Adil ARSLAN


İNŞALLAH MUHSİNLERDEN OLURUZ!

Yine bir 25 mart ! Yine hüzün, yine mahcubiyet! Yine yürek yangını!


* Adil ARSLAN 1966 Yerköy doğumlu.  1988 Selçuk İlahiyat Fakültesi mezunu. İlk görev yeri  Demirci Kız Meslek Lisesi. Demirci Lisesi ve Demirci İmam-Hatip Lisesi’nde derslere girdi. 1988 - 1990 yıllarında Demirci’de çalıştı. İlk görev yeri Demirci’yi ve güzel insanlarını hiç unutmadı. 1990 - 2018 yılları arasında Yozgat’ın çeşitli okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Halen Ankara Atatürk Lisesinde Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmeni olarak görev yapmakta.

                11 yıl geçmiş şehadetinin üzerinden! Ne hesabı sorulabildi, ne tefekkürü, ne mücadelesi tam anlatılabildi. Elde olan yüreklerdeki sevgi, dillerdeki dua, hüsnü şehadet ifadeleri. Bunlar da çok büyük hazineler aslında. Kim Muhsin Yazıcıoğlu gibi şehit olmak ve O’nun gibi anılmak istemez, kim o kadar hayır duayı almak, hüsnü şehadet edilmeyi istemez!

                Gönül isterdi ki fikri, mücadelesi, ahlâkı yaşarken anlaşılsaydı! Dr. Mehmet Güneş Başkanla ilgili “kadri sengi musallada bilinen adam” diye ifade etmişti. Yani kıymeti musalla taşında bilinen adam. Nitekim öyle oldu. Bütün bir millet O’nu sonsuzluğun Sahibine birlikte uğurladı. Ferit Kam da kadir kıymetin vefat edince anlaşılması ile ilgili şöyle demişti;

                “Sağlığında nice ehli hünerin

                Bir tutam tuz bile yoktur aşına.

                Öldürüp onu evvel açlıktan

                Sonra bir türbe yaparlar başına.”

                Olsun… hiç olmazsa vefatıyla milletin nezdinde anlaşılmaya başlandı. Şunu gördük ki her kesimden insana dokunmuş, sevgisini saygısını kazanmış. Yakınındaki insanlar O’nun ismine uygun bir adam olduğunu az çok biliyorlardı. Vefatından sonra herkes ne kadar Muhsin olduğunu anlamış oldu. Muhsin demek kısaca vermeyi, iyilik yapmayı hayat tarzı edinmiş kişi demektir. Allah için kullanıldığında sonsuz ihsanı, sonsuz vericiliği ifade eder. İnsan için de kullanılır. İnsan için kullanıldığında insani ölçüler içerisinde yapılabilecek iyilik ihsan anlatılır.

                Şaban Ali Düzgün hoca “Sarp Yokuşun Eteğinde İnsan” adlı kitabında İhsanı; “Sarp Yokuşun Dinamiği” olarak tanımlar ve şöyle der: “İnsanın müminliğini bir iddianın ötesine geçirip imanına insanları şahit tutacak eylemlerde bulunmasını Kur’an ihsan kavramıyla ifade eder. Bu anlamda ihsan vericilik demektir. Allah, âlemle ve insanla ilşkisi, O’nun “Muhsin  isminin bir tecellisidir. Allah bu ismiyle ihsanda bulunarak hem varlığı yaratmakta hem yaratırken kendilerini gerçekleştire- bilecekleri yeteneklerle onları donatmakta hem de yaşamları sürecinde taleplerine karşılık vermektedir. Sarp Yokuşu göze alan insan da, bütün yapıp etmelerinde Allah’ın varlıkla kurduğu bu verici ilişki tarzını model alan ideal insanı temsil etmektedir. Bu anlamıyla h-s-n kökünden türeyen ihsan, insanın yaptığı işin ahlaken en iyisini, estetik olarak en güzelini, ekonomik olarak en âdilini ve en faydalısını, bilgisel olarak da en doğrusunu amaç edinmesi demektir.     

