Demirci adının aldığı kaynakla ilgili isimlendirmeleri ve sebeplerini izah eden iddiaları daha önceki bölümlerde tafsilatlı ve ayrıntılı olarak izah ettik. Demirci isminin niçin bu sebeplere bağlı olarak verilemeyeceğini de düşünen, tarih bilgisi olan ve Türk dili gramer ve eklerini kullanabilen akıl ve izan sahibi akademisyenlerin mutlaka kabul edeceği bir gerçektir.
Burada ısrarla tekrar edeceğim.
DEMİRCİ ismi bir sanat, bir meslek olan demircilikten gelmektedir.
Türk dünyasında 100 adedin üzerinde, Anadolu coğrafyasında ise 50 adedin üzerinde demirci ismiyle anılan kaza, kasaba ve köyler mevcuttur. Buna inanmayanlar internetten hangi demircinin hangi bölgede olduğunu gösteren Google babaya sorabilir.
Yine son yıllarda şehir isimleriyle ilgilenen tarihçiler ve etimologların araştırıp kitap haline de getirdiği akademik çalışmaların neticesi olan kitaplar da mevcuttur.
Anadolu’daki yer isimlerinde küçümsenemeyecek kadar Oğuz boylarının, aşiretlerinin, oymaklarının ve obalarının meslekleriyle isimlendirilmiş köyler ve mevkilerin mevcut olduğunu da görebiliriz.
Sadece Demirci çevresinde meslek isimleriyle isimlendirilmiş Okçular, Demirciler, Terziler vs. gibi isimlerin mevcut olduğunu da görüyoruz.
İşte Demirci isminin de Karakeçili veya Çavundur aşiretinin Demirci Oba’sından geldiğine inananlardanım.
Peki, Türk dünyasında niçin bu kadar fazla demirci ismiyle isimlendirilen mevki var?
Her millet ve devletin geçmişlerini anlatan veya başlangıçlarını bir efsaneye, bir olay veya dini bir mitolojiye bağlayan ritüelleri vardır.
Mesela Roma İmparatorluğu’nu bir kurt tarafından emzirilip büyütülen Romlüs ve Romülüs isimli ikiz kardeşe bağlarlar ve bunu da hiç gocunmadan iftiharla anlatırlar.
Yine Pers milletinin de milli destanı olan Şehname’de ismi geçen Tahmasb, Elkas, Sam ve Behram isimli dört erkekten türediği anlatılır. (Türkçe konuştuğu ve Türkçe yazdığı söylenilen Şah İsmail oğullarına milletini unutarak Şehname’nin dört kahramanını ismini vermekten imtina etmemiştir.)
Türk milletinin de Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügati Türk isimli büyük ve başlangıç eserinde 9. – 10. asırlara kadar ulaşan Türk milletinin efsane ve yaradılış mitolojileri net olarak anlatılır.
Bu efsane ve mitolojilerin en önemlisi bizi de demirci isminin kaynağını teşkil eden Ergenekon Destanı’dır. Mevzumuzu ilgilendirdiği için, Demirci isminin neden bu kadar yaygın olduğunu anlatabilmemiz için bu efsaneye kısacık temas etmek mecburiyetindeyiz.
Türk milleti bir savaş neticesinde yenilip kırıldıktan sonra ölümden kurtulan bir grup sarp dağların arasında Ergenekon denilen yere çekilirler. Zaman içinde üreyip çoğalınca Ergenekon’a sığamaz hale gelirler. Ergenekon’dan çıkmak isterler fakat çıkacak yolu bulamazlar. Çünkü dağlar demirden olup, bu demir dağı eritip yollarını bulmak şart olmuştur. Bu demir dağları da eritecek olanlar Demirci obalarıdır.
Bir millet el birliği ile demircilerin nezareti altında uzun müddet çalışarak demir dağları eritirler ve yaşayabilecekleri geniş topraklara çıkabilirler.
İşte Türk milleti Ergenekon’daki demir dağları eritip milletini Ergenekon’dan çıkaran demircileri kutsarlar. Tarihin karanlık çağlarından yazılmış zamanlarına kadarki çağlarda Türkler arasında demircilik mesleği mübarektir. Demirciler ise daima hürmet ve saygı görüp mesleklerinin prestiji ile övünürler.
Türk boylarının aşiret ve oymaklarında zamanın icabı olarak demircilik mesleğini yapan obalar mevcut olmuştur. Bu obalar sadece hürmet ve saygı görmeyip, aşiret divanlarında yer alıp sözleri de dinlenirdi.
Türklerin göçebelik zamanlarında boy ve aşiretlerle birlikte demirci obalarının da haliyle göçüp yer değiştirmeleri gayet normaldir.
