İlknur BURSALI


Yazar Aytül AKAL ile Röportajımız

"...Bu hafta ilk konuğumuz değerli yazarımız Aytül AKAL olacak. Kendisi rengarenk ve hayat dolu bir yaşam örneği. 182 kitabın kahramanı..."


 

 

 

                Bütün dünyayı saran corona virüsü nedeniyle hem kendi hem de sevdiklerimizin sağlığını korumak için evdeyiz. Özellikle çocuklarımız okula gidemiyorlar, uzaktan eğitim alıyorlar, arkadaşlarıyla bir araya gelemiyorlar. Ne salıncağa biniyor ne de kaydıraktan kayabiliyorlar. Bana kalırsa korona günlerinde çocuk olmak yetişkin olmaktan daha zor. Ancak insan her koşulda hayata devam edebilecek ortamı hazırlıyor kendine… Bizler de Halıkent Müstakil Bölge Gazetesi olarak Sevgi Köprüsü köşemizde çocuklarımız  ve  aileleri için; çocuk yazarlarımıza ulaşarak tele röportaj gerçekleştirme kararı aldık.

                Bu hafta ilk konuğumuz değerli yazarımız Aytül AKAL olacak. Kendisi rengarenk ve hayat dolu bir yaşam örneği. 182 kitabın kahramanı. Kitaplarıyla çocuk okurlarının en sevdiği yazarlar arasında yer alıyor. Bu çalışmayı hazırlarken biz çok mutluyduk sizlerin de okurken aynı heyecanı yaşayabilmenizi isterim. Ayrıca Aytül AKAL 17 Nisan’da doğmuş bu vesileyle öğrendik bizlerde. Doğum gününüz kutlu olsun diyoruz ve bu röportajımız doğum gününüze özel bir anı olarak kalsın istiyoruz. İyi ki doğdunuz sağlıklı, mutlu yarınlar diliyoruz.

                Sosyal hayatımız sekteye uğramışken ve okullar tatil edilmişken yapılabilecek en güzel faaliyetlerden biri elbette kitap okumak. Hadi şimdi yaş gruplarına göre çocuklar için kitap önerilerimizi sıralayalım, yazarlarımızın iç dünyasına bir yolculuğa çıkalım. Okuduğunuz kitaplardaki kahramanların nasıl ortaya çıktığını birlikte öğrenelim ne dersiniz? Bu hafta siz çocuklar için muhteşem bir yazarımız ile görüştük.

                - Siz hem yazar olarak hem de araştıran sorgulayan bir eğitimci olarak sadece okurlarınızı değil, tüm toplumu eğiten, bilinçlendiren bir noktaya geldiniz. Bu kadar çeşitlilik içeren bir geçmişi özetlemek mümkün mü bilemiyorum ama yine de bize kısaca eğitiminizden ve kariyerinizden bahseder misiniz?

                - Evet, geçmişi özetlemek gerçekten zor. 68 yıllık hayatıma çok şey sığdırdım. Her günü, kendim için ve başkaları için değerli kılmak için çabam. Özellikle çocukların iç dünyalarını keşfetmelerine, kişilik gelişimlerine ve yapıcı iletişim becerilerini geliştirmelerine katkı vermeye yönelik çalışmalar yapıyorum. Yazdığım öykülerde, masallarda, romanlarda, şiirlerde hep bu amacı gözetirim. Birçok sosyal proje gerçekleştirdim. 182 kitap yazdım.  Son yazdığım ve yayına hazırlanmakta olan kitabımda, ilk kez anılarıma yer verdim. Okul anılarım, bugünlere nasıl geldiğime dair geçmişten ipuçları sunuyor…

                - Okuduğunuz yazarlar içerisinde bu kişinin eserleri beni yazar olmak için çok yüreklendirdi diyebileceğiniz bir yazar var mı?

