
Balkan turumuzu biraz hikâyeleştirerek devam etmeyi uygun buldum. İnşallah turuma öncelikle buradan daha sonra Allah nasip ederse gerçekten o yöreleri görerek devam edersiniz.
Kosova'ya indik. Priştina... Kosova'nın resmi başkenti, kültürel başkenti Prizen. Allah'ın takdiri olsa gerek Trakya'dan sonraki Osmanlı'nın giriş kapısına bizde havadan inmiş olduk. Ben Kosova'yı küçük bir alan, o zamanın şartlarında Kosova savaşının yapıldığı yer olarak düşünüyordum hep. Meğer büyük bir bölgenin adı olarak geçiyor. Kosova bana hep Murat Hüdavendigar'ı hatırlatır. Murat Hüdavendigar; nedendir, bilemiyorum, aileyi zenginleştiren ilk nesil fedakâr, cefakâr, zorluklar çekmiş, holding kurucularından biri gibi geliyor bana. Holding gelince kızmayın hemen! Şimdiki kapitalist sistem holding kelimesi ile konuyu anlaşılır kılıyor, onun için kullandım. Siz, Anadolu'daki zengin ailelerin veya tanıdığınız zengin ailelerin de ilk nesil dedelerini düşünebilirsiniz. Hem holding deyince ben Osmanlı'yı şu anki dünyanın en büyük holdinglerinden birisi olarak düşünüyorum. Bu holdingler kapitalist, materyalist, sömürgeci ve istilacı olsalarda Osmanlı bunların tam tersine; kültürel, ekonomik, sosyal ve askeri anlamda dünyanın en büyük devletlerinden biri idi ve adaleti yüzyıllarca dünya tarihinde konuşulan bir devlet idi.
Devletin ilk kurucuları Osman ve Orhan beyler biraz daha küçük bir alanın fatihi idiler. Ama onlar da fetihlerin işçisi idiler. Murat Hüdavendigar payitahta uzak bir yerde şehit olduğu ve naaşının bir kısmının (iç organlarının) Kosova'da kaldığı diğer naaşının da Anadolu'ya getirildiği için bende farklı bir duygu yarattı.
Kalbim, uzun zamandır istediğim bir bölgeye yapacağımız tur ile hızlıca atarken, Priştina'ya indik. Rehberimiz sıcak ve samimi bir şekilde karşıladı bizi. Üniversite sınavına geç kalıyormuş gibi bizi hemen toparlayarak Murat Hüdavendigar'a götürdü. Yolda sanki yeni duyuyormuşum gibi 1. Murat'ın iç organlarının, kalbinin gömülü olduğu kabri anlattı. Savaşı, rivayetleri anlattı. İnanın bana kalbim daha hızlı atmaya başladı. Duygusallığım iyice artmaya başladı. Kabrin yanı başında türbedarın anlattıkları ile daha da duygusallaştım. Türbedarın kabrin geçirdiği olumsuz zamanları anlatışı, beni çok üzdü. Ama bu daha başlangıçtı. Fazlası ileriki zamanlarda idi.
Aldığım notlarda şöyle bir cümle kurmuşum: Fiziken de manen de gömülü bir kalptir Kosova'daki Murat Hüdavendigar türbesi. Gerçekten de biz müslümanlar için bir yerin bizim olmasına iki madde dalalet eder. (kanıtlar) :
- Mezarları veya türbeleri
- Camileri veya minareleri
Birinci Murat'ın Kosova'daki türbesi kalbimizin hâlâ attığı yer olması dolayısı ile canlılığını koruyor, gömülü kalp hâlâ atıyor gibi geldi bana. Murat Hüdavendigar'ın kalbini bıraktığı yere gönlümüzü bırakarak ayrılmak zorunda kaldık.
Bu duygularla, Kosova'nın kültür başkentine Prizen'e gittik. O kadar çok görülecek, dokunalacak yer var ki Balkan'larda, görüp inceliyor, fotoğraf çekiyor ve devam etmek zorunda kalıyorduk. Hazmetmeye vakit bulamıyorduk.
Prizen tam bir kültürel miras. Şehir bir nehirle ikiye ayrılıyor. Suyu çok bol ve güzel. Rehberimiz uyarıyor: "Çok fazla içmeyin, mideyi bozuyor!" Nitekim kısa bir süre sonra ilk sudan etkilenen gazi ortaya çıktı, gruptan. Devam edelim; taş köprü, 15 veya 16. yüzyılda yapılmış: Prizen'in dokusuna uygun bir Osmanlı köprüsü. Sel baskınından dolayı bir kısmı yıkılmış. Ama Allah'tan aynısı gibi restore edilmiş. Yol, köprü, han, hamam... İslam kültürünün ve Osmanlı'nın en çok yaptığı en güzelinin yaptığı imaretler. Sadece hizmet için yaptığı eserler. Hadi, cami ve türbeyi kendisi için yaptı varsayalım. Ama her yere han, hamam ve köprü gibi o günün tüm yaşayanlarına fayda sağlayan hizmetleri karşılıksız yapmış değil midir? Anlayana...
Sinan Paşa Camii. 1600'lü yıllarda Osmanlı Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yaptırılmış. İç süslemeleri harika. Dışarıdan heybetli duruyor. Prizen'de her yerden görülebiliyor. En son TİKA tarafından restore edilmiş. Bu arada TİKA'ya teşekkür etmek lazım. Dünyanın her yerine birçok alanda yetişiyor. Balkan gezimiz boyunca birçok eserde elinin olması insana gurur veriyor. Özellikle eskimiş, tarihi eserlerimize sahip çıkıyor. Kurandan, kurdurandan ve emek harcayanlardan Allah razı olsun!
Prizen Kalesi'ne çıkamadık. Çok daha önemli görülmedi herhalde. Karşıdan şehre hakim bir kale. Prizen'de ve birçok balkan ülkesinde ailede, evde kaç çocuk yaşıyor ise ev o kadar fazla bölümlerle zenginleştiriliyormuş. Her çocuğa 1 evcik olacak şekilde tasarlanıyormuş. Bizde 100 - 150 yıl önceki adet devam ediyormuş. Hatta bu adete uymayanlar kınanıyormuş. "Gerçi son 10 yılda bizde de uyulmamaya başladı" dedi, o yerel rehberimiz. O rehberde Kosova'lı ve üniversiteyi Türkiye'de bitirmiş. O gün için; rehberimizin rehberi idi.
Ben bu haftaki yazıda burada durayım. Ama o gün hemen Kuzey Makedonya'ya geçtiğimizi ve Balkan'ların en güzel bölgelerinden birisi olan Üsküp'e gittiğimizi, haftaya bu konudan devam edeceğimizi bildireyim.
Haftaya da görüşelim inşallah! İşiniz, gücünüz rast gitsin! İyi insanlarla karşılaşıp iyi insanlarla muhabbet edesiniz! Allah yar ve yardımcınız olsun!
Hadi kalın sağlıcakla!..
DEVAM EDECEK








