Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Ahmet Tevfik Selçuk

Ahmet Tevfik Selçuk

Tarih: 12.10.2026 09:38

DEMİRCİ’NİN TARİHİ BÖLÜM -10- EVLİYA ÇELEBİ SEYEHATNAMESİNDE DEMİRCİ

Facebook Twitter Linked-in

    BÖLÜM 10 : 
    Demirci şeheri 150 akçelik şerif (şerefli) bir kazadır. 150 köyü mevcuttur. Ayşe Sultan’ın hası olub – Osmanlı toprak düzeninde tımar;  üçüncü derecede olan, devlet tarafından verilen arazidir – halihazırda voyvodalıktır. 
    Şehir, asitane gibi 7 dere ve 7 tepe üzre kurulmış olub katlı evlere maliktir. Kazada 18 mahalle olub 3060 toprak örtülü kerpiç duvarlı evlere maliktir. Kazada 42 mihrab mevcut olub, amma en eskisi emmimiz Kara Mustafa Bey’in bina eyledüğü cemaatı gayet bol Saruhan Camiidir – Eski Camii-. Caminin – 1930’larda sökülen kitabesinin orijinali – kitabesi kapusunun üzredir:
    “Ömrü haza el-cami es-sultan el-muazzam zillullahı filalem, sahib-ül hayrat vel-hasanat Yakub İbn-i Devlet Han, İbn-i Saruhan Bey elfi sene aşarı semenine. ”

    Bugünkü Türkçe ile:
    “Bu camiyi Sultan muazzam – büyük –, Allah’ın alemdeki gölgesi, hatır ve hasanat sahibi,  Saruhan Bey oğlu, Devlet Han oğlu Yakub tarafından ömrü – vefatı – 80 senedir.”
    Bu caminin duvarının yanında kutbul aktab Hasan Efendi’nin Kargir Türbe’si mevcut olub camiinin nazük – ince – kırmızı tuğla minaresi mevcuttur.
    Çarşu içre El-hac Hasan Camii’i kubbeli olub kiremit örtülü Sulamış Camii’i ve Kıran Camii’i ve Sinan Efendi Camii’i, Hoca Efendi Camii’i mevcut olub bu camilerin hiçbiri kurşun örtülü değildir. 5 caminin tuğladan minaresi mevcuttur. Diğer minareler ahşap olub tezyinatlı – süslü – ve gösterişlidirler. 
    Kazanın Eski ve Yeni Hamam isimli kubbeli ve kızdırmalı iki hamamı vardır. Bu iki hamamın vakfiyeleri de mevcut olub, El-hac Ha-san Camii’nin vakıf olan hamamı iki kubbeli olub kubbelerin altında erler ve avratlar ayru ayru paklanırlar. 
    Kazanın iki de tekkesi vardır. Birisi Hacı Baba Sultan Tekkesi’dir ki yüksek kubbeli olub balzad – bal gibi – Hacı Baba metfundur. Türbenin içinde halk ve ayan – seçilmişler – içün fazlaca hücreler, meydan ve sofalar ile beraber muftağı da mevcut olub fukaraya nimet vardır. 
    Köprülüzade Ahmet Paşa bir alay sahtekâr geturub Hacı Baba Tekkesi’ni medreseye çevirip medreseyi sahtekâr molla ve dersiamlar tarafından dört bir cihetten gelip istila edince vakfullahı berbad edüp Halil İbrahim sofrasını uçurmuşlardır.
    Şehirde ayanın, halkın ve bezirganların – kervanla mal getirip satanlar – istifade ettiği yedi adet han vardır. Çarşusunda 200 dükkân var olub başka şehirlere göre azdır. Zira şehir büyüktür, çarşu taş döşemeli yol ve kaldırımları olub inişli yokuşlu ve dar sokaklıdır. Şehrin bezistanı da yoktur. Şehirde haftada bir gün bazar durub, âdem deryası deniz kalabalığında insan olub kıymetli eşyaların hepsi mevcuttur.
    Demirci kazasında 4 tane medrese, 10 adet de sıbyan mektebi mevcut olub bu sebepten dolayı ahalisi gayet tahsilli ve malumat furuştur – bilgilidir -.
    Şehir dere ve tepeli yüksek yerde olduğu içün suyu ve havası latiftir. Her sokağın başında can bahşeden çeşmeler olub 17 su kaynağından bu çeşmelere su isale edilir – akıtılır -. Halkın tamamı Türk olduğu için kadılarına galip gelüb kendilerine zulüm ettirmediklerinden Demirci mamur ve abadan bir şehir olmuştur. Amma halkının cümlesi garip dostlarıdır.