                - Şimdi okuduğum yazarların hemen hemen hiçbiri, ben yazmaya başladığımda henüz ortalarda yoktu. İlk masal kitabımın 1991’de yayımlandığını düşünürseniz, kimileri henüz ilkokula giderken, birçoğu daha doğmamıştı diyebilirim. Hatta çoğu yayınevinin bugün çocuk kitapları yayımlayan bölümleri ya da markaları bile ancak 2000’den sonra ortaya çıkmaya başladı. Okuduğum kitaplar içinde dile özeni nedeniyle Ayla KUTLU’nun eserlerinin bana yol gösterici olduğunu söyleyebilirim. Ülkemizde çocuk edebiyatı son 20 - 25 yılda büyük oranda gelişti; birçok yazar ve çizer bu alana ilgi duymaya, eserler üretmeye başladı; bu da ülkemiz ve çocuklarımız adına çok sevindirici.

                - Kitaplarınızı yazarken hayal gücü sınırlarını zorladığınızı hissedip bunun toplumsal yargılarla ters düşebileceğini hissettiğiniz oldu mu? Olduysa eğer bu durumda yazdıklarınızı ne yönde değiştirdiniz?

                - Hayal gücünün sınırlarını zorlamak bence bir yazar için zaten olması gerekendir. Ancak, “hayal gücü” hangi sınırlara doğru yol almış? İşte, sorunu yaratacak olan budur. İdeolojiye mi, şiddete mi? Yazarken seçilen yollar, yazarın kendi sınırlarıyla ilgilidir. Okurların da kendi değerlerine göre farklı sınırları vardır. Kimine göre okuduğu kitap sınırı aşmamışken, kimine göre aynı kitap sınırların ötesindedir. Yani okurların değerlendirmeleri belli bir kalıba girmez. Öte yanda sınırlar göreceli bir kavram olmakla beraber, yukarıda sözünü ettiğim konular, benim tercihlerimle zaten bağdaşmaz. Örneğin, hayatımda küfür sözcüğü kullanmamışken, o sözcükleri kitaba nasıl koyabilirim ki, mümkün değil! Ancak günlük yaşamda karşımıza çıkan bazı argo sözcüklerden kaçmak da olası değil. Bir macerada suçluya seslenen polisin, “Lütfen kaçmayın beyefendi, durun, size kelepçe takayım,” kibarlığıyla konuşacağını, ya da bir haydutun diğeriyle beyefendi, hanımefendi, lütfen diye konuşmasını bekleyemeyiz, gerçekçi olmaz. Macera, inandırıcılığını yitirdiğinde, onu kimse okumaz. Bu nedenle, kimi okura sınırları aştığını düşündüren çiş, kaka, aptal, esrar, sapık, manyak, deli, sersem gibi çocukların zaten bildiği ama ailelerin çocuklarının bunları bildiğine dair hiçbir fikri olmadığı sözcükleri kullanmak zorundayız; kullanırım da. Kitabın gerektirdiğini yaparım. Kitapta eleştirilecek sözcük taraması yapanlar, tartışma ortamında kullandıkları kendi sözcüklerine dikkat etmeliler öncelikle. Çocuklar aptal değil, onlar her şeyi görür, duyar; onları hayatın doğal işleyişinden uzak tutma çabası boşunadır. Ancak çocukları sterilize etme yönündeki yargılayıcı bakış, yazarı da, çocuğa kitap okumayı öneren öğretmenleri de zorluyor aslında. Beğenilmeyen tek bir sözcük için okutulmaktan vazgeçilen kitaplar var. Öte yanda, benim de sınırlarımın ötesindeki konularda gezinen kitaplar yok mu, var tabii. Yazar ne düşünüyorsa, onu yazar. Beğenmezseniz, alıp okumazsınız.

                - Aytül AKAL sanki oyunu çok seven bir çocuk gibi, coşkulu, içten, samimi… Kitaplarının isimlerine bakıyoruz da birer simgeler sanki. Babam Duymasın, Dilek Ağacı, Annem Neden Çıldırdı, Kırmızı Şemsiye. Okuyucuların üzerindeki gizeminizi buradan aldığınızı düşünüyor musunuz?

