Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Ahmet Tevfik Selçuk

Ahmet Tevfik Selçuk

Tarih: 07.10.2026 09:51

DEMİRCİ’NİN TARİHİ BÖLÜM -9- EVLİYA ÇELEBİ SEYEHATNAMESİNDE DEMİRCİ

Facebook Twitter Linked-in

    BÖLÜM 9 :

    Evliya Çelebi 1600’lü yıllarda yaşayan Osmanlı coğrafyasının Urum Eli, Anadolu ve Şam bölgesini (Anadolu’da Şam ismiyle Suriye’nin baş şehri olan Dımeşk şehri kastedilir. Şam, bugünkü Suriye’nin hemen hemen tamamı olarak isimlendirilir.) gezmiştir. Evliya Çelebi’ye kadar bir Osmanlı vatandaşının böyle bir seyahatnamesi yoktur. Bu seyahatnamenin hususiyeti şehirlerde metfun alimleri, gazileri ve Horasan erlerinin menkıbeleriyle beraber hayatlarını anlatıp kitabına yazması, kendinden öncekileri anlattığı için tarihi bir kaynak olması açısından da önemlidir.

    Gezdiği şehirlerin vaziyetleri, yolları, sokakları, evlerinin şekilleri, su ve çeşmeleri, hanları, hamamları, tekke ve camileri, camilerin o devirdeki inşa şekilleri, medrese ve okullarının sayılarını ve özelliklerini belirtmesiyle de ilmi bir hüviyet kazanan seyahatnamesi tarih açısından 1600’lı yılları çalışan akademisyenler için bir başucu kitabı olmasından öte rehber mahiyeti de taşır.

    Halkın giyimi, kuşamı, mali durumu, yemek kültürü, ev hayatları, tahsil durumları hakkındaki intibalarını da açıklamasından dolayı etnografik bir kaynaktır.

    Peki, Seyyah-ı Fakir, Evliya Çelebi’nin Demirci ile ilgili bizimle paylaştığı 1600 yıllarındaki Demirci ne şekildeymiş, biraz kısaltarak o devrin dilini de çok fazla şekilde bugünün insanının anlayacağı hale getirip üslubunu da – becerebildiğimiz kadarıyla – sadık kalarak anlatalım.

    Yalnız Evliya Çelebi’nin seyahatnamesi bazı konularda fazlaca abartılı olup tarihi değerlerle uyuş-mayan olaylar da vardır. Bunun misali Demirci’de Fındıcak Kraliyeti gibi Hristiyan bir devletin varlığından bahsetmesi ciddi tarihi kitaplarda bulunmayışı bu görüşü desteklemektedir. O devirde Türkçe bir isim olan fındık kelimesinden türeyen devlete de rastlanılmamaktadır.

    Evliya Çelebi Demirci’ye Simav üzerinden Demirci Dağı’nı aşarak gelmiştir. Simav’ı anlatırken dağların eteğinde 25 adet güzel giyimli ahbaplara veda edüb garp cihetindeki köyleri ve mümbit ovayı geçüb dört saatte aman vermeyen Demirci beline huruç – çıkmaya – eyleyüb kamilen iki saat de semaya son raddeye kadar yaklaşmış bir yüksekliğe vasıl olduk.

    Bu Arşın serhaddindeki Oklu Çam namıyla malum zirveye vasıl olanda Derviş Seci namında bir aşıkın dağlar gezici, âdem kesici, kan dökücü, can ezici, on pare yol kesici haramilerin onunu da oklayarak canlarını türaba serub kanlarını da hak-ı arza (toprağa) salar. Allah’ın hikmetiyle bir ok atımı mesafede çam ağacına rast gelüb, o çamın gölgesinin sinesine varub yerleşir. Mu-hakkak ki dürüst ve karakterli kemankeş (okçu) bir pehlivanmış. Anın içün ol mahale Oklu Çam beli derler.

    Öldürülen on harami de mezkûr çamın dibinde ecel şerbetini içip sarhoş gibi kıyamet gününe kadar vadinin hamuşunda – sinesin-de – yatarlar. Seyyah-ı Hakir dahi, bu mahalden korkumuzdan pür silah titreyuben geçüb gittik. Amma, cansız ve mecalsiz halde bu melun ve amansız belden ıraklaştık.

