Haldun CEZAYİRLİOĞLU


Gugucuk… Gugucuk.


               Bazen küçücük bir şey alır götürür sizi, ta derinlere, geçmişe anılarınıza. En güzeli de çocukluğunuza.

               Öyle kolaydır ki aslında dönüvermek çocukluğunuza, sarılıvermek o günlerinize. Başka da hiç bir şey istemez sizden, ne hissen ne cismen. Bir ses yeter de artar bile bazen.

               Bir kumru sesi. Bir kumrunun sesi.  O guguk sesi. Kendisi görülmeyen, çatılarda, kiremit aralarındaki yuvasındaki kumru sesi. 

               Bu  sabah kahvaltısında daha ilk lokma ağzımıza girmeden ötüveren o ses... İşte o anda ne kahvaltı sofrasındasındır, ne de bir büyük kentte; İzmir'de.

               Uçup gitmişsindir kanatlarına binip o kumrunun. Dağlar, nehirler aşıp konmuşsundur o ücra şehire, Demirci’ye.

               O en çok sevdiğin sokaktasındır şimdi. Evler, bahçeler insan doludur. Hepsi ya kadın, ya çocuktur koca mahallenin. Erkekler işlerinde güçlerindedirler. Sokaklar, evler, bahçeler, fırınlar, halı tezgahları kadınlara ve çocuklara kalmıştır. 

               Hele biz çocuklar, üzerlerinde tek araba geçmemiş, geçmeyecek o sokakları fethetmiş bir haldeyizdir. Dokuz kiremit ise dokuz kiremit, çember çevirmek ise çember çevirmek, gazozuna maç ise maç, bütün gün o oyunların içinde adeta çevrim içiyizdir. Döner dururuz.

               Sabahında başlayan oyunların, akşamına babaların dönüşünde bitmesine ayarlanmış bir döngüdür o. 

               Hele yaz günleri, hele o tatil günleri... Gün bizim için uzar da uzar, babalar bizim için geç gelirlerdi evlerine sanki. Oyun içinde oyundu her şey, her yer.

               Sonra bir ses duyardım, oyunun en tatlı anı bile olsa duyardım. Bir kumru sesi, öylesine tatlı, öylesine uhrevidir ki. Tam da ikindi vaktidir o an, nedense?

               O sesi dinlerim, o ötüşü, o seslenişi. İrkilirim. 

               Sıcak gelir aslında o ses, sarar bütün benliğimi. Alır götürür. 

               Defalarca defalarca öter peş peşe. Ardı ardına. Beni bir mutluluk sarar, beni oyundan alır götürür. Dinlerim.

               O ses çocukluğumun seslerinden biridir. Çocukken sokak aralarında duyduğum sestir. O ses önce babaannemi hatırlatır bana, sonra üzerine salça sürülmüş yağlı ekmeği. 

               Çünkü ikindi vaktidir. Çünkü bütün gün koşmaktan yorulmuş ayaklarıma, yeni bir güç yükleme vaktidir. Akşamı çıkarmanın tam vaktidir.

O salçalı ekmeğin, bir köşeye daha çok da evimizin önündeki basamaklara oturulup yenme vakti, o seslerin, o ötüşlerin güzelliğini de keşfetmenin  vaktidir. 

               Bir kumru sesi yazdırdı tüm bunları bana, ya yazamadıklarım?

               Demirci sokaklarına bıraktığım çocukluğum? Oyunlarım? Arkadaşlarım? 

               Neredesin Muammer? Neredesin Mehmet, Hayri, Can, Bülent?

               

               Hani neredesiniz? Bak yine öttü kumru! Gugucuk… Gugucuk.

YAZARLAR