                - İlginç başlıklarımı ta 90’lı yıllarda koymaya başlamıştım. 1989’da çocuklarıma anlattığım masallar, Fasulye Motorlu Uçan Daire, Canı Sıkılan Çocuk, Cadı Burunlu Fabrika, Park Yiyen Robot, Geceyi Sevmeyen Çocuk, Uyumak İstemeyen Zürafa ve diğerleri, hep çocuğa göreliği olan ve ilgilerini çekecek başlıklardı. Bu konudaki becerimin,1974’ten 1980’e kadar yaptığım gazetecilik geçmişimden geldiğini düşünürüm hep; canlılığını sürekli koruyan coşkum ise… içtenliğimden gelir.

                - Bugünkü bakış açınızla ilk yazılarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? O yıllarda daktilo kullanıyordunuz elbette ki daha zorlu bir kitabın bitmesi ne kadar sürerdi?

                - Önce çocuklarıma anlatıyordum masalları. Aynı masalı bir başka gün tekrar dinlemek istediklerinde, değişik anlatırsam kızıyor, unuttuğum yerlerde beni düzeltiyorlardı. En iyisi hepsini daktiloda yazıp kâğıtlardan okumak, diye düşünmüştüm. Yani masalları, kitap olsunlar diye yazmamıştım. Evet, çocukluğumdan beri yazar olacağımı biliyordum, yazmak tutkumdu. Ama çocuklar için yazmak… İşte bu, benim için büyük sürpriz oldu. Üstelik, daktiloda temize çekip kolayca bulmak için başlıklarına göre alfabetik sıraya koyduğum masalların birer çocuk kitabı olabileceğini aylar sonra fark ettim.

                İlk kitabım (1991) Geceyi Sevmeyen Çocuk’taki her masal bugün hâlâ piyasada, severek okunuyor. Hiçbir şeyi değiştirmezdim, değiştirmedim zaten. O ilk kitap, yazın hayatımın en olgun çağında, 39 yaşında çıktı piyasaya. Daha neyi değiştirebilirdim ki? Ancak 1990’lı yıllarda bilgisayarlar henüz hayatımıza girmemişti, bu nedenle 2000’den sonra bazı kitapların formatı değişti, resimleri yenilendi, ama metinler hep aynı kaldı.

                - Gelişen teknolojiyle beraber yazarları okurları takip edebiliyor. Bu okuyucu açısından muhteşem bir süreç. Siz bu gelişmeyi nasıl görüyorsunuz neler hissediyorsunuz okur yorumlarını paylaşımlarını gördüğünüzde?

                - Okurlarla iletişim beni motive ediyor. Medyanın her kanalından kitaplarımla ilgili yorumlar yollarlar. Ancak iletişim için o kadar çok kanal var ki, bazen birinin iletisini aradığımda, nereden yazmıştı diye bulmakta zorlanıyorum. Üç ayrı e-posta adresime, Instagram mesajlarına, Messenger’a, Whatsapp’a, web site adresime bakıyorum, bulamayınca, bu kez Instagram paylaşımlarımın altına yazılan yorumlarda mıydı acaba diye eski paylaşımları tek tek tarıyorum. Medya kanallarında çılgınlar gibi dönüp durarak vakit kaybetmektense, yanıt gerektiren iletileri bu nedenle hiç bekletmeden yanıtlarım.

                - Kitabınızı yazmaya başlarken kurguyu önceden mi belirlersiniz? Yoksa bütün olay örgüsü siz yazdıkça mı gelişir? Bugüne kadar kaç kitap yazdınız?

Öykü, şiir, masal, roman, oyun olmak üzere 181 kitap. - Yakında okul anılarımı topladığım bir anı kitabı da çıkacak. Hele bir şu #evdekal sürecini bir atlatsak... Kitaplarım, minicik bir kıvılcımla başlar. Olay örgüsünü bilmem, hangi karakterlerin katılacağını bilmem; bir polisiye ise, suçlu kimdir, onu da bilmem. O kıvılcımın izinde, yazdıkça canlanır kahramanlar, yazdıkça gelişir olaylar. Çoğu kez kitabın sonlanma süreci beni de şaşırtır, başlarken bilmediğim bir sondur çünkü.