    Seyehatnameye kısaca bir ara verip şu değerlendirmeleri yapalım: Daha sonraki bölümlerde zikredeceğimiz üzere Batı Anadolu ’da Türklerden başka bir milletin olmadığına bu Evliya Çelebi’nin seyahatnamesi bir delildir. Yine seyahatnamede belirtilen halkın kendilerine zulüm ettirmedikleri kanaatine delil olarak bolüm arasında şu bilgiyi de verelim: Evliya Çelebi’nin Demirci’ye gelmesinden önce son derece zalim ve dediği dedik, inatçı bir kadı olan Kadı Rifat’ı her bir köyden toplanan gençler vasıtasıyla darp ederek şehirden kovmalarını, zülfiyare dokunmadan halledilmesine atıfta bulunmaktadır.

    Seyahatnameye tekrar dönersek, Simav gibi mümbit tarlaları olmadığından şehir ticaret ve sanatla geçinir. Halkın cümlesinin iki saatlik dört yönüne doğru dağların etekleri-ne kadar inişli yokuşlu mezraları vardır. Ağaçlarında her nevi meyve istihsal edildiği gibi yaş ve kuru olmak üzere incir ve üzüm çeşitleri meşhurdur. Kazada buğday istihsali çok az olduğu içün bezirganları taaa Karahisar – Afyon -, Germiyan – Kütahya -, Tavşanlı şehirlerine incir ve üzüm kurusu götürüp zahire ile değişerek kabz-ı mal eylerler.

    Kavafları çarşı içredür. Her nevi kundura yapan mahir ustaları mevcuttur. Kadınları bürümcük – kolsuz ve belden yukarısını bürüyen – ferace giyerler. Başlarını da yassı başlı ferace ile örterler. Ayaklarına da çizme giyip edepli ve iffetli bir şekilde gezerler. Amma sıbyanlarına baskı yapmazlar. Cümlesi güvercin besleyip havaya uçururlar. Peder ve validelerin oğullarına baskı yapmama sebebi ise belki çok sıkıştırırsam avam ile kaçarlar korkusudur.

    Asker taifesine itimat etmedikleri içün kız vermezler, onlardan da kız almazlar. Kendi çocuklarını bir ağaya hizmetkar olarak vermeyi haramla bir tutarlar. Çünkü çok yakışıklı Türk cevanları – delikanlıları – vardır.

    Demirci şehrinin alaca kilimi de meşhurdur. Hanelerinde tahta üzre bu kilimlerden istifade eyleyirler. Bu şeherde izzet-ü ikram içre bir hafta kaldıktan sonra sabahleyin iki rekât namazı kılıp atlarımızı eğerlerken her vakit hanemize teşrif edüb, mihmanımız – misafir – olun, yine gelesiniz deyüben ahırında kıble cihedinde yola revan olduk.

    Demirci’yi kadıların idare ettiği 1600’lı yıllarda Evliya Çelebi’nin anlatımı ile başka hiçbir yazılı kaynakta bulamayacağımız hadiseler, sosyal ve ekonomik vaziyet, halkın yaşayış ve giyimleri ile ilgili malumatlar herhalde çok önemlidir. Zira o yıllarda şehirde 4 medrese ve 10 sıbyan okulunun bulunması da fevkalade önemlidir. Zira sıbyan okulunun bugünkü konuşulan Türkçedeki ve mevcut olan karşılığı anaokuludur. O tarihte 10 tane anaokulu olan Demirci kazasında anaokulu ancak 1980’lerin sonuna doğru açıldığını düşünürsek bu konudaki yorumu saygıyla sizlere bırakıyorum. Demek ki Osmanlı Devleti bazılarının yazıp üfürdükleri gibi okuma yazması olmayan bir toplum değilmiş.

KAYNAKÇA
• Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 1935, İstanbul, Cilt 9, Sh. 47-51
      
        DEVAM EDECEK


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —