ÖZLEM CANLI HALIKENT Bölge Gazetesi Yazı İşleri Md.


ÖRNEK HİKAYELER // KÜÇÜK KUŞ


               Havaalanına geldiğimde, başım çatlayacak gibi ağrıyordu. Uçağımın kalkmasına çok az bir süre kaldığı için âdeta koşar gibi yürüyor, fakat her adımımda beynimin sarsıldığını hissediyordum. Muamelelerimi halledip alana çıktığımda, başıma değercesine uçan bir kuş sürüsünün sesi ile yerimden sıçradım.

               Can sıkıntısıyla:

               - Sersem hayvanlar, diye söylendim. Uçacak başka yer bulamadınız mı?

               Uçağa bindiğimde, derin bir nefes alarak koltuğuma oturdum. Ve çantamda bulunan ilaçlardan iki tanesini yutarak arkama yaslandım. Hareket ederken, pistin kenarında uçuşan birkaç tane kuş görüyordum. Biraz önceki hadiseyi hatırlayarak:

               - Geri zekâlılar, dedim. Uçmasını bile beceremiyorsunuz.

               Uçağımız yükselirken, ilaçların tesiri ile başım uyuşmuş ve göz kapaklarım ağırlaşmıştı. Biraz sonra da uyuyarak rüya görmeye başlamıştım. Sık sık gördüğüm tuhaf rüyalardan biri olmalıydı. Çünkü kendimi dev bir uçak olarak görüyordum. Yan tarafımda Boing 707 yazıyor ve muhteşem kanatlarım, ıslık çalarak bulutları yarıyordu. Dünyaya tepeden bakarken:

               - İşte uçmak bu, diyordum. Uçunca böyle uçmalı.

               Birden sağ kanadıma ufak bir kuşun konduğunu gördüm. Başıma musallat olan kuşlardan biriydi bu.

               Sert bir sesle:

               - Bana bak, dedim. Ne işin var kanadımda?

               - Hiiiç, diye cevap verdi. Sana bakıyorum.

               - Senin yerin aşağılarda acemi, dedim. Hem uçmayı öğreneceksen başka birinden öğren. Kanadımın üzerinde yan gelip ayak ayaküstüne atarken:

               - Uçmayı en az senin kadar bilirim, diye karşılık verdi. Hem bu yüksekliklerde de uçabilirim.

               Sert bir sesle:

               - Hadi oradan bacaksız, diye söylendim. Boyun kadar konuş.

               Bana doğru dönerek:

               - Bacaksız dediniz de aklıma geldi, dedi. Sizin bacaklarınız, yani iniş takımlarınız, duyduğuma göre bazen açılmayıp yere çakılıyormuşsunuz.

               - Bu her uçakta olabilir, dedim. Ne varmış yani?

               - Fakat dedi. Şimdiye kadar iniş takımları açılmayıp gagası üzerine çakılan hiçbir kuş gösteremezsin.

               Bu ukalalığı, canımı iyiden iyiye sıkmış ve kan beynime hücum etmişti.

               - Susar mısın sen, dedim. Çok gürültü ediyorsun. Susmak bir yana, sesini daha da yükselterek:

               - Ne dediğini pek duyamıyorum, dedi. Motorun o kadar sesli çalışıyor ki. Hâlbuki benim motorumdan en ufak bir ses bile duyamasın.

               Bu kuşu başımdan defetmek istiyor, fakat kanatlarım hareketli olmadığı için onu üzerimden bir türlü atamıyordum. Biraz korkutmak için: 

               - Defol git başımdan, diye gürledim. Bir çarparsam görürsün.

               - Çarparım dediniz de aklıma geldi, dedi. Bazen de havada çarpıştığınız oluyormuş.

               Bir ‘ya sabır’ çekip:

               - Bu çok nadir olur, dedim. Ancak kırk yılda bir,

               - İyi ama, dedi, dünya kurulalı beri hiç bir kuş, havada bir diğerine çarpıp düşmemiştir.

               Kuş konuştukça konuşuyor, yakıt sarfiyatının azlığından, uçuş menzilinin fazlalığından ve manevra kabiliyetinin üstünlüğünden bahsediyordu. Ona verebilecek bir cevap arıyor, fakat bir türlü bulamıyordum.

               Aniden, birisinin dokunmasıyla irkildim. Yanımda oturan delikanlıydı bu.

               - Alana indik beyefendi, dedi. Uyumuş sunuz.

               Teşekkür ederek yerimden kalktım ve çantamı alarak uçaktan ayrıldım. Başımın ağrısı geçmiş ve neşem yerine gelmişti. Terminale doğru yürürken, başka bir uçağın havalandığını duyuyordum. Yürümeyi bırakarak o tarafa döndüm.

               Gözlerim yükselen uçağın kanatlarında, o küçük kuşu arıyordu.

YAZARLAR