    Sonra ol haramileri katleden garip derviş üst esvablarıyla ve silahlarıyla haramileri kendi atlarına bindirib, leşlerini ip ile sıkı bir şekilde bend üdüb – bağlayıp –, on pare atları da arkalarından akt edüb – sürüp –, derviş de atlardaki leşleri yedeğine alıb, Demirci kadısına esvab ve silahlarıyla getürub bir kuşede karar kılar – bekler -.

    Ahali bu hali görüb hamd-ü sena ile dervişe nice bin kuruş ihsan eylerler. Vakdin kadısı da haramilerin hiçbir şeyini almayıb cümle esvab ve atları da dervişe ihsan edüb, başına turna telleri takub kendine yakın ne-dimlerdem – dost – eyler. Şehir içre bağ ve bahçe ve de bir hane verüb ve dahi bikrina şukufe – açılmamış gonca – verub şeherde ikametini temin eyler.

    Bu dervişi gören ademlerden işittik ki yakın zamana kadar Derviş Şeci hayattaymış, o hayatta iken kurt ile kuzu beraber gezermiş. Her sene başında bin adet âdem toplanıp tenha dağlar ve sarp yollarda çağıldayarak akan suları, ab-ü hayat, kaynak ve çeşmeler yapıp çemenzarda – mesire yerinde – sofralar kurarlarmış. Gezerek gördüğümüz bu asarlar – eserler – Garip Derviş’in kemanının – yayının – okunun bereketi ile vücuda gelmiştir.

    Derviş Şeci telef ettiği on haramiyi Oklu bele getirip yaptıkları hafif yüksek bir yere defin edüb edrafını da alçak bir duvarla çevrelemiş ve dahi kendü içünde bir kabir inşa edüb, şehrin ahalisine vasiyet edüb, 40 sene yaşamış olub sonra ahirete itikal ettiğinde vasiyeti üzre cümle ahbabı dervişi haramilerin yanındaki çeşme başına defnetmişlerdir.

    Halk arasında hala Oklu Çam deyub meşhur olub, Okçu Dede yüz sürülen bir ziyaretgahtır. Haramiler hala bu mahalde âdem ve havva kızlarına saldırmaya cüret edemezler. Fakat Demirci şeherine yakın yerlerdeki ulu çamlıklarda gayet dikkatli olmada faide vardır. Oklu Çam beline de bu ismin eril-mesinin esbabı da budur.

    Demirci’yi Boycu Noyan’dan sonra Cimcime Kral’ın karındaşı Fındıcak Kralı’nın elinden Saruhanoğlu Beyleri’nden Demir oğlu Kara Mustafa Bey fethetmiştir ki dedemin dedesinin altıncı dedesi Kara Ahmet Bey’in kardeşidir. Demirci şehri ocaklığımız olmakla beraber Demircialtı da derler. Zira şehirde fazlaca demirci körükleri vardır. Bu sebeple de daha sonra gittiğimiz şehrin yakınlarındaki yerlerde bu yere demircisinin çok olmasından dolayı Demirci de derler. Zamanın geçmesiyle Saruhanlı Beyliği inkiraz – yıkıldığında – bulduğunda Al-i Osman’dan Beyazıt’a intikal ettüğünde Kara Mustafa Bey çoktan hak vaki olub ahirete hicret etmiş olduğundan makberi Demirci’dedir. Allah’a şükürler olsun ki ceddimizi ziyaretimiz müesser oldu (Kara Mustafa Bey’in mezarı İrezler – Reisler – mevki denilen yer olması kuvvetle muhtemeldir).

    Anlatıldığı üzere Demirci Sultan Beyazıt’ın destine geçince isyankarlar tarafından kullanılmasın deyu şehirde mevcut olan hisarlar yıkdırılmış olub, hala bazı aksamı zahiri – bazı kısımları açıkça – olarak da görülmekte olub tamiri mümkündür.  

          DEVAM EDECEK


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —