SARAYBOSNA - 2
Balkanlar'ın birçok şehrinde derin izler bırakmış atalarımız. Uzun yıllar gözümüzün önünü görememişiz ki Saraybosna'yı görelim. Tarihin hepsine "bizim tarihimiz" gözüyle bakmamışız. Baktırılmamışız... Boks maçında yumruk darbelerinden korunmak için yüzünü ve kafasını kapatan boksörler gibi olmuşuz. Bize karşı boks bombardımanı bitti. Sıra bizim yumruklarımızda, inşallah.
Bu kanıya neden vardığımı söyleyeyim; sizin dedenizin dedesi dahil, size kadar kaç atanız size Balkanlardan bahsetti? Ülkemize göç etmiş yüz binlerce muhacir olmasına rağmen ve etkileşimimiz artmasına rağmen kaçımızın atası Saraybosna'dan, Kosova'dan, Priştina'dan, Tiran'dan bahsetti. "oralardan göçmüşüz!" denildi ve geçildi. Kapandık, korktuk yani.. O halde ben Saraybosna'dan bahsedeyim ama siz imkan bulunca gidin inşallah.
Tarihi Başçarşı : Saraybosna'nın kalbi. Saraybosna'yı Osmanlı kendisi kurduğu için kalbine de mührü vurmuş. Ufak tefek kalp krizleri geçirmesine rağmen hâlâ sağlıklı bir kalp. Camiler, sinagoglar, kiliseler duruyor, yerinde. Bosna'ya özgü hediyelik eşya satan dükkanlar falan var. Kahveciler, gerçekten çok güzel kahve yapıyorlar. Türk kahvesi şeklinde yapılan harcı Bosna kahvesi olan bu kahveler pahalı da değil! Cevabi diye adlandırılan köfte var ki, ağzınıza layık. Rehber sağ olsun, en iyi lokantalarından birinde yedirdi.
Boşnak böreğini duymuşsunuzdur. Yerinde, merkezinde yedik. Ben ve birkaç kişiye dokundu. Hakkını yemeyelim, belki iştiğimiz su ve benzeri sebeplerle de olabilir. Yada midemizden kaynaklanıyor olabilir. En azından tatmakta fayda var.
Tarihi Ahşap Sebil : Eskiden kartpostallar vardı. Şehrin simgeleri kartpostallarla belirlenirdi. Şimdi saraybosna'ya gidenlerin bu mekandan fotoğrafları genelde oluyor. Konyalı 1 - 2 arkadaş, aynısının Konya'da olduğunu söyledi. Kardeş şehir olduğu içindir, dedi bir diğeri. Suyu İsa Bey tarafından getirilmiş. Iki oluğu var: birinden içen Bosna'dan evlenir, diğerinden içen eninde sonunda geri gelir deniliyor. Laf aramızda ikisinden de içtik. Evlilere bir şey olmaz nasılsa dedik. Hatta bu iş ve işlem ritüel gibi düşünülüyor orada. Biz de ritüelle uyuduk vesselam.
Baş Çarşı Camii : 1527 tarihinde yapılmış. Bosna Savaşı sırasında yıkıma uğramış. 2021'de Türkiye restore etmiş. Kalbinde kalbi sanki. Huzur veriyor insana. Buluşma mekanımızdı.
Saat kulesi : İlk defa kule olarak gördüğümüz bir mekan değildi tabii. Bu arada ilk defa İzmir'deki Saat kulesini görmüştüm. Ancak bu kule ay saatini esas alıyor. Namaz vaktinde ezan ile aynı anda çan şeklinde çalıyor. Osmanlı'dan kalma. Ama üzerine çıkılamıyor şu anda.
Gazi Hüsrev Bey Camii ve Külliyesi : 1531'de yapılmış. Baş Çarşı Camii'nden 4 yıl sonra. Adından da anlaşılacağı üzere Gazi Hüsrev Bey yaptırmış. Müslüman sayısı arttığı için olacak herhalde ki, birbirine yakın bu camiler ard arda yapılmış. Şadırvanı falan harika. Gazi Hüsrev Bey Medresesi de yanında ama giremedik. Kapalıydı herhalde. Kubbesi kurşunlu olduğu için Kurşunlu Medresesi de deniliyor. Bakarsınız size girmek nasip olur.
Gazi Hüsrev Bey Bezistan'ı : Kapalı çarşının bir benzeri yapı. Küçük dükkanlar sıralanmış. Arkadaşın yaşadığı esnafla pazarlık vakası burada gerçekleşti. "Hep Türkler böyle!" cümlesini burada duymuş olduk.
Morika Han : Avlusunda en çok çay, kahve içtiğimiz mekan. Genelde dolu oluyor. Oturacak yer bulmak zor ve genelde Türkiye'den gelen turistler oturuyor. Tatlı da var ama kahvesi çok güzel. Uğrak mekan vesselam.
Latin Köprüsü : 1. Dünya Savaşı'nın başlamasına sebep olan suikastin gerçekleştiği köprü. Latin Mahallesi ile Ana Çarşıyı birleştiren köprü olduğu için Latin Köprüsü denmiş.
Inat evi : Sahibi ( Avusturya - Macaristan zamanında ) evini devlete vermemek için inat etmiş, devletten birçok istekte bulunmuş.Olduğu yere belediye yapılacakmış. Sonra yapılmamış mı, yapıldı ise yıkılıp tekrar mı ev yapılmış bilmiyorum. O gün sormak da aklıma gelmedi. Biz de karşıdan baktık, geçtik.
Sönmeyen Ateş Anıtı :
Bosna'nın 2. Dünya Savaşı'ndaki kayıplarını anmak için yapılan Anıt. Anıtın önündeki ateş sadece Bosna (1992 - 1995) Savaşı sırasında sönmüş dedi, rehber. Tam vardığımız sırada, bir baktık ki ateş yanmıyor. Tekrar savaş mı çıkacak derken geçtik, gittik. Bir süre sonra yeğenim ateşin yakılmış olduğunu görmüş. Ateş bizi görünce mi söndü anlayamadık !
Umut Tüneli : En çok vurgu yapmam gereken yer herhalde burası. Saraybosna kuşatıldığında ve çıkış yolunun hiç olmadığı günlerde, Aliya İzzetbegoviç tünel ile dışa açılma emri veriyor. Erzak yok, mermi yok ve devamlı saldırıya uğrayan bir millet var sadece. Umut ise şehrin dışına diğer yakasına çıkacak bir tünelde. 300 Boşnak 4 ay 4 günde 800 metreyi kazıyor. Geçtiği yerin üstünde Barış (!) Gücünün havaalanı da var. Sırplar aylarca tüneli bulmak için çabalıyor. Aliya bile barış görüşmelerine bu tünelden geçerek gidiyor. Internette görüntüleri var, o günlere dair. Biz de girdik bir kısmına.Yan taraftaki fotoğraflar ve yan odadaki belgeseli izleyin derim ben. Aklımıza Filistin direnişi geldi. Gazze direnişi ve tüm direnişlerimiz geldi. Ama direne direne kazanacağız !
Kovači Şehitliği ve Ali'ye İzzetbegoviç anıt mezarı : Şehitliğe Demirci'deki Alaca caminin karşısındaki yokuş gibi birkaç yokuştan çıkarak ulaşabildik. Zaten bayağı gezmiştik o gün. Üstüne yokuş zor geldi. Ama Aliya İzzet Begoviç'in kabri de burada idi ve heyecanımız en üst seviyede idi. O gün orada facebook'imde paylaştığım yazı ile bu yazıyı nihayetlendirmek isterdim. Ama bana ayrılan yer doldu. Haftaya Saraybosna- 3 ile Balkan turlarımızın yazılarını sonlandırayım. Sonra yer yer zaman zaman döneriz, nasılsa !
Hadi İşiniz gücünüz rast gitsin! Allah'a emanet olun! Her şey gönlünüzce olsun !
DEVAM EDECEK

