“Kullarım sana, Beni sorduğu vakit de ki: Ben muhakkak ki onlara yakınım. Duâ edenin duâsını işitir ve ona cevap veririm. O halde kullarım da benim dâvetime uysunlar ve bana inansınlar, umulur ki doğru yolu bulurlar.” 1
Rivayete göre sahabelerden bazıları “Allah nerede?” diye sormuşlardı. Bunun üzerine bu âyet indi. Bu âyette duâ ve duâya icabet üzerinde duruluyor.
İnsan aciz ve zayıf olarak yaratılmıştır. Fakat belâları ve musibetleri çoktur. Arzuları ebede kadar uzandığı halde onları yerine getirecek gücü yoktur. O halde belâ ve musibetlere karşı kendisine yardım edecek ve kendisinin ebediyete uzanan arzularına, isteklerine cevap verecek her şeyi işiten, her şeye gücü yeten bir Yaratıcıya ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.
Duâ ibadetin özüdür, iliğidir. Duâ bir kulluk görevidir. Bu âyette Allah kullarının Kendisine duâ etmesini emrediyor. Biz O'na her zaman duâ etmeliyiz. Fiilî duâmızı yapmayı ihmal etmeden, kavlî duâmızı da her zaman yapmalıyız, isteklerimizi O'ndan istemeliyiz.
Hadislerde elini açıp duâ eden bir kula cevap vermemekten Allah’ın hicab edeceği buyrulmaktadır. Zaten âyet de her duâya “cevap verileceğini” bildiriyor. Dikkat edilirse, “her duâyı kabul ederim” buyurmuyor. Ama “Her duâya icabet ederim.” buyruluyor.
Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor: “Bir Müslüman bir günah işlemediği bir anda ve sılay-ı rahmi kesmediği zamanda Allah’a duâ ederse, üç durumdan birisini Cenâb-ı Hak ona verir. Bunlardan birincisi duâsını o anda kabul etmesi ve o insana istediğini vermesidir. Diğeri, duâyı ahiret için kabul etmesi, dünyada vermemesidir. Bir diğeri de o duâ sebebiyle bir kötülüğü ondan uzaklaştırmasıdır.” 2
Bu durumda hiçbir mü'min "Ben duâ ettim de duâm kabul olunmadı" dememelidir. Çünkü Allah bazen duâyı bu dünya için kabul etmez, ama ahiret için kabul eder, daha iyi bir şekilde kabul eder. Ya da bize gelecek bir kötülüğü engeller. Bu şekilde kabul etmiş olur. O bizi bizden daha iyi biliyor. Bu yüzden bizim görevimiz duâ ederek, kulluk görevimizi yerine getirmektir.
Hazret-i Peygamber (asm), duâda acele edilmemesini de bize tavsiye etmektedir. Duâda acelenin ne olduğu sorulunca da, “Bir kimsenin ‘Ben duâ ettim. Duâm kabul olunmadı’ diyerek duâyı bırakmasıdır”3 buyurmuştur. O halde duâda acele etmeyelim.
Duâ eden insan Allah’ın kendisini duyduğunu hissetmelidir. İşte o takdirde Allah’ın kendisine çok yakın olduğunu düşünecek ve huzur bulacaktır. İşte duâya en büyük cevap da, insanın içindeki huzursuzluğun duâ sebebiyle ortadan kalkması ve bir ünsiyete dönüşmesidir.
Duâmız dünyevî olarak kabul edilmediği zaman, duâyı bırakmayalım. Ve duânın bir kulluk görevi olduğunu düşünerek duâya, Allah ile birlikte olmaya devam edelim.
DİPNOTLAR:
1- Bakara: 2/186.
2- İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim, I. 271-272.
3- İbn-i kesir, a.g.e, I, 272.

