
Mesleğim gereği çocuk ve çalışma saatimin büyük bir çoğunluğu çocuk ve ergenlerle geçiyor. Çoğu zaman da öğrencilerimin anne ve babalarıyla görüşmeler gerçekleştiriyorum. Sokakta ve çevremdeki insanlarla konuşup onların fikirlerini almak güzel geliyor. Bu konuşmalardan bana kalanlardan birisi de yeni kuşağa yapılan sitem dolu cümleler. Peki insanlık sadece bu yıllarda mı yeni kuşağa sitem etmiştir?
Aileler her ne kadar “bizim zamanımızda çocukluk bu şekilde değildi’’ dese de ve buna “biz annemizin sözünden çıkmazdık’’ diye eklese de bunlar bana pek te gerçekçi gelmiyor. Samuel Noah Kramer in “Tarih Sümer’de Başlar” isimli kitabında bu durumla ilgili bir örnek vardır. Yaklaşık 3500 yıl önce Sümer Uygarlığı’ na ait 17 kil tablet metni çözümlenmiş ve bu metinde baba ve çocuğun çatışmasına yer vermiştir. Metinde baba oğlundan onun okula gitmesini ve derslerine gayretle çalışmasını sokaklarda sürtmeden eve gelmesi gerektiği yazılıdır. Bundan sonra metin babanın oğlunu geçmişte yaşayan insanların tecrübelerinden yararlanmasını öğütleyerek devam eder. Bundan sonra da metinde oğulun babasına diklenmesi ve onun yapmış olduğu davranışlardan dolayı babanın yataklara düşmesi konu edinir. Baba oğlunun kendisine nankörlük ettiğini belirtmiş oğluna saban sürdürmediğini öküz güttürmediğini diğer babalar gibi çocuğunun kendisine yardım etmesini istemediğini fakat oğulun yine adam olmadığını anlatmıştır. Buna ek olarak baba oğlundan kendi mesleğini devam ettirmesini ancak oğlunun inatla başka mesleği yapmak istemesinden özellikle incindiği belirtilmiştir. Bu metin aile çocuk çatışmasının eski zamanlarda da olduğunun en önemli kanıtıdır.
İnsanlık tarihine bakıldığında nerdeyse her nesil kendisinden sonraki nesli “kayıp’’ nesil olarak kabul etmektedir. Yetişkinler bir araya geldiklerinde konuşulan konulardan birisi de “ne olacak bu gençlerin hali, şimdiki gençlerde iş yok’’ cümleleriyle gelecek nesle duyulan kaygı ve sitem dolu cümlelerdir.
Eğer yeni nesli ve gençleri samimi bir şekilde anlamak istiyorsak dünyaya onun bakış açısıyla bakmayı öğrenmemiz gerekecektir. İçinde bulunduğumuz dünyanın şartları teknolojik yenilikler, dünyada geçekleşen önemli olaylar, toplumun yapısı ve toplumun değerli bulduğu çoğu şey sürekli değişirken gelen nesillerin de farklılaşmasına saygı ile yaklaşmak ve onları oldukları gibi kabul etmek gerekmektedir.
Bir insanın en büyük becerilerinden birisi çevresindeki insanların kalbine ve aklına dokunabilmektir. Gençlerin ve ergenlerin kalbine ve aklına dokunabilen bununla birlikte nasıl ve niçin sorularına onları terslemeyip aşağılamayıp yeterlilikleri ölçüsünde cevap verebilen ailelerin çocuklarıyla daha az olumsuz çatışma yaşadığını görüyorum.
Gelecek nesli eleştirmek yerine onlara yaşanılabilecek bir toplumsal düzen ve dünya bırakmak yetişkinlerin en önemli görevidir. Biz “ne olacak bu gençlerin hali” seklinde sormak yerine “ne olacak bu yetişkinlerin hali” sorusunu kendimize sormamız herkes daha faydalı olacaktır. Günümüz dünyasında yaşanan siyasi, toplumsal ve ekonomik sorunların tamamı yetişkinlerin eseridir. Çocuklar ve gençler anne babaların ulaşamadıkları hedeflerin, hayallerin ve arzuların tatmin edilme aracı değildir.

