Halıkent

Dr. Nurullah ABALI


Mü’minlerin Okuması Gereken Allah’ın 3 Çeşit Ayeti / Kitabı : Kur’an, Kâinat, İnsan

"...Rabbimiz kendi vücudumuzdaki, çevremizdeki her şeye ayet diyor. Tabiatı yaratan kim ise, Kur’an’ı indiren de odur. Mü’minlerin Allah’ın bu üç çeşit kitabı okumaları gerektiği bir emirdir. Kur’an doğru olarak okunursa astronomi, fizik, botanik, arkeoloji, antropoloji, jeoloji, jeomorfoloji, biyoloji, embriyoloji, sosyoloji, psikoloji, zooloji okumamız gerektiği de hatırlatılmış olacak. Kur’an’ı anlamaya çalışırken tabiata da müracaat etmeliyiz..."


Ayet delil, işaret, ibret anlamlarına gelir. Her ayet sahibini, yani Allah’ı işaret eder. Kur’an’a baktığımız zaman 3 çeşit ayetin var olduğunu görebiliriz:

1-) İndirilmiş (tenzili) ayetler.

Bunlar tüm nebilere vahyedilip tebliğ edilen ayetler, yani ilahi kitaplardır.

2-) Yaratılış ile ilgili (tekvini) ayetler (Fussilet [41] 53).

Kur’an’a göre evrende yaratılmış olan her şey, Allah’ın tabiatta yaratıp yerleştirdiği bütün kanunlar birer ayettir.

3-) İnsanın kendisi (Fussilet [41] 53; Zariyat [51] 21).

Rabbimiz kendi vücudumuzdaki, çevremizdeki her şeye ayet diyor. Tabiatı yaratan kim ise, Kur’an’ı indiren de odur. Mü’minlerin Allah’ın bu üç çeşit kitabı okumaları gerektiği bir emirdir. Kur’an doğru olarak okunursa astronomi, fizik, botanik, arkeoloji, antropoloji, jeoloji, jeomorfoloji, biyoloji, embriyoloji, sosyoloji, psikoloji, zooloji okumamız gerektiği de hatırlatılmış olacak. Kur’an’ı anlamaya çalışırken tabiata da müracaat etmeliyiz.

Kur’an’ı okumak, kâinatı okumaktır

Kur’an’da bakılması, incelenmesi, ibret alınması istenilen varlıklardan bazıları: Ay (Fussilet [41] 37), bitkilerin yaratılışı (Abese [80] 24), dağlar (Ğaşiye [88] 19), deve (Ğaşiye [88] 17), gece ve gündüz (Rum [30] 20), göklerin ve yerin yaratılması (Ğaşiye [88] 18, 20; Kaf [50] 6; Rum [30] 22, 25; Yusuf [12] 105; Zariyat [51] 20-21), Güneş (Yasin [36] 38), hayvanlar (Mü’minun [23] 21; Nahl [16] 66), insanın yaratılışı (İnsan [76] 2; Rum [30] 20; Tarık [86] 5), ölü toprak (Yasin [36] 33), renk ve dillerin farklı olması (Rum [30] 22), uyuyor olabilmek [uyku bilimi] (Rum [30] 23), şimşek (Rum [30] 24), yaratılmış olan her bir şey (Araf [7] 185).

 Namaz Kılmak da Laboratuvarlarda Araştırma Yapmak da İbadettir

Bunlardan örneğin yer, gökler, kâinat üzerinde düşünmemizi isteyen bizzat Kur’an’dır: “Onlar … göklerin ve yerin yaratılışı üzerine tefekkür ederler: “Rabbimiz! Bütün bunları anlamsız ve amaçsız yaratmadın! …” (Al-i İmran [3] 191). Kur’an, bunu da bir ibadet gibi yapmamızı ister. Üstelik burada bilim insanı, bilim insanı olmayan ayrımı da yapmaz. Bu görevi tüm Mü’minlere yüklemektedir. Tabir caizse Mü’minlere, yaratılışın nasıl olduğunu öğrenmeyi bir kulluk vazifesi olarak yüklemektedir.

Allah’ın yaratmış olduğu her ne varsa onu incelemek bizim dinimizin, Kur’an’ın tıpkı namazı emretmesi gibi bir farzıdır. Dolayısıyla yaratılmış olan her şey bir Mü’minin okuyup incelemesi ve araştırması gereken konular arasındadır. Bunu yapmadığımızda Kur’an’ın yüzden fazla ayetini yok sayıyoruz demektir. Dolayısıyla namaz kılmak nasıl ibadetse, laboratuvarlarda bilimsel araştırmalar yapmak da ibadettir. Elbette birisi diğerinin alternatifi değildir. Bunlar, birlikte yapılması gereken şeylerdir. Çünkü Allah bu evreni tanımayı, incelemeyi de bize görev olarak yüklemiştir.

Kur’an, Din ile Bilim Arasında Ayrım Yapmaz

Fatır [35] 27-29. ayetlere baktığımızda okumamız / tilavet etmemiz gereken kitap, kitabullah, yani Allah’ın kitabıdır. Ama bu kitap, sadece Kur’an’dan ibaret değildir. Ayetin bağlamına baktığımızda gökten indirilen yağmurdan, rengarenk bitkilerin yetiştirilmesinden, dağlardaki rengarenk yollardan söz ettiğini görebiliriz. Ayetin en sonunda da, “Kulları içinden sadece (gerçeği) bilenler Allah’a saygı duyarlar” denilir. Yani ayetin bağlamına bakıldığında Kur’an’ın Allah’a karşı en duyarlı dediği insanlar dini bilgilerle değil, evrenle, tabiatla uğraşan, kâinat kitabını tanıyan bilginler kast edilmektedir. Öyleyse 29. ayette tilavetinden söz edilen kitabullah, önce kâinat kitabıdır.

Kur’an’a göre dini ilimler, fen bilimleri şeklinde bir ayrım geçerli değildir. İndirilmiş ayetlerin oluşturduğu din ile yaratılmış ayetlerin oluşturduğu bilim aynı kaynağın delilini gösterirler. Allah’ın kitabındaki ayetleriyle kâinata yerleştirdiği ayetleri ayrılamazlar. Allah’ın kitabındaki ayetleri tefsir eden bir müfessir ne kadar değerli bir iş yapıyorsa, Allah’ın kâinatta yarattığı ayetleri inceleyen bir bilim insanı da o kadar değerli bir iş yapmaktadır. Bu açıdan din ile bilim ayrılmaz bir bütündür.

İnsan maddesiyle, manasıyla; bedeniyle, ruhuyla; vücut yapısıyla, fıtratı ve vicdanıyla bir kitabın ayetidir. Kendimize de bakmalıyız: “Ben kimim? Nereden geldim? Sahip olduğumu düşündüğüm şeylerden hangisi gerçekten bana ait? Ağzım, parmaklarım, gözüm… bunlar ne kadar büyük birer nimet. Bunların gerçek sahibi ben miyim?” Bunlarla bakınca Rabbimizin bizzat kendimizde yaratılmış olduğu ayetleri göreceğiz.

Gördüğümüz gibi Kur’an sadece kendi ayetleri üzerinde değil, yaratılmış her şey üzerinde düşünülmesini, incelenmesini, ibret alınmasını ister. Çünkü her şeyi yaratan Rabbimizdir. Yaratılmışlar arasında bir farklılık, aykırılık olmadığı için hepsi de bizi yine onları yaratmış olana götürür. Kısaca, her şey bize Allah’ı anlatır, O’nu tanıtır.

YAZARLAR