BÖLÜM 15:
Timur, Cengizhan soyundan gelen dünyanın son Cihangirlerindendir. Mavera-ün nehirde dağınık halde bulunan Türk boylarını toplayıp bir araya getirerek devletini kurmuş, yalabık gibi parlayıp çakmış, Türk dünyasına en büyük zararı veren bu cihangir her yırtıcı gibi devletinin ömrü kısa olup kendisi gibi devleti de hak-ı yeksan olup çöküp gitmiştir.
Cengizhan soyunun Hindistan’da kurmuş olduğu Babür Türk İmparatorluğu’nun savaşlarda kolunu kanadını kırarak zayıflatıp zaman içerisinde yıkılmasına sebep olmuştur.
Hazar Denizi’nin kuzeyi ve Volga boylarında yine Cengizhan soyundan gelen akrabaları tarafından kurulmuş olan Altınordu – orijinal adı Gızılorda – olan Türk devletini de tamamen yıkarak mahvetmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, bu devletin ismini hafızalardan silinmemesi için İzmir’in Mezarlıkbaşı semtinde Altınordu takımını kurdurmuştur. Altınordu Devleti batısında olan Rus Kinezlerini (Hanlıklarını) devamlı bir şekilde her yaz kendilerine vasiyet edildikleri için mutlaka akınlar yaparak kontrol altında tutarlardı. Altınordu İmparatorluğu yıkılınca kontrolsüz kalan bu Rus Kinezleri zaman içerisinde birliklerini sağlayarak devlet olduklarında önce etraflarında bulunan Türk dev-letlerine, sonra da dünyanın başına bela olmasının suçu yine Altınordu Devleti’ni yok ettiğinden dolayı Aksak Timur’dur.
Timur’un en büyük zararı da 1402 yılında Çubuk Ovası’nda Yıldırım Beyazıt’ı yenip esir almasıyla Osmanlı Devleti’ni 13 yıl süren bir boşluğa düşürmesiyle devletimizin tekrar toparlanması yaklaşık 50 yıl sürmüştür ki Türk devletlerine – Osmanlı, Altınordu ve Babür Şahlar – verdiği zararlarla Türk tarihinin seyrini değiştirmiştir.
Babür Şahların zayıflamasıyla İngilizler Hindistan’a hâkim olurlar.
Altınordu’nun yıkılmasıyla devlet olan Ruslar, zaman içerisinde Orta Asya ve Kafkaslardaki Türk devletlerini kontrolleri altına almıştır.
Osmanlı’nın yenilip Fetret Devri’ni yaşamasıyla da karışıklık içinde olan Balkan topraklarının fetihleri gecikmiş olup Avrupa 50 yıllık Türk korkusundan kurtulmuştur.
Türk - İslam dünyasına bu kadar zarar veren bir cihangirin tek bir hayırlı icraatı vardır: Trabzon ve civarı hariç Orta ve Batı Anadolu’nun Türk-leştirmesini sağlamasıdır.
Timur’un genlerinin dayandığı Cengizhan’dan gelen katliam ve zulüm dünyanın malûmudur. Tarih kitapları yazar ki Cengizhan’ın atının ayak bastığı topraklarda bırakın ot bitmesini, bırakın insanları öldürmesini, kedileri ve köpeklerine kadar öldürmüş olup bir muhasara sonrasında Sivas’ı ele geçirdiğinde 40 bin Müslüman’ı büyük küçük demeden kılıçtan geçirdiği bilinmektedir. Timur acıma hissi olmayan, merhametsiz, hunhar – kan içici – biridir. Fethettiği Anadolu topraklarında bilhassa Orta ve Batı Anadolu’da Türklerden başka ne kadar millet varsa kesmekten – jenosit – imtina etmemiştir. Önüne gelen Ermeni ve Rum ne varsa yok etmiştir. Ta İzmir, Çeşme, Karaburun’a kadar ulaşmış hatta ve hatta Sakız Adası’na kaçabilen Rumları sandallarla takip etse de denizlerde hareket kabiliyeti olmadığından dolayı ancak yakalayabildiklerini imha etmiştir.
Kayseri - Konya arasındaki Karaman diyarında 1000’li yıllardan önce Anadolu’ya göç eden ve Bizans’ın zorlamasıyla Hristiyanlığa geçen – Peçenek ve Uzlar olsa gerek – Türk boylarını sırf Türk oldukları için Hristiyan olmalarına rağmen dokunmamıştır.
