Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Ahmet Tevfik Selçuk

Ahmet Tevfik Selçuk

Tarih: 16.09.2026 09:28

DEMİRCİ’NİN TARİHİ BÖLÜM -3- EFSANELER

Facebook Twitter Linked-in

    Gençlik yıllarımızda büyüklerimizin sohbetlerinde konuşulan ve ballandıra ballandıra anlattıkları şehrin altından geçip Çerlek’de tekrar ortaya çıkan dehlizlerdi. Boyacıoğullarınında bir paragraf olarak anlatılan bu dehlizler veya tüneller modern zamanlarda unutulup gitmiş olsa da mevcudiyeti halen devam edip kaybolmadığı muhakkaktır.

    Demirci’yi idare eden büyüklerimiz hariçten geldikleri için bu gibi vakalardan haberdar olmaları elbette mümkün değildir. Kabineden daha yüksekte olduğuna inanan şehrin yüksek erkanı bunu tahakkuk ettirip, araştırma yapıp bu dehlizleri gereken mercilere iletip ortaya çıkartabilirlerse herhalde Demirci’ye en büyük hizmeti yapmış olurlar.

    Bu tünellerden birisi, hisarlar muhasara altında iken hisarların dışarıyla irtibatını sağlamak için Şebekdede’nin altından çıktığı söylenen (Kulo Cami’nin karşısındaki yapay şelale) dehlizin varlığı insanımızın dilini yıllarca epey yormuştur. Ama araştırmayı da hak etmektedir.

    Diğer dehliz ise Güreş Harmanı’nın alt tarafındaki Çerlik dehlizidir. Dedelerimizin bu dehliz hakkındaki sohbetleri ve iddiaları bitip tükenmezdi. Zira o mevkide bulunan Gocataş altında olduğu söylenilen dehlize o mevkide bulunan tabakhanelerde çıraklık ve kalfalık yapan bir grup genç ellerine aldıkları çıra ve meşalelerle o zamanlar açık olduğu söylenilen dehlize girip, bir müddet dehliz içinde yürüyüp, oksijen azlığından meşaleleri sönünce kaçarcasına hızlı bir şekilde dehlizden çıkmışlar.

    Gördüklerini kendilerini merakla bekleyen ustalarına ballandıra ballandıra herhalde biraz da mübalağa ederek anlatınca, bu, şehrin her tarafına yayılır.

    Bir müddet (?) gittiklerinden sonra dehliz biraz genişler. Taş veya mermerden direklerle – sütunlarla – beslenen odaya benzer bir mekâna ulaşırlar. Fakat etraflı bakamayıp meşaleler sönmeye başlayınca kendilerine tembih edildiği üzere oradan hızlıca çıktıklarını her yere anlatırlar. Bu şehrin her tarafına yayıldığı için yeni meraklıların meraklarını gidermek için bu dehlize girmek isteyecekleri kanaatinden dolayı dehlizin ağzını kapatıp girilmesine engel olurlar. 
    
    Tarih bize gösteriyor ki büyük arkeolojik kazıların arkasında asırlar boyunca süregelen masalımsı efsaneler yatmıyor mu? Homeros’un İlyada isimli kitabında yer alan meşhur Truva efsanesine inanan Alman arkeolog Heinrich Schliemann yaptığı kazı ile bu efsanenin masal olmadığını ispatlamakla kalmadı, bulduğu Truva hazinesini de Almanya’ya kaçırmayı da becerdi. Yıllarca Berlin Müzesi’nde Truva Hazineleri olarak sergilenen bu hazine, 2. Dünya Harbi’nin sonlarında ortadan kaybolur. Federal Almanya 1960’lı yıllarda bu hazinenin Komünist Rusya tarafından yağmalandığı iddiasını dile getirseler de yağmanın kapitalist sistemin eseri olduğu, Marksist ideolojide yağma diye bir şeyin olamayacağı gibi ipe un serme bahaneleriyle o devirde meseleyi kapatırlar.

    Şu anda Truva hazinelerini sadece 2. Harbi’nden önce çekilmiş fotoğraflarla hatıraları süslemektedir.
Yine Homeros’un İlyada isimli kitabında anlattığı hikâyede Atlantis medeniyetinden bahseder. Bu medeniyetin büyük bir deprem neticesinde deniz içine çökerek ortadan kaybolmuş olduğu yazılıdır.

    Arkeologlar Truva efsanesinin efsane olmadığını ispatlayınca Homeros’un anlattığı Atlantis efsanesinin de gerçek olduğuna inanmakta olup bu efsaneyi yıllardan beri kazılarla veya denizlere yaptıkları tüplü dalışlarla aramaktan vazgeçmemişlerdir. Hatta ve hatta bu efsane ile ilgili sinema filmleri, senaryolar ve romanlar yazılarak Atlantis efsanesini hafızalarda canlı tutmaya devam etmektedirler.

    Benim bu iki misali niçin verdiğimi herhalde anlamışsınızdır. Bazı efsanelerin hakikiliği zaman içerisinde ispat edilmiştir. Yeter ki araştırılsın, kazılsın, mutlaka bir netice alınacaktır. Düşünebiliyor musunuz? Bulunabilecek bir yer altı şehri, memleketimiz Demirci’ye neler kazandırır?

    Demirci’nin çeşitli yerlerinde yapılmak istenilen binaların temellerinin kazısı sırasında değişik devirlere ait basit mezarlar her zaman bulunmuştur. Fakat en dikkat çekici ve önemli olanı da Eski Sanayi Çarşı’sının 1965’lerde yapılan kazılarında fazlaca antik mezar ortaya çıkar. Bu mezarların bazısında lahitler bulunmuştur. Bu lahitler kapaklı fakat son derece sade, düz, figüratif olmayan lahitlerdi. Bu lahitlerin adedini ve cinsini daha sonraları artık ihtiyarlamış olan sanayi esnafına sormama rağmen bir netice alamadım. Sadece Manisa’ya götürüldüğünü söylediler. O tarihlerde Türkiye’de sit alanlarıyla ilgili bir çalışma ve kanun olmadığı için kazılan temellerin üzerine de binalar yapılarak unutturulup gitti.

    Sayın hemşehirlilerim, görüldüğü üzere Demirci tarihinin bilinmeyen zamanlarına kadar uzayıp giden bir yaşanmışlığı mevcut. O zamanlar bu topraklarda yaşayan insanların dinleri, dilleri ve ırkları hakkında en küçük bir bilgi bize ulaşmamıştır. Bu sebepten dolayı bu hususta da daha fazla durmaya hiçbir sebep yoktur. Çünkü Demirci’nin nüfusu MS 1100’lü yıllardan itibaren Türkleşmeye başlayıp 1402-1410 yılları arasında Aksak Timur tarafından saflaştırılmış olup 1842 sonrasında Rumlar gelinceye kadar sadece Türklerin yaşadığı bir mekân olarak kalmıştır.

    Akıllarda bir şüphe kalmaması için bu kısa bilgiyi vermek mecburiyetinde hissettim.

    Bahsedilen bu tarihlerle ilgili bilgiyi Salnamelerle Demirci başlıklı bölümümüzün Demirci’nin nüfusundan bahsederken teferruatlı olarak beyan edeceğimi ifade ederim.

        DEVAM EDECEK


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —