
BALKAN TURUMUZ-4
Balkanlar, onlarca yılda fethedilmiş. Üstüne yüzlerce yıl eskimez, tarihi eserler yapılmış büyük bir coğrafya. Biz daha çoğunu gezemedik ki; 3-4 yazıda bitirelim. Güzel yerler, güzel mekanlar ve biz kokan, bizim eskimezlerimiz olan yerleri anlatmakta maharet istiyor. Elimizden bu gelir; vaktimiz, anlayışımız, aktarma kabiliyetimiz ve yerimiz kadar size anlatabileceğiz. En iyisi gezmek, ama gezi notları da insanı gezdirmiş gibi yapar, her ne kadar bizimkisi öyle olmasa da...
Ohri ile devam edelim biz. 1390'larda, şehir kendi kendine teslim olarak fetih kansız gerçekleşmiş. Ohri gölünün kenarında. Gölün çoğunluğu Kuzey Makedonya'da, bir kısmı ise Arnavutlukta. Göl, Avrupa'nın en büyük gölü. Ohri, tarihi, turistik ve tabiat güzellikleri ile Balkan'ların benim gezdiğim en güzel şehri bence. Her şey var. Ali Paşa Camii var ki, tepeden her şeye ve herkese hakim sanki. Balkan'lardaki tüm sular gibi, buranın da suyu harika. Ali Paşa Camii'nde karşılaştığım bir gelenek var ki, çok hoşuma gitti: Abdest aldıktan sonra kurulanmak üzere çamaşır sepetinin birinde temiz, diğerinde kirli havlulardan oluşan bir konsept var. Abdest alan kişi temiz havlu ile kurulanıyor ve havluyu kirli çamaşır sepetinin içine atıyor. Açıkçası çok hoş! Hem temizlik hem de sıhat açısından mükemmel bir gelenek. İnsanı abdest almaya teşvik ediyor. Kışın soğuklarda daha güzel olsa gerek.
Bu arada yine Mevlevihane'de, Türkiye'deki ideolojik ayrışmayı Balkanlara taşıyan bir olay ile karşılaştık. Karı-Koca iki kişi biz Mevlevihane'yi incelerken yanımıza geldiler ve tuvalet sordular. Biz de Ali Paşa Camii avlusunu işaret ettik. Erkek olanı "Biz camide istemiyoruz, burada da mı camiye gideceğiz!" Dedi. Sonra, düzeltmek ihtiyacı hissetti herhalde ki; "Camilerin tuvaletleri pis oluyor!" Dedi. İşi daha da kötüleştirdi. Bizim rehber de: "Balkanlarda beklentileri fazla yüksek tutmamak gerek! Caminin tuvaletinden temizini bulmak buralarda oldukça zordur. Biz biraz önce girdik temizdi." Dedi. Bizde olayı anlayarak: "Allah Allah! Biz de yeni girdik diyerek Allah Allah nidasının üstüne bastırdık. İronik bir cevap oldu. Anlayana... İnsanın aklına Türkiye'deki kelaynakların, Balkanlara uçtuğu fikri geliveriyor. İnsana "Hasbünallah!" çektirecek, az da olsa insanımız her yerde karşımıza çıkıyor. Kaah memlekette kaah memleketten binlerce kilometre uzakta.
Ohri'ye gidecek olursanız Ohri alabalığını yemeyi unutmayın! Biz yiyemedik, içimizde kaldı, siz yiyin! Biz turun vermiş olduğu yemeyi, köfteyi yedik. Trileçesini yedik yalnız, sizde yiyin oraların tatlısı. Meşhur incisi için parası olana eyvallah! Eskiden, biz çocukken, Demirci'de macun satan, Sinan Camii avlusundaki macuncu amcanın deyimiyle "Ah! Paracağızım olsa da yesek (inciyi alsak) yavrularımızı sevindirelim (Hanımlarımızı ve kızlarımızı sevindirelim)" demek geldi şimdi içimden.
Ohri gölünde tekne turu yapıp, Tito'nun yazlığını, tepedeki dünyanın en önemli kiliselerinden birini görmeyi ihmal etmeyin derim. Sahilini gezerken suyla birleşmiş küçük kiliseyi de görmeniz güzel olur.
Ohri merkezde, kültürel mirası koruma altına alan karar gereği (1979) Safranbolu evleri gibi evleri olan, sokağı daracık mekanları gezersiniz zaten. Biraz ilerideki Ayasofya Kilisesi'ni-Osmanlı fethettiğinde kılıç hakkı olarak kullandığı için-camii gözüyle görmeniz içinizi rahatlatacaktır. Osmanlı fetihten sonra onlarca kiliseye dokunmadan ibadet ihtiyacını karşılamak için onlarca camii yaparken, kılıç hakkı olarak Ayasofya Kilisesi'ni camiye çevirmiş. O kadar da hakkı olsun! Bizim İstanbul'daki Ayasofya Camii'sine benzerliği var. Ohri ile ilgili başka bir husus; Sinan Paşa Camii'ni ziyaret etmek, bitişiğindeki sudan içmek ve etrafındaki Türk esnafları ziyaret ederek güzel bir kahve içmek size de o mekanlara da mutlaka iyi gelecektir. Ohri; Dünya Kültürel ve Doğal Mirası'nın korunmasına dair sözleşme gereği yapıları ile değiştirilemediği gibi -diğer gezdiğim Balkan şehirlerine göre- bizden olan nüfusu da değiştirmemiş izlenimini verdi bana. Siz ne dersiniz, bilmem ama!
Ohri'de, dünyanın büyük coğrafyalarının yazı alfabesine ( slav coğrafya ve Slav ırklar) damgasını vuran, Aziz Kiril ve alfabeye son şeklini veren Metodius'un devasa heykelleri bulunuyor. Bu kişilerin Ohri ile ilgileri konusunu bilmiyorum. Ohri'de Papirus kağıt yapımı atölyesi de var. Gidince yapılışını anlatıyorlar. Guttenberg'in orijinal baskısı da ellerinde mevcut. Hediye işlenmiş kağıt alınabiliyor. Çok pahalı değil! Çocuklarınız yanınızdaysa, bence iyi bir atölye çalışması olabilir.
Tekne turu esnasında teknedeki rehberin bir tespitini size aktarmazsam, bugün hiçbir şey anlatmamış olurum. Rehber der ki: "Eğer Tito Kosova'ya hiç karışmamış olsa idi, Balkanlarda bu kadar karışıklık yaşanmazdı(!)"
Bugün Ohri ile başladık, Ohri ile bitirelim, işiniz gücünüz rast gelsin! Hayat size huzur versin!
DEVAM EDECEK




