BAŞLANGIÇTA SONA DOĞRU GİDEN
BİR YOLCULUK VAR.
Evrende hangi galaksiden, yaşadığımız dünya denilen yeşil ve mavi dünyaya ışınlandık? Bilmiyoruz.
Oysa anne ve babamızı biz seçmiş, onların bir araya gelmesinden dünyaya gelmeyi düşlemiştik. Anne karnında kalı-şımızdan 5 ay 10 gün sonra ruhumuz yeni bedenimize ışınlandı. Anne karnında 9 ay 10 gün misafir edildik.
Âdem ve Hava’nın hataları yüzünden cennetten kovulmuştuk. Oysa sonsuza dek cennette yaşayacaktık.
Dünya, 4,5 milyar yıl önce oluşmuştu.
Dünyanın ilk sakinleri değildik.
Bizden önce yaratılan devler, titanlar melekler ve dinozorlar vardı.
Milyarlarca galaksi ve güneş sistemi evrende yol alıyordu.
Evrende karanlık bölgeler ve kara delikler ilgi odağıydı.
İnsan, Tanrı huzurunda, dünyayı yönetmeye talip oldu.
Doğa insan için yaratılmış ve vardı.
Onu rant ve kullanma ihtirası yüzünden yok etmeye başladık.
Soluduğumuz havayı o veriyordu. Fakında değildik.
RUH bu beden de sıkıldıkça çekip gitti.
Buna ölüm dedik.
Misafir ve imtihan için geldiğimiz bu dünyayı cennete çeviremedik.
2,5 milyon baytlık bir beynimiz var, onu kullanamıyoruz.
Anatomik yapımız dünyanın en büyük gücü atom hücreleriyle dolu.
Evrende istediğimiz yere istediğimiz an ulaşabilme yeteneğimiz var. Kullanamıyoruz.
Ormanlar yanıyor içindeki Tanrıyı anan varlıklar da yanıyor.
Bu doğaya geldiğimizde evrendeki tüm elementlerden yapılan elbiseyi kullandık.
Zamanla o eskidi.
Bu dünyadan sıkılınca bu dünya malı olan elbiseyi toprağa gömüyor, yakıyor veya parçalıyoruz. Buna da ölüm diyoruz.
İnsanlar yas tutuyor. Oysa ruh özgürlüğü seçtiği için mutlu.
Bu dünyadan daha önce ayrılanlar onun için karşılama töreni ve eğlence düzenliyor. Aslında ölüm diye bir şey yok.
Belki de bu dünyaya geldiğimiz zaman, hatırlanmayacak.
Evrende zaman ve mekân yoktur.
Genetik kartlarımıza göre bu dünyada 120 yıl kalabilirsiniz.
Süremizi dahi iyi kullanmıyoruz.
Bugün Pandora’nın kutusunu tekrar açtık. Hayırlı osun.
