Zafer DİLŞEKER - Emekli Binbaşı


SAKARYA MEYDAN SAVAŞI ( 1 ) ( SAKARYA MELHAME-İ KÜBRÂSI )


kabiliyetini gittikçe azalttı ve sonunda bundan mahrum hale getirdi. Bu durum hissedilir hissedilmez, önce Türk Ordusunun sağ ka nadı Sakarya doğusundan Yunan sol kanadına ve sonra da bütün cephede karşı taarruza geçerek galebeyi temin eden darbeyi vurdu. (13 Eylül 1921)

               23 Ağustos’tan 13 Eylül’e kadar geceli gündüzlü ara vermeden yirmi iki gün yirmi iki gece devam eden bu çetin ve kanlı muharebelerden sonra, düşman ordusu mağlup ve perişan olmuş bir şekilde Sakarya Nehrinin batısına geri çekilmeye mecbur edildi. Sakarya Meydan Savaşını sonuçta Türk Ordusunun kazanması, Yunan kralının ve ordularının Ankara’yı alma arzu ve iddialarına da son veren kati bir darbe oldu.

               Sakarya Meydan Savaşı ile ilgili olarak : Falih Rıfkı Atay ‘Çankaya’ kitabında “Biz Sakarya zaferi ile artık kurtulacağımıza inanmıştık”, Arnold Toynbee “Sakarya Savaşı içinde yaşadığımız yüzyılın en büyük savaşlarından biridir”, Clair Price ise “Tarih bir gün, Sakarya kıyılarında cereyan eden bu savaşı, devrimizin en büyük olaylarından biri olarak kaydedecektir” gibi değerlendirmelerde bulunmuşlardı. 

               Sakarya savaşının başladığı ilk günlerde bir emniyet önlemi olarak Milli Hükümet merkezi her türlü haberleşmeyi durdurmuş bulunuyordu. Büyük bir meydan savaşının başladığı duyulmuş ancak nasıl geçtiği öğrenilememiş, her yerde yalnız Yunan ajanslarının verdiği zafer ve başarı teraneleri dinlenmişti. Milli ordunun kati zaferi haberi yayılınca durum birden değişti. Bütün memlekette günlerce süren coşkun sevinç gösterilerine ve heyecanlı kutlamalara yol açtı. Meclis toplantı halinde bulunuyor, zafer kutlanıyor, vaktiyle Mustafa Kemal aleyhinde konuşmalar yapmış bir kısım milletvekilleri şimdi sözlerini tevile (döndürmeye) çalışıyor, herkes birbirini neredeyse gözleri yaşlı tebrik ediyordu.

               Bu arada Sevr’in şartlarını Ankara’ya silah gücüyle kabul ettireceklerini böbürlenerek ilan eden Yunanlılar ise cidden utanç verici ve perişan bir duruma düşmüşlerdi. 

               Galip ordunun galip başkomutanının askeri rütbesi yoktu. Görev başında ve savaş meydanlarında kazandığı rütbelerini Osmanlı Devleti geri almıştı. 14 / 15 Eylül gecesi Kozan milletvekili ve Genelkurmay Başkanı Fevzi ve Edirne milletvekili ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşalar Meclis Başkanlığına telgrafla bir önerge göndererek savaş meydanında bizzat bulunup birlikleri sevk ve idare ve gereken önlemleri almak suretiyle zaferi elde eden Sakarya Meydan Savaşının galip komutanı  Başkumandan Mustafa Kemal’e müşir (mareşal) rütbesiyle Gazi ünvanının verilmesini istediler. Meclis aynı gün 19 Eylül 1921’de kabul edilen bir kanunla, Türk Milletinin bir şükranı olarak Mustafa Kemal Paşa’ya müşirlik (mareşallık) unvanı verdi.

               Aynı gün Mustafa Kemal meclis kürsüsünden Türk Milletinin temsilcilerine şu önemli açıklamayı yaptı. “Efendiler, Türkiye Büyük Millet Mecli si ordusunun  Sakarya’da kazanmış olduğu meydan muharebesi pek büyük bir meydan muharebesidir. Harp tarihinde misli benzeri olmayan bir mey dan muharebesidir. Yüksek malumunuz olduğu gibi, Mukden Meydan Muharebesi dahi yirmi bir gün devam etmemiştir. Bu nedenle harp tarihinde bir örnek bahşeden bu zaferi kazanmış olması itibariyle, heyeti celilnizi tebrik ederim” demiş ve millet vekillerine Sakarya Meydan Savaşının oluş biçimini detaylı bir şekilde anlattıktan sonra sözlerini şu cümlelerle bitirmişti: “Biz, milli sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Türkiye halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun hükümeti, her medeni millet ve hükümet gibi varlığının, özgürlük ve bağımsızlığının tanınması isteğinde katiyen ısrar eder ve bütün davası bundan ibarettir.” 

               Onun bu sözleri meclisin kararıyla yabancı dillere tercüme edilerek dünya kamuoyuna duyuruldu.

               Sakarya Meydan Savaşında kazanılan parlak zaferin sonuçları hemen görülmeye başlandı. İlk olarak Sovyet Rusya’nın aracılığıyla Sovyet Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan devletleriyle yapılan andlaşmalar 13 Ekim 1921 tarihinde Kars’ta imzalandı.

 

               Fransızlar daha Londra konferansından evvel Sevr andlaşmasının Milli Hükümete ve dolayısıyla Türk miilletine kabul ettirilmesinin imkansız olduğunu ileri sürmüşlerdi. Suriye ile birlikte Adana, Antep bölgesini işgal altında bulunduran Fransa’nın ve yeni Türkiye devletinin birbirleriyle savaşmaya ne niyet ve ne de istekleri vardı. Fransızlar bunun için Türklerle yeniden anlaşma imkânları aramaya başlamışlardı. Nihayet Sakarya zaferinden 27 gün sonra 20 Ekim 1921 tarihinde Fransa ile Ankara Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile, Millî Hükümet ve millî emellerimiz ilk defa bir Batı devleti tarafından kabul ve tasdik ediliyordu. Andlaşma ile iki devlet, aralarında savaş halinin sona erdiğini bildiriyor ve bunu askeri ve mülki memurlarına ve halka derhal ilanını kabul ediyorlardı. İki taraf esir  ve tutukluları karşılıklı olarak derhal serbest bırakacaklardı. En geç iki ay içinde Fransız birlikleri Anadolu’yu boşaltıp milli misak ile tayin edilen güney sınırının Suriye tarafına çekilecekti. Ayrıca İskenderun bölgesi için geçici bir özel idare kurulacak, Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah’ın Caber kalesindeki mezarı müştemilatıyla birlikte Türkiye’nin malı olacak, buraya Türk bayrağı çekilecek ve Türk muhafızlar konulacaktı. Bütün bunlardan başka güney demiryollarına, her iki tarafla ilgili akarsulara ve gümrük konularına ait bazı detaylar da anlaşma sınırına giriyordu.

 

               Sakarya zaferi Türk ordusunun gücünü ortaya koyan askeri ve siyasi alanda önemli bir aşama oldu. Fakat, Anadolu’yu nihai bir askeri bir zaferle düşmandan temizlemedikçe, Misakı Milliyi kabul ettirmeye olanak yoktu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve hükümetini ve kurtuluşa gönül vermiş ve iman etmiş başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere tüm kadroyu zor ve çileli günler önlerinde bekliyordu ve buna en az bir yıl daha vardı..

                              DEVAMI VAR

YAZARLAR