                Allah’ın mü’minlerden Şahitler olmalarını istemesi, bu vericilikle doğrudan ilişkilidir. Şahit olmak, herkesin şahit gösterebileceği kadar tarafsızlığı, güvenilirliği ve hakkaniyet sahibi olmayı ifade ettiği kadar, müşahede edilecek eylemlerde bulunmayı, Kur’an’ın diliyle salih amel işlemeyi ve böylece örnek kişi olmayı ifade etmektedir. Kur’an’ın bu buyruğunu gerçekleştirme imkânı, bizim dışımızdakilerin yaşamlarına katkıda bulunmaya bağlamıştır.” (Şaban Ali Düzgün, Sarp yokuşun eteğinde insan s. 16 - 17)    

                Bu manada Muhsin Başkan ismiyle müsemma yani sahip olunan ismin içerdiği manayı özellik olarak kendinde barındırandır. O hayatını vatanından, milletten, devletinden almak üzerine değil vermek üzerine inşa etmişti. Bu uğurda zaten en kıymetli şey olan canını da verdi zaten. Vefatı sırasında Annesi Fidan teyze Devlete şöyle sitem etmişti: Oğlum Muhsin'i ne zaman çağırsam "Anne devlet, millet çağırdı." derdi ve giderdi.. Bir kere o devleti çağırdı kimse gelmedi.     

                Cenaze namazını kıldıran Ali Bardakoğlu hoca “Muhsin kardeşimiz istikâmet sahibi, vatansever bir insandı” demişti. İstikâmet sahibi olmak maalesef siyasiler için pek kullanılabilecek bir özellik değil. İktidar olmak tüm siyasilerin en doğal hedefidir. Ancak iktidar olmak için ya da iktidarda kalmak için her yolun mübah görülmesi, yalan söylemenin siyasetin doğal yolu görülmesi maalesef siyasilere güvenmeyi öldürdü. Şehadetinden bir hafta önce şöyle demişti : “Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiçbirimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Küf dedi mi gitti. Bunun da nerede geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil. Bir saniyenize bile hakim değilsiniz. Bir saniyesine bile hakim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah'ın izniyle ha-yatım boyunca hep böyle gittim.” 

                Kendisiyle bir dönem siyaset yapan Orhan Arslan hoca: “Çok az siyasetçiye nasip olan ahlâklı bir hayat yaşadı. Meclise ve politika arenasına onur verdi. Hiç yanlış yapmadı. Para, pul, makam ve mevkileri elinin tersiyle itiverdi. Örnek siyasetçi oldu.

                Siyaset bilimi okutan fakültelerin ders kitaplarına örnek kişi olarak koyulacağına ve hakkında pek çok doktora tezleri yapılacağından hiç şüphem yok …

                O zamanlar; “Bir büyük partiden aday olsaydın da bakan olsaydın” diyenlerin, şimdi telefonlarla “ne kadar isabetli bir Başkan ile siyaset yaptığımdan dolayı” tebrik etmelerini, Duha suresinde Efendimize (bize de) “sonun şimdikinden hayırlıdır” diyen Rabbimizin bir lütfu olarak görüyorum..” diyor

                Yine bir dönem O’nunla siyaset yapan Dr. Mustafa Çalık hoca “Haline baktım yani o samimiyete baktım. İmana baktım, ahlâka, o dürüstlüğe... dedim ki yani sahtekârlarla kazanmaktansa bununla kaybederim..." diyerek dürüst siyasete işaret ediyor.

                Düz durup,düz yaşadığı için belki iktidar olamadı ama gelinen nokta da düz siyasetin, dürüst yönetimin ne kadar önemli olduğu açığa çıktı. Dürüst olmayan siyaset insanların umutlarını hayallerini tüketti. Güven duygusunu yok etti.

                Bugün artık iyice anlaşılmıştır ki başta siyaset ve yönetim alanında olmak üzere toplumsal hayatın her alanında dürüstlük, adalet, istikamet, hakkaniyet, liyakat hakim olmadıkça toplumumuz huzur ve güven toplumu olamayacak.

                Bu duygu ve düşünceler içerisinde 11 yıl önce bugün Şehit edilen Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını rahmet, minnet ve özlemle anıyorum.

                Mekânları cennet olsun.