                - Yazarken kendinizi ve çocukluğunuzu en yakın hissettiren kitap ve kahramanı diye sorarsak cevabınız ne olurdu?

                - Kendimi en yakın hissettiğim kahraman, hani şu, sihirli değneğiyle herkesin dileklerini yerine getiren Peri’dir. Çocukluğumu bana en yakın hissettiren kitap ise yakında çıkacak: Okul anılarım… Kahramanı zaten “ben” olunca, kendimi yakın hissetmem çok doğal...

                - Kızım Ayşe Sena 4. Sınıf öğrencisi bu soruyu size sormamı istedi ve kitaplarınızı severek okuyor adeta başucu kitabı oldu diyebilirim. 2018 yılında İzmir Kitap Fuarında sizinle tanıştığımızda öyle mutlu oldu ki. Okur için okuduğu kitabın yazarını görebilmesi tanışabilmesi harika. Peki bir yazarın karşısında kendisinin yazdıklarını okuyan ilgiyle yeni basılan kitaplarını takip eden, kitap fuarında imza gününü saatlerce bekleyen okuruyla karşılaşması nasıl bir duygu? Okuyucuyla aranızda kurduğunuz o gizemli bağı ve sizde bıraktığı izlenimlerini hep merak etmişimdir.

                - Ayşe Sena’ya sevgilerimi iletin. Okuduğuna çok sevindim. Kitap Fuarında pek öyle saatlerce sıra bekleyen okurum yoktur. Olmaması için, sabahtan akşama kadar kalıyorum fuarda. Böylece okurla iletişimi 2-3 saate sıkıştırmak yerine, geniş bir zaman aralığına yayıyorum.  Bekleme kuyrukları hem kendim için, hem de bekleyen adına, bende baskı yaratıyor. Çocukları, aileleri beklettiğim için huzursuz oluyorum. Fuarlarda uzun saatlere yayabiliyorum ama okul etkinliklerinde ister istemez kuyruk oluyor. Bir yandan sırası gelenin kitabını imzalarken,  göz ucuyla kuyruğun ardındakileri izlerim. Onların sabırsızlandığını gördükçe ter basar beni.  Kimseyi bekletmekten hoşlanmam. Bu nedenle fuarları daha çok seviyorum. Aniden kalabalık basmamışsa, okurla iki çift laf etmek, sarılmak, fotoğraf çektirmek imkanı oluyor. Onların bana verdiği değeri hissediyorum, benim de onlara değer verdiğimi hissetmelerini istiyorum.

                - Öğretmenler ve aileler çocuğa kitap seçerler. Tıpkı yetişkinlerin seçtikleri 100 temel eser gibi. Kitap seçimine çocukları nasıl katacağız?  Bu bence üzerinde en çok durulması gereken nokta. Aile sürekli çocuğuna kitabını oku demek zorunluluğunu hisse-diyor bu baskı bazı çocuklarda ters etki de yaratabiliyor oysaki tercihlerini çocuğun yapması kitap okuma alış-kanlığında belki de olumlu bir değişiklik gösterecek siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

                - Çocukların seçim yapma noktasında nitelikli ile niteliksizi birbirinden ayırabilmesi için, o güne kadar nitelikli kitaplarla buluşturulmuş, iyinin ne olduğu konusunda bir fikir edinmesine fırsat verilmiş olması gerekir. O zaman, kendisi için neler seçebileceği konusunda doğru kararlar alabilir. Çocukken, ayvanın çürük tarafının daha lezzetli olduğunu, suyu çekilmiş portakalın da en makbulü olduğunu sanırdım. Meğer evdeki çürük meyveleri yedirebilmek için annemin uydurduğu safsataymış. Ama küçük yaştan itibaren bu bilgi tekrarlanıp, evde de bu uygulandığından, pazarda ayvaların çürüğüne uzandığımı, portakalın suyu çekilmesi için uzun süre beklettiğimi bilirim. Neyin daha lezzetli ve yararlı olduğunu öğrenmek, epey zaman aldı. Kitaplar için de böyle. Yalnızca niteliksiz kitaplarla buluşturulan çocuk, iyi ile vasatı birbirinden nasıl ayıracak? Nasıl karar verecek?

                İşte bu noktada, okul öncesinde doğru önerilere çok ihtiyaç var. Elbette, ebeveyn açısından doğru seçim olmasa da, almak istediği kitap olduğunda, onu da almalı, seçim yapma özgürlüğünü kullanmasına izin vermeli. Böylece farklı değerdeki kitaplarla tanışır, iler-de neyi seçmek isteyeceğine dair fikir edinebilir.

                Öğretmen önerilerinde ise… Şunu söyleyeyim, eğer doğru kitabı önermişlerse, çocuklar serinin tamamını alıp okuyorlar. Hep söylüyorum, ders veren değil, simgelerin ardında derinlerde gizlenen anlamlar değil, hiçbir şey anlatmayan ya da çocukları aptal yerine koyan kitaplar değil, “doğru kitaplar” olmalı. Hiçbir çocuk kitap sevmeme geniyle doğmuyor. Onu kitaptan soğutan, yanlış seçimler ve yanlış dayatmalar oluyor.

                - Bazı okul kütüphaneleri çok yoksul. Raflarda hiç açılmamış ansiklopediler sırt sırta vermiş durur. Okul kütüphanelerini güçlendirmek için neler yapılmalı? Okullara bu anlamda yazarlarımızın ve yayın evlerinin bir desteği oluyor mu? Bu projelen-dirilemez mi? Örneğin yeni kitabı basılan yazarlarımız basılan kitabın belirli bir miktarını okullara, kütüphanelere bağışlayamaz mı? Eğer böyle bir proje olursa siz destekler miydiniz?

                - “Bağış” demek, kütüphanelerin evde istenmeyen, beğenilmeyen kitaplarla, depolarda satılmadığı için durup duran baskılarla doldurulması demek. Çocukların, bu işe yaramaz kitapları severek okuması beklenemez tabii. Yeni basım kitaplara ve yazarlara gelince… Yazara yeni basım kitabından ortalama 15 adet verilir. Kitap baskı yenilediğinde de sadece 5 adet. Aile fertlerine, arkadaşlara, komşulara derken, yazar genellikle yakınlarına dağıtabilmek için yayınevinden parasıyla kitap satın almak zorunda kalır. En azından ben çok satın aldım.

                Bu sorunuz üzerine internetten hızlıca baktım, 2017-2018 yılı verilerine göre ülkemizdeki okul sayısını 65 bin olarak buldum. Her okula kütüphane kurmak için kaç kitabı kaç bin ile çarpıp kaç milyon kitapla katılmalı böyle bir projeye ki destek olduğu iç huzuru duyabilsin bir yazar? Milli Eğitim Bakanlığına düşen görevi, yazarlardan beklemek inanın büyük ağırlık yükler onlara.

                Ben yıllar önce “Sınıfımda Kitaplık” diye bir proje sunmuştum Bakanlığa, sınıf kütüphanelerinin kolayca ve hevesle nasıl kurulacağına dair. Yeni bakana yeniden sundum projeyi. Ses gelir ya da gelmez, ben elimden geleni yaptığıma inanıyorum. Ayrıca, elimde fazla olan kitapları, kitabım kalmadığında da yayıncıdan satın alarak, birer ikişer köy okullarına armağan ediyorum. Bir kitap ne işe yarar diye düşünülebilir. Benim amacım, o okulda kütüphane kurmak değil, öğrencilere kitap sevgisini tattırırken, asıl amaç olarak da, imkansızlıklar içinde olan bir köy okulunda görev yapan gencecik öğretmenlere, uzaklarda onları düşünen birileri olduğunu hissettirerek, mesleklerine olan sevgi ve bağlılıklarını motive etmek, heveslerinin kırılmaması için duygusal destek olmak. Hepsi bu.

                - İmza günleri, kitap fuarları, okul ziyaretleri, kütüphane buluşmaları öylesine yoğun ve dolu bir programınız vardı ki… Şuanda hepimiz evdeyiz. Evde zaman nasıl geçiyor bu dönemde okurlarınıza yönelik hangi çalışmalarınız oluyor? Yeni bir kitap yazabilir misiniz acaba?