Trabzon’da bulunan Pontus Rum Devleti ise atının nalları değmediği için imha olmaktan kurtulmuştur.
Timur’un Anadolu’daki tesirini bize okutulan tarih derslerinde 1402 Çubuk Savaşı neticesinde esir düşen Yıldırım Beyazıt’ın eşini komutanlarının birine nikâhlamasından başka etkisinden bahsedilmez.
Ama şurası kesin olarak unutulmamalıdır ki Orta ve Batı Anadolu’yu mutlak olarak Türkleştiren cihan- girin ismidir. Anlattığımız Timur’un bu faaliyetleri Uzunçarşılı ve Öztuna’nın Osmanlı Tarihi’ni anlatan kitaplarında bahsedilir. Ama asıl orijinal ve geniş şekilde anlatılan bu olay Fransız tarihçisi La Martin’in – Tercüman gazetesinin Binbir Temel Eser serisinde yayınlanan – 7 ciltlik Aşiretten İmparatorluğa isimli kitabında da anlatılmaktadır.
Yeri gelmişken şu anekdotu da ilave edivereyim:
“Sovyetler yıkılıp da Türk cumhuriyetleri komünist sistemden kurtulup insanın yaratılışına aykırı bir sistem olan Marksizm’i kusup bünyelerinden atınca akraba milletler bir araya gelip toplantılar yapmaya başlarlar.
Ankara’da Süleyman Demirel’in riyasetinde yapılan toplantıda Türk devletleri birbirlerinin milli kahramanlarının tanınmasında mutabık kalırlar. Kalırlar da;
Özbekistan büyük kahramanları cihangir Timur Şah’ın adını zikredince Süleyman Demirel bir hoş olur. Zira Timur’un Türklüğe verdiği zararı bildiği için bunu kabul etmek istemez. Müzakereler esnasında Demirel’in bu tutumundan dolayı Özbek delegasyonu toplantıyı terk edecek hale gelir. Türk delegasyonun içinde murahasaza olarak bulunan büyük Türk tarihçisi kızgınlıkla Yılmaz Öztuna’ya şu soruyu sorar:
- Ya Yılmaz Bey, şu Timur’un bir tek hayırlı işini söyle de ben de Timur’un kahramanlığını kabul edip imzamı atayım.
- Efendim, Timur Orta ve Batı Anadolu’yu Türkleştirip İzmir’i de ilk defa O aldı.
- Deme yaaaa.
diyerek imzasını atar.”
Sayın okuyucu, hemşehrilerim,
Bunu bilerek ve düşünerek, konumuzun dışına da çıkarak, aslında çok kısa bir şekilde anlatarak zihinlerde oluşan acabaları veya kasıtlı acabaları bilerek milletimizde oluşturulmak istenen millet duygusunu silip Marksist fikirlerin temelini oluşturduğu “Yeryüzü vatanım, insan cinsi milletim – Ruy-i zemin vatanım, nev-i beşer milletim –“ düşünce fikirleri ortadan kaldırmak içindi.
Bütün bu anlatılanlara rağmen mutlaka nasırlaşmış beyinlerin ürettiği düşünce neticesinde veya halisane bir şekilde geçmişini ararken 1870’li yıllarda Osmanlı kayıtlarına geçmeye başlayan Demirci ve çevresindeki Yahudi ve Hristiyanlar dolayısıyla zihinlerinde bulanıklık hasıl olması normaldir. Peki, bölgemizde bulunan bu Yahudiler ve Hristiyanlar Timur zamanında ortadan kaldırıldıysa bunlar gökten mi indi, nereden geldi gibi düşünceler olabiliyor.
Allah’a şükürler olsun ki kan ve mutlak manada ırka dayalı düşüncelere Türkiye’de artık rağbet kalmadı. Yüzyıllara dayalı hayat ve birlikte yaşamanın getirdiği “Dilde, Fikirde ve İşde Birlik” felsefesinden kaynaklanan birlik fikri zihinlerimize kazınarak “Ne mutlu Türküm” diye vecizeleşen ve de “Elhamdülillah Müslüman’ım” ifadesiyle birliğimizin temelleri sağlam bir şekilde atıldığından dolayı Marksist felsefenin de artık son nefeslerini vermekte olduğunu görüyor ve yaşıyoruz.
DEVAM EDECEK

