Dr. Nurullah ABALI


Din Adamları Nasıl Tanrılaştırılır?


                Kur’an Mü’minleri, din adamlarını tanrılaştırmama konusunda da uyarır. Rasulullah’a din adamlarını tanrı edinmenin, onlara tapmanın nasıl olduğu sorulmuştu. Bu konuda şöyle bir bilgi nakledilir:

                “Ben (Adiy ibn Hâtim) Rasulullah’ın yanına gittim. Boynumda altından bir haç kolyesi bulunuyordu. Rasulullah bana, “Ey Adiy! Boynundaki bu putu çıkarıp at” buyurdu. Ben onun, “Allah’ın peşi sıra, bilginlerini/hahamlarını ve din adamlarını/rahiplerini rabler/ilahlar edindiler…” (Kur’an, Tövbe [9] 31) ayetini okuduğunu işittim. Bunun üzerine, “Ey Allah’ın Elçisi! Biz onlara ibadet etmiyorduk” dedim. Rasulullah şöyle buyurdu: “Dikkat edin, Yahudi ve Hıristiyanlar, din adamlarına tapmıyorlardı. Fakat onlar, hahamlar ve papazlar kendilerine bir şeyi helal kılınca onu helal sayıyorlardı, bir şeyi haram kılınca da onu haram kabul ediyorlardı. İşte bu Allah’tan başkasını Rabb edinmek demektir.” (Hadis, Tirmizi, Tefsir 9).

                Erkek olsun kadın olsun din insanlarını/din görevlilerini ilah edinenler, onların dediklerini Allah’ın emri gibi algılayıp, onların söylediklerini Yaratıcımızın emirleri yerine tercih edenlerdir. Oysaki Allah “…kendi hükmüne/hakimiyetine kimseyi ortak etmez.” (Kur’an, Kehf [18] 26). Hiç kimse din adına helal olan bir şeyi haram, haram olan bir şeyi helal olarak nitelendiremez!

                Kur’an, din adamlarının haksız yolla halkın mallarını yerdiklerini ve onları Allah’ın yolundan saptırdıklarını (Kur’an, Tövbe [9] 34) da hatırlatarak bu konuya açıklık getirir. Hatırlanacağı gibi Orta Çağ Avrupası’nda Katolik Hıristiyanlıkta günahlardan kurtulmak için para karşılığında satılan af belgesi (endüljans/indulgentia) vardı. Bunun sonucu özellikle Orta Çağda halk fakirlikle boğuşurken kiliseler zenginlik içinde yüzüyorlardı. Aynı anlayışı günümüzde İslâm dünyasında da görülebilmektedir. Kendi “dini” cemaatlerine yapılan yardımları Rasulullah’a listeler halinde ilettiklerini iddia eden kişilerin Orta Çağ’daki endüljanstan çok farklı olduğunu söylemek mümkün değildir.

                Bunun yanında şu örnekler de verilebilir:

                • Apaçık haram olan faize fetva vererek helal demek.

                • Bağlı oldukları “dini” liderin emrini dinleyerek içki içmek.

                • Kur’an Rasulullah’a, “De ki, bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum” (Kur’an, Ahkaf 9) demesini emrettiği halde “hocamız ahirette, onunla beraber olanları kurtaracak” demek.

                • “Dini” liderlere “kâinat imamı,” “kutbul-aktab (Dünyanın ve âlemin manevi yöneticisi)” gibi şirk dolu unvanlar vermek.

                • “Benim şeyhim Azrail’i geri gönderdi” demek.

                • Haram olmadığı halde, “sakalı kesmek haramdır” demek.

                • Haram olmadığı halde mesela satranç oynamak haramdır demek.

                • Kur’an, Bakara [2] 229’da kadınlara boşama hakkını verdiği halde, “kadınların boşama hakkı yoktur” demek.

                • Kur’an yolculuk için tek koşul olarak güvenli olmayı şart koştuğu halde (Sebe [34] 18), “kadınlar tek başlarına yolculuk yapamazlar” demek.

                • Kur’an yüzlerce ayette düşünmeyi emrettiği halde, “din akıl işi değildir” demek.

               

                Görüldüğü gibi Rabbimizin bizden istediği, yalnızca ve yalnızca O’na kulluk etmemiz ve O’nun emirlerine uymamızdır. Bunun dışındaki tüm din sunumları, Allah’a “din öğretmek” ve O’na karşı iftira etmekten ibarettir. Bir hoca elbette bize dinimizi öğretebilir, ama asla Allah ile aramıza giremez, O’nun adına yalan söyleyerek bizi kan-dıramaz. Çünkü melekler ve nebi / rasuller (peygamberler) bile sorgulanacaksa (Kur’an, Araf [7] 6-7; Sebe [34] 40-41), hoca olup da din adına, Allah adına ileri geri konuşan kişiler hayli hayli sorgulanacaklardır: “Allah’a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?...” (Kur’an, Araf [7] 37).

YAZARLAR