Dr. Öğretim Üyesi İsmail Taşlı (Emekli)


FIRSAT VERİLİRSE HER ÇOCUK POTANSİYEL BİR ÜRETİCİDİR 2


Toplumsal hayatımızda bilinçsizce yaptığımız bir yanlış zamanla büyüyerek kontrol edilemez bir hale dönüşüyor. Sorun, dijital dünyamıza doğan küçük çocuklarımızın daha yürümeyi ve konuşmayı öğrenmeden akıllı telefonlarla tanışmış olması. Çocuklar telefonla oynarken gösterdikleri marifet bazı ebeveynler tarafından takdirle karşılanıp reklama dönüştürülmesi. Ancak, çocuklar büyüdükçe telefonla ilişkileri güçleniyor ve sosyal medya, onların sanal sosyal hayatlarına dönebiliyor. Böylece her ihtiyacını dijital ortamda karşılamaya çalışan, hazırcı bir gençlik ortaya çıkıyor. Nitekim yapılan bazı araştırmalarda günün 18 - 20 saatini sanal ortamda geçiren insanlarımızın varlığı ortaya çıkıyor.

Oysa ebeveynler çocuklarına küçük yaşlardan itibaren aile ortamında sorumluluklar verirse, bu onların hem özgüvenini hem de problem çözme becerisini geliştirir.

Örneğin: Evin faturalarını birlikte ödemek, Pazara beraber gitmek,  küçük görevler üstlenmek vb gibi. Nitekim annelerin kızlarına iş yaptırırken şöyle söyledikleri anlatılır “Kızım yaptığın bana ise öğrendiğin kendine”

Bu düşünceyi destekleyen şöyle bir hikâye anlatılır.

Eskiden, ateş tutuşturucuların kıymetli olduğu zamanlarda, fakir bir anne ile küçük kızı birlikte yaşardı. Kışın en soğuk günlerinden birinde, evleri buz gibi olmuştu. Anne, kızına dönerek:

“Ah yavrum, ateş yakıp ısınmak isteriz ama tutuşturucumuz yok,” dedi. Küçük kızın gözleri hüzünle parladı. Anne, çaresizce düşündü ve sonra aklına yakınlarda oturan bilge ihtiyar geldi. İnsanlar sıkıntıya düştüklerinde ona danışır, yardım isterlerdi. Anne kızına:
“Git kızım, bilge dededen biraz ateş iste. Onu tutuşturucu olarak kullanalım,” dedi. Küçük kız hızla komşu bilge dedenin kapısını çaldı. Durumu anlattı: “Dedeciğim, ateşe ihtiyacımız var. Onu tutuşturucu olarak kullanacağız,”   dede gülümseyerek “Evladım, sana ateş veririm ama koyacak bir kap getirmemişsin,” diye karşılık verdi. Küçük kız ise zekice bir çözüm sundu. “Dedeciğim, önce elime biraz soğuk kül koyun. Onun üzerine köz koyarsanız elim yanmaz. Böylece ateşi eve götürebilirim.”

Bilge dede şaşkınlıkla başını salladı, “Bunu ben hiç düşünmemiştim. Çocuklar küçük olsalar da zor zamanlarda akıllı ve mantıklı çözümler üretebilirler,” dedi.

Küçük kız, elinde külün üstünde közle eve döndü. Annesi hemen ocağı yaktı, alevler yükseldi, evleri sıcaklıkla doldu. O gün sadece bir ev değil, bilge dedenin kalbi de ısındı. Çünkü küçük bir çocuğun zekâsı ona büyük bir ders vermişti: Gerçek bilgelik bazen en masum akıllarda gizlidir.

Çocuklara küçük yaşta sorumluluk vermek, onları gerçek sosyal hayatın içine çekmek ve problem çözme bilinci kazandırarak; dijital dünyada kaybolmadan dengeli bireyler yetiştirmemize yardımcı olur. Bunun için küçük yaşta sorumluluk vermekle işe başlanabilir. Sofra kurmada destek almak, çiçekleri sulamak, alış veriş listesi hazırlamak, elektrik su faturası ödetmek, pazara beraber gitmek, komşularla selamlaşmak gerekirse ihtiyaçlarına yardımcı olmak vb gibi.

Zaman içinde çocuklara ufak problemlerle başa çıkma fırsatı verin. “Bugün sofrada eksik olan şeyi sen bulabilir misin?” Komşu teyzeye bu eşyayı götürebir misin? Bu tür görevlerin özgüven kazandırma ve çözüm odaklı düşünmeyi öğrettiğini unutmamak gerekir. İleri yaşlara doğru daha üst sorumluluklar verildikçe çocukların nice harika işler başaracağını görmek hepimizi mutlu eder diye düşünüyorum.

Okuldaki sosyal hayat ile evdeki sorumluluklar birbirini tamamlamalı. Bunun için öğretmen veli İşbirliği asla göz ardı edil-memeli. Böylece çocuğun hem akademik hem de sos-yal becerilerini dengeli bir şekilde gelişimine katkı sağlanmalı. Teknolojiyi kontrollü kullanım sağlayıp alternatif etkinlikleri spor, sanat, kitap vb. ön plana çıkarmakta son derece faydalı olacaktır. 

YAZARLAR