Emrah GENÇER  Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü

Emrah GENÇER Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü


Ailenin Sıcaklığı, Gençlerimizin ve Geleceğin Güvencesi


Gençlik… İnsan hayatının en güzel, en heyecanlı ama belki de en hassas dönemi. Hayallerin büyüdüğü, insanın kendisini aradığı, dünyayı anlamaya çalıştığı, doğruyla yanlışı birbirinden ayırmayı öğrendiği bir çağ. Bir tarafta hayatın sunduğu imkânlar, diğer tarafta genç akılları ve kalpleri kuşatan sayısız tehlike… İşte böyle bir çağda yetişen gençlerimize bakarken, sadece “Sizler bizim geleceğimizsiniz.” demek yetmiyor. Asıl soruyu sormamız gerekiyor: Biz bugün onların yanında mıyız?

Çünkü gençlik kendiliğinden güzel bir istikamete yürümez. Gençliğin elinden tutulması, ona yol gösterilmesi, hata yaptığında yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olunması gerekir. Bunun ilk adresi ise ailedir. Anne - baba, çocuğunun hayatındaki ilk öğretmen, ilk rehber ve ilk sığınaktır. Okul, çocuğun bilgi ve becerilerini geliştiren önemli bir eğitim yuvasıdır; ancak eğitim hayatının temelleri ailede atılır. Çocuk, hayata dair ilk davranışları, değerleri ve insan ilişkilerini büyük ölçüde ailesinde öğrenir. Dolayısıyla gençlerimizin millî ve manevi değerlerimizin emanetçisi olmasını istiyorsak, önce o emaneti kendi evlerimizde korumayı öğrenmeliyiz.

Bugün gençlerimizi çok konuşuyoruz. Gençliğin nereye gittiğini, ne izlediğini, kimleri örnek aldığını, hangi çevrelerle arkadaşlık ettiğini ve neden bizim sözümüzü dinlemediğini konuşuyoruz. Fakat bütün bunları konuşmadan önce kendimize dönüp bakmamız gerekiyor. Çocuklarımızla ne kadar vakit geçiriyoruz? Onları gerçekten dinliyor muyuz? Bir sorunlarını anlattıklarında hemen kızmak, yargılamak ve nasihat etmek yerine önce anlamaya çalışıyor muyuz? Evladımızın hayatında yalnızca “Derslerini yaptın mı, nereye gidiyorsun, ne zaman geleceksin?” diye soran bir anne-baba mıyız, yoksa “Bugün nasılsın, seni üzen bir şey oldu mu?” diyebilen bir anne - baba mıyız?

Bazen bir gencin ihtiyacı uzun bir nasihat değildir. Bazen sadece yanında olduğunu hissettiren bir anne, omzuna elini koyan bir baba yeter. Çünkü çocuklarımızın hayatında kuramadığımız her bağın yerini başka birileri doldurabilir. Bizim dinlemediğimizi başkaları dinler, bizim anlamadığımızı başkaları anladığını söyler. Bizim vermediğimiz ilgiyi başka çevreler sunabilir. İşte bu nedenle gençliğimizi kaybetmemek için önce gençlerimizle aramızdaki bağı kaybetmemeliyiz.

Üstelik bugün çocuklarımız bizim yetiştiğimiz dünyada yaşamıyor. Onların odalarının kapısını kapattığımızda hayat dışarıda kalmıyor. Telefonla, internetle, sosyal medyayla ve arkadaş çevresiyle dünyanın her türlü etkisi evimizin içine kadar giriyor. Bizim göremediğimiz nice insan, düşünce ve alışkanlık onların dünyasında yer edinebiliyor. Bu yüzden yalnızca “Benim çocuğum yapmaz.” demek artık yeterli değil. Çocuğumuzun elinden tutmak, onun-la konuşmak, dünyasını tanımak ve karşılaşabileceği tehlikelere karşı onu bilinçlendirmek zorundayız.

Son günlerde yaşadığımız, hepimizin yüreğini burkan bazı hadiseler de bu gerçeği bir kez daha hatırlattı. Bir akşam evinden çıkan evladın ardından “Yeter ki sağ salim dönsün.” diye dua eden bir annenin, bir babanın endişesini hepimiz anlayabiliriz. Gençlerimizin sokakta, okulda, arkadaş çevresinde veya hayatın herhangi bir yerinde karşılaşabileceği tehlikeler karşısında aile olarak daha dikkatli olmamız gerekiyor. Fakat bunun yolu yalnızca yasak koymaktan geçmiyor. Asıl mesele, evladımızın başı sıkıştığında ilk arayacağı kişinin yine annesi veya babası olacağı bir güven ortamı kurabilmekte.

Kur’an-ı Kerim, gençlerin taşıdığı imanı ve dirayeti Ashâb-ı Kehf üzerinden anlatırken şöyle buyuruyor “Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” (1)

Bugünün gençlerine baktığımızda da aynı hakikati görebiliriz. Onlar yalnızca korunması gereken çocuklar değil; doğru yönlendirildiklerinde büyük ideallerin, güzel işlerin ve güçlü bir geleceğin taşıyıcılarıdır. Fakat bunun için önce onların kalbine ulaşmak gerekir.

Kalbine ulaşamadığımız bir gence yalnızca kural koyarak yön veremeyiz. Onu sadece eleştirerek kazanamayız. Hatasını gördüğümüzde kapıyı yüzüne kapatmak yerine, “Gel, konuşalım.” diyebilmeliyiz. Çünkü gençlik hata yapabilir. Önemli olan, hatanın ardından gencin sığınacağı kapının neresi olduğudur. O kapı aile olursa, birçok yanlış daha başlamadan önlenebilir.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de gençliğin ne kadar kıymetli olduğunu, “Rabbine ibadet ederek yetişen genç” ifadesiyle bizlere hatırlatıyor. (Buhârî, Ezân, 36). Demek ki gençlik, yalnızca geçip giden bir yaş dönemi değil; insanın hayatına yön veren büyük bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirmek ise sadece gençlerin değil, onları yetiştiren anne - babaların ve eğitimcilerin de sorumluluğudur.

Çocuklarımızın bizden beklediği belki de sandığımız kadar karmaşık değil. Bazen biraz zaman, biraz ilgi, biraz güven… Sofrada birlikte oturmak, telefonları bir kenara bırakıp konuşmak, bir derdini anlatırken sözünü kesmemek, yaptığı güzel bir işi takdir etmek… Küçük görünen bu davranışlar, genç bir yürekte büyük izler bırakabilir.

Biz anne - baba olarak çocuklarımızın bütün problemlerini çözemeyebiliriz. Onları hayatın bütün kötülüklerinden de uzak tutamayabiliriz. Fakat onlara güçlü bir aile bağı kazandırabiliriz. Düştüklerinde kalkabileceklerini, hata yaptıklarında dönebileceklerini, ne yaşarlarsa yaşasınlar evlerinde kendilerini bekleyen bir sevgi olduğunu öğretebiliriz.

İşte gençliğe sahip çıkmak biraz da budur.

Onların yerine yaşamak değil; onlarla birlikte yürümektir. Her adımını kontrol etmek değil; doğru adımı atabilecek bir vicdan ve karakter kazandırmaktır. Sürekli “Dikkat et!” demek değil; ihtiyaç duyduğunda yanında olmaktır.

Bir nesil bir günde yetişmiyor. Bir nesil, yıllarca süren sabırla, emekle, sevgiyle ve güzel örneklikle yetişiyor. Ailede başlayan eğitim, okulda verilen bilgi ve rehberlikle gelişiyor; toplumun bütün kurumları bu sürece katkı sunuyor. O yüzden gençlerimizden şikâyet etmeden önce onlara ne verdiğimize bakalım. Onları suçlamadan önce ne kadar dinlediğimizi düşünelim. Geleceklerinden endişe etmeden önce bugünlerine ne kadar sahip çıktığımızı sorgulayalım.

Ve en önemlisi, evlatlarımızın elini bırakmayalım. Çünkü bazen bir gencin hayatını değiştiren şey büyük sözler değil, en zor anında yanında duran ailesidir. Bir babanın “Ben buradayım.” demesi, bir annenin duası, bir ailenin güven veren sıcaklığı; belki de genç bir insanın hayatındaki en büyük dayanak olur.

Rabbim bütün yavrularımızı korusun, yollarını açık eylesin. Sağlıkla eğitimlerine devam etmelerini, huzurla derslerinin başına oturmalarını, hayallerinin peşinden güvenle yürümelerini ve her akşam sevdiklerinin kapısını sağlıkla çalıp evlerine dönmelerini nasip etsin.

Yavrularımızı Allah ailelerine, sevdiklerine ve memleketimize bağışlasın.

Kaynakça: 
(1) Kehf, 18/13. 
(2) Buhârî, Ezân, 36.
 

YAZARLAR