                - Bu süreçte kitap yazabilmem pek mümkün değil. Öncelikle, ben yoğun tempoya alışmış biriyim. Ne kadar çok iş yığılırsa üstüme, o kadar hızlı çalışırım. Şimdi evdeki boşlukta, ne kitap için ilham var, ne de aklımda bir fikir.  Ama fikir yok dediysem, yalnızca kitap kurgulamaktan söz ediyorum, yoksa bir sürü oyun kurdum, sabahtan akşama kadar kendi kendime oyalanıyorum. Örneğin her gün bir şiir okuyup, Instagram hesabımda paylaşıyorum. Ayrıca her gün canlı yayın yapıyorum. Hem sohbet hem masal okuma. Yazar-çizer arkadaşların evcil hayvanlarının fotoğraflarını toplayıp özelliklerini not ediyor ve  paylaşıyorum.  “Kütüphanenizi görelim” diye bir oyun başlattım, herkes evindeki kitaplıklarının fotoğraflarını çekip kendi hesabında paylaşıyor. Öğretmen adaylarıyla ya da öğretmenlerle Zoom üzerinden söyleşi yapıyoruz. Ayrıca yayınevleri kendi hesaplarında paylaşmak için video çekmemi istiyorlar, onları hazırlayıp yolluyorum. Bazen öğretmenler öğrencileriyle paylaşmak için bir şiir, öykü ya da sohbet istiyorlar. Bunları becerebilmek için bilgisayara, cep telefonuna program yükleme, video aktarımları vb… hiç aklıma gelmeyen, yapacağımı düşünmediğim işler… Öyle ki, çoğu kez zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmiyorum. Bazen öğle yemeğini yemeden akşam oluyor, bazen akşam yemeğini hazırlayamadan yatma vakti geliyor.

                Ben yalnızca “bu topraklar” için değil, tüm topraklar için yazıyorum. Dünyayı bir bütün olarak görüyorum. Evrensel yazmayı, evrensel düşünmeyi seviyorum.

                - Okuma serüveninizden bahseder misiniz? Okuduğunuz yazarlardan etkilendikleriniz…

                - En çok felsefesi ve psikolojik derinliği olan kitapları severim. Hele felsefe ve psikoloji, macera ve mizahla bezenmişse, tadına doyulmaz. Etkilendiğim yazarlar değil de, etkilendiğim kitaplar vardır. Örneğin, yetişkin kitaplarında favorim Parfümün Dansı’dır. Çocukken harçlığımız yoktu bizim, kitap falan alamazdık. Ama İzmir Karşıyaka tren istasyonu yakınında bir kitapçı vardı, elden düşme kitap toplardı. Oradan kitap kiralardım. En çok çizgi roman okurdum o zamanlar.

                - Dünyada birçok ülkede çocuklarımız evde kalıyor. Uzaktan eğitimle devam ediyor. Elbette ki bu süreçte verimli zaman geçirmeleri adına aileleri, öğretmenleri çabalıyor. Evde yapılabileceklere bir güzel destek de çocuk kitabı yazarlarından, illüstratörlerden geliyor. Kimi çocuk kitabı yazarı kitaplarını okuyor, şiirlerini okuyor sizlerin de bu sürece katkılarınız oluyor bizler takip ediyoruz rica etsek okuyucularımız ile paylaşabilir misiniz?

                - Evet evde kalmaya başladığım ilk günden bu yana her gün bir şiir okuyup Instagram’da paylaşıyorum. Şiirleri öğretmenlerine, arkadaşlarına armağan ediyor çocuklar. Bazen öğretmen, kendi sınıfı için şiir istiyor. Yani şiirleri okurlar seçiyor.  Ayrıca her gün canlı yayında masal ve sohbet saatim var. Okurların sorularını yanıtlıyorum. Okullardan, öğretmenlerden sanal bağlantıyla söyleşi istenebiliyor, onları gerçekleştiriyorum. Öğretmen adayı üniversite öğrencileriyle bağlanıyor, onlarla kitaplar üzerine sohbet ediyoruz. O kadar yoğunum ki, günün nasıl geçtiğini anlayamıyorum.

