İnsan, yaratılışı gereği özgür olmayı sever. Düşünebilmek, karar verebilmek ve iradesiyle yönünü tayin edebilmek onun en büyük nimetlerindendir. Ne var ki bazı alışkanlıklar zamanla bu özgürlüğü sessizce elinden alır. Başlangıçta "ben kontrol ediyorum" denilen birçok davranış, fark edilmeden insanı kontrol etmeye başlar. İşte bağımlılık tam da böyle bir süreçtir.
Bugün bağımlılık denildiğinde akla çoğunlukla alkol, sigara veya uyuşturucu geliyor. Oysa çağımızın gerçeği bunun çok daha ötesindedir. Kumar, ekranlar, sosyal medya, dijital oyunlar, hatta kontrolsüz tüketim alışkanlıkları da insanın hayatını kuşatabilmektedir. Ortak noktaları ise aynıdır: İnsanın zamanını, zihnini ve iradesini esir almak.
Bilim, bağımlılığın yalnızca kötü bir alışkanlık değil, tedavi edilmesi gereken bir sağlık problemi olduğunu ifade etmektedir. Bu gerçeği kabul etmek, bağımlılıkla mücadelede ilk adımdır. Çünkü kişi çoğu zaman bağımlı olduğu şey olmadan yaşayamayacağını, onun kendisini rahatlattığını düşünür. Oysa bu rahatlama geçicidir; geride ise daha büyük bir boşluk bırakır. Kısa süreli hazlar, uzun süreli pişmanlıklara dönüşebilir.
Bağımlılıkların büyük bir kısmı dramatik başlangıçlar yapmaz. Çoğu zaman "Bir kereden bir şey olmaz.", "Herkes deniyor.", "İstersem bırakırım." gibi cümlelerle başlar. Fakat insanı asıl yanıltan da budur. Küçük görülen bir adım, zamanla geri dönüşü zor bir yola dönüşebilir. Bu nedenle korunmanın en etkili yolu, yanlışın ilk adımına karşı bilinçli olmaktır.
Gençlerimiz ise bu konuda en hassas gruplardan biridir. Kimlik arayışı, kabul görme isteği ve merak duygusu bazen onları riskli davranışlara yaklaştırabilmektedir. Ancak gençlik, tüketilecek değil üretilecek bir sermayedir. Bir gencin enerjisini sanal dünyalarda tüketmesi yerine ilimde, sanatta, sporda, gönüllülük faaliyetlerinde ve topluma fayda sağlayacak çalışmalarda değerlendirmesi hem kendisi hem de geleceğimiz adına büyük bir kazançtır.
Burada ailelere de önemli görevler düşüyor. Evlatlarımızı yalnızca tehlikelerden korumaya çalışmak yetmez; onların kendilerini değerli hissedecekleri bir aile ortamı oluşturmak gerekir. Dinleyen, anlayan, yargılamadan rehberlik eden anne babalar, bağımlılığa karşı en güçlü koruyucu kalkandır. Aynı şekilde öğretmenler, din görevlileri, sivil toplum kuruluşları ve bütün toplum, gençlerin yanında olduklarını hissettirebilmelidir.
İslam, insanın aklını, bedenini ve onurunu korumayı temel hedeflerinden biri kabul eder. Bu sebeple insanın iradesini zayıflatan ve sağlığını bozan her türlü alışkanlıktan uzak durmayı öğütler. Yüce Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun." (1)
İyi arkadaş, sağlıklı çevre ve doğru örnekler, insanın karakterini şekillendirir. Kötülüğün yaygın olduğu ortamlardan uzak durmak kadar iyiliğin bulunduğu meclislerde yer almak da bağımlılıkla mücadelede önemli bir adımdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ise insanın hem kendisine hem de başkasına zarar vermesini yasaklayarak şöyle buyurmuştur: "Ne zarar vermek vardır ne de zarara zararla karşılık vermek." (2)
Bu hadis, bağımlılıkların yalnızca bireyi değil; ailesini, arkadaşlarını ve bütün toplumu etkileyen yönünü de düşündürmektedir. Çünkü hiçbir bağımlılık yalnızca bir kişinin problemi olarak kalmaz; sevgi bağlarını, güveni ve gelecek umutlarını da yıpratır.
Bununla birlikte bağımlılıkla mücadele eden insanları umutsuzluğa sürüklemek doğru değildir. Her insan hata yapabilir; önemli olan hatada ısrar etmemek ve yeniden ayağa kalkabilmektir. Tedavi yollarına baş-vurmak, uzman desteği almak, aile ve dost çevresinden yardım istemek bir zayıflık değil, aksine güçlü bir iradenin göstergesidir. İnsanı yeniden hayata bağlayan şey çoğu zaman yalnız bırakılmaması ve kendisine güvenilmesidir.
Anlaşılan o ki bağımlılıkla mücadele; sadece bir sağlık meselesi değil, aynı zamanda bir eğitim, aile, ahlak ve medeniyet meselesidir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi korkutarak değil, bilinçlendirerek; dışlayarak değil, anlayarak; yalnız bırakarak değil, yanlarında durarak koruyabiliriz. Çünkü gerçek özgürlük, insanın nefsinin ve alışkanlıklarının esiri olmadan yaşayabilmesidir. İradesini koruyan insan geleceğini de korur; geleceğini koruyan toplum ise yarınlara güvenle yürür.
Kaynakça:
(1) Tevbe, 9/119.
(2) İbn Mâce, Ahkâm, 17.

