İnsan, hayat yolculuğu boyunca zaman zaman durup kendine bakmaya ihtiyaç duyar. Nerede durduğunu, nereye yöneldiğini ve hangi değerleri ihmal ettiğini fark edebilmek için… İşte Berat Gecesi, bu fark edişin mümkün olduğu nadir duraklardan biridir. Affın, arınmanın ve yeniden başlama iradesinin insana yeniden hatırlatıldığı müstesna bir zaman dilimi.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, hata ve kusurları ne kadar büyük olursa olsun kullarına ümit kapısını kapatmamalarını emreder. İlahi rahmet, insanın günahından da zaafından da daha geniştir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur: “De ki: Ey kendi aleyhlerine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar.” (1) Bu ilahi çağrı, insanı rehavete değil; sorumluluğa ve samimi bir yönelişe davet eder. Çünkü bağışlanma, sadece talep edilen bir lütuf değil, aynı zamanda bir dönüş iradesidir.
Berat Gecesi, İslam düşüncesinde yalnızca geçmiş günahların affı için değil, geleceğin daha bilinçli inşası için de bir imkân olarak görülmüştür. Tevbe, sadece dilden dökülen sözler değil; hayatın yönünü yeniden belirleme kararlılığıdır. Bu gece, nefsin bitmek bilmeyen arzu ve isteklerinden bir adım geri çekilip, “Nasıl bir insan olmalıyım?” soru-sunu samimiyetle sorma vaktidir. Çünkü en büyük sermayemiz zamandır. Geriye dönmeyen her an, ya lehimize ya aleyhimize bir şahit olarak kayda geçmektedir. Kur’an’ın ifadesiyle, ahirette kurtuluşa erenler; dünyadayken bu hesap bilinciyle yaşayanlardır. Kitabını sağından alan kimsenin sevinci, aslında dünyadaki bu bilinçli hazırlığın bir neticesidir. İman, ibadet ve istikamet; hayatın merkezine alındığında insanı huzura, toplumu ise güvene taşır.
Berat Gecesi’nin rahmet iklimini en güzel anlatan sahnelerden biri, Hz. Âişe validemizin rivayet ettiği hâdisedir. Bir gece Resûl-i Ekrem’i (s.a.s) yanında göremeyince onu aramaya koyulmuş, nihayet Bakî‘ Mezarlığı’nda başını semaya kaldırmış halde dua ederken bulmuştu. Peygamber Efendimiz (s.a.s), bu gecenin rahmet genişliğini anlatırken, Allah Teâlâ’nın Şaban ayının yarısın-da dünya semasına rahmetiyle tecelli ettiğini ve sayısız kulunu bağışladığını haber vermişti. (2) Bu rivayet, ilahi affın ne denli kuşatıcı olduğunu gösterirken, insana da bu rahmetten nasiplenme sorumluluğunu hatırlatır.
Berat, yalnızca “affedilmeyi istemek” değildir. Aynı zamanda affa layık bir hayatın peşine düşmektir. Yanlışlardan dönme cesareti, doğru-da sebat iradesi ve yarını daha sağlam temeller üzerine kurma niyetidir. Helal kazanç, temiz rızık, güzel ahlak ve adalet duygusu bu niyetin hayata yansımış hâlidir. Dua ise bu sürecin merkezinde yer alır. İnsan, elinden geleni yaptıktan sonra Rabbine yönelir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s), bu gecenin manevî çağrısını şöyle dile getirir: “Benden af dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Sıkıntıya uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim!” (3)
Dua; çaresizliğin değil, imanın ve umudun ifadesidir. Kalbi diri tutan, insanı hayata ve sorumluluğa bağlayan güçlü bir kaynaktır.
Berat Gecesi, geçmişin muhasebesini yapıp geleceği daha bilinçli adımlarla kurabilme fırsatıdır. Bu mübarek zamanın; bireysel hayatlarımızda, toplumsal ilişkilerimizde ve ahlaki duruşumuzda gerçek bir dirili-şe vesile olması temennisiyle…
Kaynakça:
(1) Zümer, 53.
(2) Tirmizî, Savm, 39.
3) İbn Mâce, İkâmet, 191.