                - Evde Kal sürecinde en çok neye özlem duydunuz?

                - İş yerime… Kargolarımı düzenlemeye, işlerimi takip etmeye, arşivime erişmeye, bilgisayarımın büyük ekranında çalışmaya, kahvemin çayımın yemeğimin önüme hazır gelmesine...

                - Sizin gazetecilik geçmişiniz de bulunuyor. Usta bir kalem olan sizden haftalık süre ile yayımlanan Bölgesel Halıkent ve Gördes Müstakil Bölge Gazetemize dair düşüncelerinizi istesek ve okuyucularına okurlarınıza tüm ilçemize iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı paylaşsak?

                - Hayat Mecmuasında haftalık köşe, Elele Dergisinde ise aylık ek dergi hazırlıyordum. Süreli yayınların zorluğunu bilirim. Birini bitirdim diye sevinirken, hooop bir sonraki sayının hazırlığı başlar. İş hiç bitmez. Okurlara, okumaktan hiç vazgeçmemelerini öneririm. Dergi, gazete, kitap… Yazılı sözcükler, başka hiçbir şeyden edinemeyeceği zenginliği kazandırır okurlara. 

                Her kitabınız üzerinden çokça yorumlar yapılıyor. Sonuçta siz bu ülkenin yakın dönemine damga vurmuş başarılı bir yazarsınız. Ben çok iyi biliyorum ki sizin kitaplarınızla birlikte kitap okumaya başlayan çocuklar var. Tebrik ediyoruz. Çocuklar geleceği şekillendirecek en etkin kişidir. Elbette ki onlara ne kadar emek verirsek o kadar başarılı olacağız. Yarınlarımızı güçlü kılacak çocuklarımıza kazandırdığınız değerler ileride etkisini gösterecektir.

                - Çok teşekkür ederim. Belli ki araştırmanızı çok iyi yapmışsınız. Gerçekten de okumayı sevdiren kitaplar yazdığımı ve bir çocuğun eline bir kez geçmeye görsün, o günden sonra mutlaka okumanın peşine düşeceğini biliyorum. Ancak yine de, yazdığım bir tek kitabı bile okumadan büyüyen çocuklar da var ve onlar çoğunlukta.  Buna üzülürüm hep. Onlara nasıl ulaşabilirim?

                - Son olarak, yolda kendi halinde yürüyen Aytül AKAL’ı nasıl tanımlarsınız?

                - Yazmaya tutkun, renkleri ve düş kurmayı seven, düşlerini gerçekleştirmenin ardına inatla düşen, zorluklardan yılmayan, başkalarının iyi yanlarını ortaya çıkartmaktan hoşlanan, çocukların kişilik sahibi dürüst, güvenilir olmasına kafayı takmış bir Dünyalı.

                Sizinle İzmir Kitap Fuarında 2017 yılında tanışmıştık. Geçen sene de Cengiz Topel Enver Armağan İlkokulu 3-C sınıfı ile gelmiştik. Sizi okulumuzda imza günü etkinliğimize davet etmiştik ve bize bağlantı kuralım elbette gelirim demiştiniz. Şimdi size yeniden o soruyu yöneltsek bu zorlu günlerin sonunda; Demirci’de bir söyleşi ve imza etkinliğinde bizimle olur musunuz? Etkinliklerimi, ulaşım ve konaklama gerekliliği nedeniyle yayınevleri düzenler. Programımı da onlar yapar bu nedenle. Eğer yayınevi ile irtibata geçerseniz, mutlaka okulunuza gelişimi ayarlarlar ve buluşmayı gerçekleştirebiliriz.

                Güzel sorularınız için öncelikle size ve Halıkent ve Gördes Müstakil Bölge Gazetelerine çok teşekkür ederim. Tüm okuyucularımıza ve Demirci’ye; Gördes’e sevgilerimi gönderiyorum.