Bunun yanı sıra Türkistan ve Yesevi dergahlarında öğretilen mesleklerin başında demircilik gelmektedir. Bu dergahlarda Türk-İslam örfünün adet ve gelenekleriyle yetişen gazi, abdal, baba, dede gibi isim ve lakaplar verilen, manevi yönü ve terbiye metotları tarikatların tekkelerinde kamilen yetişmiş olan gönül erleri Orta Asya’daki Ocaklarından Anadolu’ya gönderilirlerdi. Bu gönderme esnasında sembolik olarak bir çerağ atılır, “git bu çerağın düştüğü yerde ocağını kur” diyerek yetişmiş kılınç ve gönül erlerini Anadolu’ya tebliğe gönderirlerdi. Derviş veya abdal da Anadolu’ya gelip insanların yaşadığı bir yol ağzına “Allah benim Ocak’ımı burada nasip etti” der ve o mevkiye yerleşir. Ocağını kurar (yerleştiği yer), ocağını da (demirci ocağı ve körüğü) yakarmış.
Bu dervişler sanat ehli insanlar olduğu için de dini ve milleti ne olursa olsun her gelenin işini peygamberimizin – Sizin en hayırlınız insanların işini kolaylaştırandır – sözünü şiar edindikleri için de insanların işini görüp kendilerini o mıntıkı da kabul ettirirlerdi. Bu anlatılan bir masal değildir. Tasavvuf ve fütüvvetnamelerde bu isimlerden sıkça bahsedilir ki bu gönül erlerinin isimlerinden bazıları da şunlardır:
Sarıgazi, Bendik Baba (Pendik), Kurt Baba (Kurtköy), Kartal Baba (Kartal), Kumral Abdal, Terzi Baba, Hacı Baba, Okçu Baba, Sarı Saltuk, Yamen Dede, Saltuk Baba gibi gönül adamları Anadolu’nun her köşesine ocaklarını kurmuşlar, 1453 yılından önce İstanbul’un etrafını kuşatarak İstanbul’un fethini hazırla-mışlardır. Hatta Bizans kuşatması sırasında “Kardinal külahı görmektense Türk sarığı bizim için evladır” demekten çekinmemişlerdir.
(Bu Yesevi dergahında yetişen gönül erlerinin faaliyetlerini Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun Kapı, Kilit, Anahtar vs. isimli kitaplarını okuyarak daha geniş olarak Anadolu’nun Türk ve İslamlaşmasının merhalelerini idrak edebilirsiniz.)
Anadolu’nun her yerine yerleşip ocaklarını yakan bu gönül erleri Türk boylarının Anadolu’ya göçleri zamanında boyların yerleşeceği altyapıyı da hazırlamışlardır.
10. asırdan itibaren kesif olarak başlayan bu Türk göçleri otlağı ve yaylağı bol olan yerlere yerleşip oturmaya başlayınca demirci obaları da bu boyların içinde ocaklarını yakıp demir dövmeye başlarlar. Zaman içerisinde de yerleştikleri bu yerlere Demirci Obaları, Demirciler, Deli Demirciler gibi demirci sanatkârla-rının durumları ve kabiliyetleriyle ilgili isimler verilmeye başlanır.
Bunun en büyük delili 1960’lı yılların içerisinde Demirci’de 60 civarında körük var iken civar ilçelerin hiçbirinde Demirci’deki gibi yoğun bir demirci ocakları yoktu. Bu demirciler nal, mıh, çapa, nacak, keser, kilit, menteşe, maşa, çan, kürek vs. gibi eşyaları yaparlar ya da civar ilçelerden Demirci’ye almaya gelirlerdi. Bu mevzuyu ileride demircilik mesleği adı altında geniş olarak işleyeceğiz.
Demirciliğin yerleşip geliştiği bu gibi mahallere zaman içinde direkt olarak sadece mesleğin ismi verilmeye başlar. Yolda gidip gelen insanlar birbirine sorar:
- Ya Saltuk nereye gidiyorsun?
- Demirci’ye gidip kılıcımı dövdüreceğim.
veya,
- Deli Demircilere gidip atlarıma nal ve mıh yaptırıp çakacağım.
gibi konuşmalar neticesinde gün gelip Demirciler Obası ismindeki “oba” kelimesini kaldırıp sadece “Demirci’ye gideceğim” tarzında anılmaya başlayınca Demirci ismi bir sanat isminin yanı sıra bir yer ismi olarak halkın hafızasında özel isim olarak kullanılmaya başlar.
Demirci isminin kaynağını tamamen tahminlere bağlı olarak nereden gelip de özel isim olduğunu anlatmaya çalışan teorilerin içinde herhalde akla ve mantığa en uygun olan iddia bu olsa gerek.
KAYNAKÇA
• Bahattin Ögel, Türk Medeniyet Tarihi, MEB yayınevi
• Mehmet Şeker, Anadolu’nun Türk ve İslamlaşması, İrfan yayınevi
• Mustafa Necati Sepetçioğlu, Kapı & Kilit .…. vs., İrfan yayınevi
• İbrahim Kafesoğlu, Türk Medeniyeti Tarihi (Bin Temel Eser), MEB yayınevi
• Necdet Sevinç, Anadolu’da Türk Boyları’nın Yer İsimleri
DEVAM EDECEK

