Günlük hayatımızda gerek medya ortamlarında ve gerekse kişisel ilişkilere dayalı ortamlarda gereksiz, haddini aşan tartışmalara tanık olmaktayız. Düşüncelerin ön plâna çıktığı bu tartışmaların bir türlü arkası kesilmeyebiliyor. Hâlbuki düşünce tartışmalarının galibi olmaz. Ancak somut bilgiye da-yalı olanlar hariç. Zaman zaman hoşgörüye sığmayan şu arz davranışlara çoğumuz tanık olmaktayız.
Farklı fikirleri dinlemeden hemen reddetmek veya alay etmek, İnsanları dini, dili, ırkı ya da kültürü nedeniyle küçümsemek, hata yapan birine anlayış göstermeden sert tepki vermek ki trafikte en çok karşılaştığımız örnekler olmaktadır. Sürekli kendi görüşünün doğru olduğunu savunup başkalarına söz hakkı tanımamak, başkalarının yaşam tarzına müdahale etmeye çalışmak, empati kurmadan yargılamak küçük farklılıkları büyütüp tartışma çıkarmak, insanların kendini ifade etmesine fırsat vermemek gibi daha verilebilecek nice örnekler var.
Böyle çıkmaz durumlarda nasıl davranmak gerekir. Bunun cevabını Türk Dil Kurumu çok güzel açıklıyor: TDK ‘ya göre hoşgörü (müsamaha, tolerans); her şeyi anlayışla karşılayarak, hatalı veya farklı davranışları, düşünceleri, inançları mümkün olduğunca görmezden gelme, katlanma ve anlayışla karşılama durumu olarak tanımlanır.
Temel Anlam :
Başkalarının eylem ve yargılarında serbest bırakılması, farklı görüşlere saygıyla yaklaşılması olarak açıklanır. Eş Anlamlıları: Müsamaha, tolerans, tahammül, katlanmadır. "Farklı fikirlere hoşgörü göstermek, demokratik bir toplumun temelidir” cümlesi ile de örneklendirme yapar.
Hoşgörüsüz davranışların yerine daha hoşgörülü olmak için günlük hayatta uygulanabilecek bazı basit ama etkili yolları dikkate almak gerekir.
Bunun için :
Dinlemeyi öğrenmek, Empati kurmak farklılıkları kabul etmek, sabırlı olmak. yargılamadan önce düşünmek, kendi hatalarını kabul etmek yanıldığını kabul edebilmek, nazik bir dil kullanmak, ön yargıları sorgulamak etkili yollarımız olabilir.
Hoşgörü, insan ilişkilerinin en temel ve en değerli erdemlerinden biridir. Farklılıkların giderek daha görünür olduğu bir dünyada, hoşgörü yalnızca bir seçenek değil, aynı zamanda birlikte huzur içinde yaşayabilmenin bir gerekliliğidir. Hoşgörülü olmak; karşımızdaki insanın düşüncelerini, inançlarını, yaşam tarzını anlamaya çalışmak ve ona saygı duymaktır. Bu, her şeyi kabul etmek ya da onaylamak anlamına gelmez; asıl mesele, farklılıklara rağmen insan olmanın ortak paydasında buluşabilmektir.
Toplumların gelişmişlik düzeyi, bireylerinin birbirine gösterdiği anlayış ve saygıyla ölçülür. Hoşgörünün olmadığı bir ortamda çatışma, önyargı ve ayrışma kaçınılmaz hale gelir. Oysa hoşgörü, insanlar arasın-da köprüler kurar, empatiyi artırır ve barışı güçlendirir. Küçük bir anlayış, bazen büyük sorunların çözümüne kapı aralayabilir.
Günlük hayatta hoşgörü göstermek aslında zor değildir. Birinin hatasını affedebilmek, farklı bir görüşü dinleyebilmek ya da sadece karşımızdakini yargılamadan anlamaya çalışmak bile hoşgörü-nün bir parçasıdır. Bu davranışlar hem bireysel huzuru artırır hem de toplumsal uyumu güçlendirir.
Sonuç olarak hoşgörü, sadece başkalarına değil, aynı zamanda kendimize de yaptığımız bir iyiliktir. Daha anlayışlı, daha sabırlı ve daha saygılı bir yaklaşım, hem bireysel yaşam kalitemizi yükseltir hem de daha barışçıl bir toplumun kapılarını aralar.