Menü Halıkent Bölge Gazetesi
NİYAZİ UYAR

NİYAZİ UYAR

Tarih: 05.10.2026 10:50

PORTAKAL KAFE

Facebook Twitter Linked-in

Bugün 26 Eylül. Bornova Büyükpark...
Bundan çok yıllar önceydi. Sen evde olan mutsuzluğuna, sevdiğin insanlara sarılmaya çalışarak rahatlamaya, huzur bulmaya çalışıyordun. Yine böyle bir eylül günüydü. Parkın ağaçları yavaş yavaş bakır rengini almaya başlayacaktı. Bakır rengini almaya başlamasına 10 - 15 gün vardı.

Bornova Meydanı'ndan aşağı doğru yürüyünce çıkıyordu karşınıza Büyükpark. Büyükpark'ta cinsi cinsi ağaçlar, çamlar türlü türlü... Akından karasına, kızılına, fıstık çamına. Sonra okaliptüsler, çınarlar, çit bitkileri, taflanlar, ligustrumlar, mersinler... Dışı parlak o hani çit bitkisi ağaçlarından vardır ya, işte onlar. Belediyenin peyzaj olarak tanzim ettiği çiçekler; şebboylar, aslanağızları, menekşeler, kadife çiçekleri, yediverenler...
Uğur Mumcu Kültür Merkezi'ne gelmeden gözüm Portakal Kafe'yi aradı. Portakal Kafe'nin yerinde başka bir isimle karşılaşınca o acı duygu bir anda yüreğime Sağlık Memuru Cemşit'in enjektöründen yüreğime zerk oldu adeta.
Durdum, gözlerimi kısıp bir kez daha baktım tabelaya: "Aha tam burasıydı!"
Yüreğim sızladı. İçimden bir ses yükseldi, sitemle karışık:
"Hayat iksirini unuttun. Vefasızsın, hiç yakışır mı sana? Ben seni kadirşinas bir dost bilirdim. Yazık, çok yazık... Yakıştıramadım sana!"
Savundum kendimi, biraz da mahcup:
"Bende suç yok. Adı İlgün olan o kadın, bir kara çalı gibi girdi aramıza. O kara çalı olmasaydı bak sen neler olurdu neler... Neler olurdu neler, deme gitsin. Bana haksızlık etme. Dertli yüreğime bir dert de sen ekleme. Bir dert de sen açma."
Portakal Kafe'ye baktım, adı değişmiş: Bornova Belediyesi Gençlik Merkezi olmuş. Hani o Kara Kısrak Sekişli’m. Onunla karşılıklı oturup bir şeyler içtiğimiz bu mekan başka bir mekân olmuş...
Mekândan içeri girdim. Tam karşılıklı oturduğumuz yere geldim. Bir an gözlerimi kapattım.
İşte tam o an Kara Kısrak Sekişli’m, sen geldin, karşıma dikildin. Sesin titrek, gözlerin dolu:
"Hiç arayıp sormadın. Neler çektim, neler..."
Bir anlattın, bir anlattın, bir anlattın... Anlattıkların yazsam sayfalar tutacak. Sonra saate bir baktım, çok zaman geçmemiş. Beni esir etmiş olan o bal köpüğü gözlerini gözlerime diker, gözlerimi süzerdin ya! Sözcükler nasıl çıkıyor ağzımdan diye temsili resmimi çiziyordun ya adeta. Sen beş duyu organınla olmasa bile dokunma, duyma, koklama organlarınla bana karışıp etle kemik olmuşuz. Masum, sımsıcak bakışlarını bir an için yeniden içimde, yeniden üstümde hissettim.
İşte tam o an... Gençlik merkezinde erkekli kadınlı üç beş kişi vardı. Daha günün ilk saatleri olduğundan çok kalabalık değildi. Öğleden sonra burada oturacak masa bulma imkânı yoktur.
Ben bir dakika oldu olmadı gözlerim kapalı vaziyette seni düşlerken bir görevli yaklaştı, sesi nazik:
"Birini mi aramıştınız efendim?"

Görevli yaşımı, fiziki görünümümü buraya uygun görmemiş olacak ki öyle sordu.
Toparlandım, gülümsemeye çalıştım: "Yok, yok... 2000'li yıllarda burası Portakal Kafe'ydi. Buranın adı Portakal Kafe'ydi. Bir arkadaşımla karşılıklı oturup orta şekerli birer kahve içerdik. Bazen de... O yıllar kapalı mekânlarda sigara içmek yasak değildi. Ve ben her kahve içerken dilime pelesenk olan 'Aşk öpücüksüz, kahve sigarasız olmaz' veciz sözünü söylerdim. Ben o veciz sözü söylerken kadın arkadaşlarım 'Hadi, hadi öğretmenim, ne olur bir daha söyle!' der, keyifle gülerlerdi."
Görevli genç kız tebessüm etti: "Öğretmenim, ismi değişti ama ruhu aynı aslında. Şimdi de burada gençler toplanıyor, hayaller kuruyor, çaylarını içip sohbet ediyorlar."
İçim ısındı bir an. Kızın gözlerinde yıllar öncesinin o cıvıl cıvıl enerjisini gördüm. Kendi kendime mırıldandım: "Doğru ya, biz de o zamanlar gençtik."
Dışarı çıktığımda Büyükpark'ın okaliptüs kokusu karşıladı beni. Yürü-meye devam ettim. Zaten hayat da böyle bir şey değil miydi? Mekânlar değişir, isimler değişir; ama bir eylül günü bir parkta bırakılan aşklar ve dostluklar asla eskimezdi…
        Eylül 2026 / Salihli
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —