Ezan bitince geri gelir. Kamete başlanınca yine uzaklaşır, kamet bitince geri dönüp kişi ile kalbinin arasına girer ve ‘şunu hatırla’ , ‘bunu düşün’ diye insanın aklında daha önce hiç olmayan şeylerle vesvese verir. Öyle ki (buna kapılan) kişi kaç rekât kıldığını bilemeyecek hale gelir.” (Buhârî, Ezan, 4; Müslim, Salât, 19)

         Her namaz vaktinde ezan okumak, sünnettir. Ezan okumak için vaktin girmiş olması şarttır. Henüz vakit girmeden okunan ezanın vakit girince iadesi yani yeniden okunması gerekir.

         Her namaz için bir ezan ve bir kamet yapılır. Sadece cuma namazında iki ezan bulunmaktadır. Bu bakımdan, bir camide vakit namazı ezan okunarak ve kamet getirilerek cemaatle kılınmışsa, daha sonra tek veya cemaat olarak aynı vakti o camide kılacak olanların tekrar ezan ve kamet okumaları gerekmez.

         Ezan, namaz vaktini duyurmak maksadıyla okunduğu gibi; yeni doğan bir çocuğun ismi konulurken de okunmaktadır. Çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet okunmakta, ardından da ismi konulmaktadır. Bu uygulama Peygamber Efendimiz (s.a.s.) böyle yaptığı için mendup sayılmıştır.

         Ezanı işiten bir Müslümanın ezanın sözlerini müezzinle birlikte tekrar etmesi müstehaptır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Ezanı işittiğiniz zaman, müezzine icabet edin” buyurmuştur. (Buhârî, Ezan, 7)

         Ezanın sözleri Arapçadır, dünyanın her yerinde Arapça olarak okunmaktadır ve kıyamete kadar da böyle devam edecektir. Başka dillerde okunması caiz değildir, çünkü ezanın sözleri bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.s.) tarafından tespit edilmiştir. Üstelik ezanın hiç bir dildeki tercümesi, Arapça aslının yerini tutmaz, her milletten ve dilden Müslümanlarca anlaşılması da mümkün olmaz. Memleketimizde bir müddet ezan aslî şekli yerine Türkçe’ye tercüme edilerek okunmuş, bu uygulama halkımız tarafından tasvip edilmemiş, daha sonra ise bu uygulamadan vazgeçilmiştir.

 

         Sözlerime İstiklâl Şairimiz Mehmet Akif’in şu temennisiyle son vermek istiyorum:

 “Bu ezanlar ki  şehadetleri dinin temeli

   Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.”

YAZARLAR