Mehmet Âkif Ersoy’un o çarpıcı dizeleriyle başlamak gerek:
Tarih, o bizim eştiğimiz kanlı harabe,
Saklar sayısız lâhd ile milyonla kitabe.
Post üstüne hem kavgaların hepsi nihayet;
Hâlâ mı boğuşmak? Bu ne gaflet, ne rezalet!
Bir önceki yazımda sizlere fırıncı Peter’in ürettiği o meşhur kekten ve anlamından bahsetmiştim, hatırlarsınız; hani hilâl şeklinde yapılmasıyla Türk milletini temsil eden o kekten... İşte şimdi, o lezzetli hikâyenin ardındaki çok daha büyük ve acı bir trajediye, o kekin yapılmasına zemin hazırlayan Kahlenberg Tepesi'ne ve orada yaşananlara gitme vakti.
Viyana havzasına hâkim konumuyla inanılmaz stratejik bir öneme sahip olan ve savaşta saldırı üssü olarak kullanılan o tepe... 12 Eylül 1683 Pazar sabahı... Türk kuvvetlerinin bu tepeden gelen taarruz karşısında bozguna uğrayıp savaş alanını terk ettiği o talihsiz an...
O gün öğleden sonra, Veziriazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın çadırına giren Polonya Kralı III. Jan Sobieski, eşi Kraliçe Marie Casimire'e duyduğu büyük bir zafer coşkusuyla bakın o mektupta neler karalıyor:
"Kalbimin ve ruhumun tek tesellisi, en sevimli ve en çok sevilen Marysieńka! Her şeye kadir Tanrı, milletimize yüzyıllar boyunca benzeri duyulmamış bir zafer ve ün bahşetti. Bütün silahlar, toplar, bütün kamp, kıymet biçilmez hazineler elimize geçti. Düşman, ölülerini savaş alanında ve kampta bırakarak büyük bir telaş içinde kaçtı. Vezir, direnemeyeceğini anlayınca oğullarını yanına çağırdı ve bir çocuk gibi ağladı..."
Asıl 12 Eylül
İşte bu satırların kaleme alındığı an, dostlar, Türk milleti için tarihin döndüğü andır. Müslüman Türk’ün Avrupa’dan geri çekilmeye, hatta kovulmaya başlandığı o acı eşiktir.
Bize tarihte sık sık başka bir 12 Eylül hatırlatılır değil mi? Ama asıl büyük yıkım olan bu 12 Eylül’den pek bahsedilmez. Müslüman Türk’ün asıl 12 Eylül’ü ne yazık ki budur.
Ne garip bir tecellidir ki, bundan sonra tarih adeta sürekli bizim yenilgilerimizi yazdı. Hem de fasılasız bir şekilde... Çorap söküğü gibi gelen o büyük geri çekilme dönemi böyle başladı. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa yenilgiden sadece 4 ay sonra boğularak hayatını kaybetti; onun gidişiyle de kayıpların arkası kesilmedi.
Çorap Söküğü Gibi Gelen Kayıplar
Neleri kaybetmedik ki? Listeye şöyle bir baktığımızda insanın içini sızlatan o devasa tabloyla karşılaşıyoruz :
- Orta Avrupa’da,
- Kırım ve Kuzey Karadeniz’de,
- Kuzey Afrika’da (Tunus, Mısır, Trablusgarp),
- Balkanlar’ın tamamında,
- Ortadoğu’da, Hicaz’da, Suriye’de, Irak ve Filistin’de...
Kaybetmediğimiz toprak neredeyse kalmadı. Rakamlarla ifade etmek gerekirse; yaklaşık 5,2 milyon kilometrekarelik devasa bir coğrafyadan geriye kalan toprak oranı maalesef yüzde 83'lük bir kayba tekabül ediyordu. Tam 1,5 milyon vatan evladını toprağa verdik.
Daha somut söylemek gerekirse; bugün üzerinde yaşadığımız vatanımızın yaklaşık 3,5 katı büyüklüğündeki toprakları kaybettik. Elde avuçta kala kala geriye 783.562 kilometrekarelik bir alan kaldı.
Eğer Türk milleti, İstanbul Hükûmeti ile İtilaf Devletleri arasında 10 Ağustos 1920’de imzalanan ve adeta milletimizin idam hükmü olan Sevr Antlaşması’nı yırtıp atmasaydı, inanın o kalan parça da elimizden gidecekti. Bu süreçte tam 17 padişah gelip geçti tarihimizden.
Tüm bu yaşananları özetlemek gerekirse, tarihimizi iki döneme ayırmak lazım: Kahlenberg Tepesi'nden öncesi ve sonrası...
Gözüpek Paşa, zaten temelleri sarsılmaya başlayan o büyük binanın en alt tuğlasını çekiverdiğinin acaba farkında mıydı? "Yapma, etme" denilmesine rağmen o hamleyi yapıverdi.
Ne diyelim... Olacağı varmış.
Kalın sağlıcakla.