Şaban Çetin


“KOCAYAYLA ŞEHİDİ GÖRDESLİ MAKBULE HANIM …”


            Aracımı Sındırgı’nın “İşinibilir” Köyünde bırakarak sırt çantam ve batonlarımla Akhisar- Sındırgı dağları sınırında yer alan “Kocayayla”ya ulaştım.

            Amacım, 10 Kasım Ata’yı anma yürüyüşüyle Kurtuluş Savaşı yıllarında burada yapılan savaşta şehit düşen “Gördesli Makbule Hanım’ın kabrine ulaşmak.

            Burası Akıncılar bölgesinin en yüksek mekânlarından biri.

            Meralık, geniş bir azonal bölge, ormanlık alanların üzeri.

            Kuzeyde bütün heybetiyle Ulus Dağı…

            Doğuda Kertil Yaylası, aşağılar dalga dalga dağlık alan.

            Gök berrak. Yer yer alıcı kuşlar süzülüyor.

            Yerde uzayan sonbahar, ıssızlık, ara ara kuş sesleri…

           En önde İbrahim Ethem, ardında Parti Pehlivan, yanında Ustrumcalı  Halil Efe ve eşi Makbule Hanım ve diğer erat ... Makbule Hanım güzel bir doru atın üzerinde etrafı gözetliyor. Üstünde siyah bir ceket pantolon, ayağında çizme, başında siyah bir başlık, belinde bir japon filintası. Birçok pusudan kurtulmuşlar hayata ve düşmana meydan okuyorlardı. Pusu, gece baskını, silah sesleri, at kişnemeleri ortalığı inletiyordu sanki…

            Zirveden aşağıya doğru uzun bir yürüyüşe geçtim.

            Aşağılara inildikçe sık orman alanına giriliyor. Küçük dereler birleşerek daha derin vadiden geçip “Harlak Deresi” adını alarak güneye uzanıyordu. Dereler kuruydu.

            Etraf,  yukarılara doğru alacalı beleceli sıkı meşe ormanıyla döşeli.

            Açılmış toprak yol dışında yürümek, zahmetli.

          Nihayet uzun bir yürüyüşten sonra, “Eğridere Köyü” doğusundan meşelik dik dağdan gelen derin vadinin  “Harlek Deresi”yle buluştuğu “ Dereçatı” mevkiinde Makbule Hanım’ın kabrine ulaştım.

XXX

             Tel örgülü yalnız bir kabir.

             Mezar taşında “ Şehit. Milli Mücadele Kahramanı Gördes Kızı Mücahit Makbule Hanım. D:T: 1902 Ş.T: 17.03.1922 Ruhuna Fatiha” yazısı.

Başucunda Albayrak.

             Bayrak dalgalanmaya başladı hafifçe.

             Gece, zifiri karanlık. Ayaz.

             Aniden kurşun sesleri, at kişnemeleri, bağırış çağırış…

             Uzaklardan bir kurşun.

             Yaylada derin bir “Allah” sesi.

             Kumral saçları başından ileride, yerde uzanıyor Makbule.

             Beyni saçlarının üzerinden bir nur gibi akıyor.

             Gözleri yarı açık. Süzgün.

             Ağlıyor mu gülüyor mu belirsiz.

             Önce kollarında sonra bacaklarında derman kalmadı.

             Göğüs kafesi hızlandıkça hızlandı…

             Derenin karşısındaki koca çınardan havalanan bir kuş sesiyle kendime geldim.

XXX

             Koskoca kaymakam ve etrafındaki erat, çocuk gibi hüngür hüngür ağlaşıyorlardı. Halil Efe deliye dönmüştü.

             Ne yapsındı.

             İlle de ısrar etmişti Makbule müfrezeye katılmak için. Adeta yalvarmış.

             “sen kal, denildiğinde”

             “ben kalmayacağım, siz nerede ölürseniz ben de orada öleceğim” demişti.

              Sekiz aydır müfrezeyle birlikte karda kışta fırtınada, taşları yastık bulutları yorgan yapmışlardı

              Gün ağarınca.

              Şehidi alıp geri çekildiler.

              Naaşı düşman eline geçsin istemiyorlardı. Bu yüzden koca yayladan indirip dualarla buraya defnettiler.

              Issız ormanlarda tek başına.

              Çok yükseklerden bir tayyare sesi, sessizliği bozmuştu.

               Buralara ulaşan bir başka ses de herhalde,  uzaklardan ana evinden yükselen ağıttı.

Ses verin sesime dağlar
Benim kuzum orda mıdır?
Hiçbir haber alamadım

Yoksa başı darda mıdır?

 

Dağlar dağlar uzun dağlar

Yüreğimde tozun dağlar

Kurdu kuşu sen sakladın

 Nerde benim kuzum dağlar?

                Ruhuna Fatihalar okuyup, vedalaşarak Dereçatı’ndan ayrıldım.

                Kocayayla’ya doğru dönüşe geçtim.