İlknur BURSALI


GÖLDEN DOĞAN ŞEHRİN HAFIZASI : SİMAV KENT MÜZESİ


   

     Bir şehrin geçmişini anlamak için bazen sokaklarında yürümek yetmez…
    Onun sustuğu yerleri dinlemek gerekir.
    Kütahya’nın kadim ilçesi Simav’da bulunan Simav Kent Müzesi işte tam da bunu yapıyor; konuşmayan eşyalarla bir şehrin hafızasını anlatıyor. Bir zamanlar göl sularının uzandığı topraklarda bugün hayat devam ederken, müzenin girişinde sessizce duran bir kayık bize geçmişin hâlâ burada olduğunu fısıldıyor…
    Bu hafta “Sevgi Köprüsü” köşemiz için komşu ilçemiz Simav’da bulunan Simav Kent Müzesi’ni ziyaret ettik. Müzedeki görevli yetkililerden aldığımız bilgiler doğrultusunda hazırladığımız bu yazıyı siz değerli okurlarımızla paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.
    İlk bakışta tarihi bir müze gezisi gibi görünen bu ziyaret, aslında bizi geçmişin derinliklerine uzanan çok özel bir sözlü tarih yolculuğuna çıkardı. Çünkü Simav Kent Müzesi yalnızca eski eşyaların sergilendiği bir yapı değil; bir şehrin kültürünü, yaşam biçimini, geleneklerini ve unutulmaya yüz tutmuş hikâyelerini yaşatan güçlü bir hafıza mekânı…
    1926 yılında yapılan ve uzun yıllar Osmanbey İlk Mektebi olarak kullanılan tarihi bina, 2011 Simav Depremi’nin ardından restore edilerek kent müzesine dönüştürülmüş. 2018 yılında kapılarını açan müze bugün geçmiş ile gelecek arasında kültürel bir köprü görevi görüyor.
    Müzenin kapısından içeri girdiğiniz anda zaman yavaşlıyor…
    Eski Simav evlerini andıran bölümler, yöresel kıyafetler, işlemeli bindallılar, bakır mutfak eşyaları, el dokuması halılar ve geçmişten kalan günlük yaşam araçları ziyaretçileri yıllar öncesine götürüyor. Kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerin canlandırıldığı bölümlerde ise demircilik, semercilik, kunduracılık ve bakırcılık gibi eski zanaatlar mankenlerle yaşatılıyor. O bölümlerde dolaşırken insan, geçmişin emeğini ve alın terini derinden hissediyor.
    Müzenin en etkileyici bölümlerinden biri de geçmişin okul atmosferini yaşatan eski sınıf bölümü… Bir dönemin eğitim kültürünü yansıtan bu sınıfta kara tahta, ahşap sıralar, tebeşir izleri ve dönemin okul düzenini yansıtan ayrıntılar özenle korunmuş. Kapı girişinde yer alan eski sınıf levhaları, öğretmen isimleri ve dönemin eğitim anlayışını yansıtan detaylar ziyaretçileri yıllar öncesinin okul günlerine götürüyor. O sınıfa girildiğinde insan kendisini bir müzede değil de eski bir köy okulunun ders saatinde hissediyor. Sanki birazdan öğretmen içeri girecek, öğrenciler sıralarında yerini alacak gibi…
    Bir eğitimci olarak o sıraları görmek bizde ayrı bir duygu uyandırdı. Çünkü bir zamanlar benzer sıralarda eğitim alan nesillerin yetiştirdiği değerlerle bugünlere gelindiğini düşünmek, insana geçmişle güçlü bir bağ kurduruyor. Eski okul kültürünün taşıdığı saygı, emek ve samimiyet duygusu o sınıfın içinde hâlâ hissediliyor.
    Müzenin dikkat çeken bölümlerinden biri de zengin kütüphanesi ve basın arşivi… Yerel ve ulusal gazetelerin saklandığı arşiv bölümü, geçmiş yılların toplumsal hafızasını koruyan önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Tozlu raflarda duran eski gazeteler yalnızca haberleri değil; bir dönemin yaşamını, gündemini ve insan hikâyelerini de bugüne taşıyor.
    Müzenin Milli Mücadele dönemini anlatan bölümü ise ayrı bir anlam taşıyor. O bölümde Simav’ın yanı sıra Demirci Akıncıları’na da yer verilmiş olması bizler için ayrıca gurur vericiydi. Milli Mücadele yıllarında Demirci merkezli olarak faaliyet gösteren Akıncılar hareketi, Kaymakam İbrahim Ethem Akıncı önderliğinde bölgedeki direnişin önemli bir parçası olmuş; işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadelede büyük rol üstlenmiştir. Simav’ın da bu mücadele hattı içerisinde yer aldığı anlatımlar arasında dikkat çekmektedir. Bu bölümde yer alan belgeler ve görseller, o dönemin fedakârlığını ve vatan sevgisini derinden hissettirmektedir.
    İşte müzenin en özel yanlarından biri de bu tarihsel bütünlüğü korumasıdır; yerel hafızayı millî hafızayla birleştirmesi… Müzenin girişinde ziyaretçileri karşılayan o kayık da tam olarak bu geçmişi temsil ediyor…
    Müze görevlilerinin anlattığına göre halk arasında “ŞEBO DAYI” olarak bilinen figürün Simav’ın eski göl yaşamına dayanan hüzünlü bir hikâyesi bulunuyor. O dönemlerde gölde avcılık oldukça yaygınmış; ördekten balığa kadar birçok canlı gölden avlanıyormuş. Ancak zamanla yasak avlanmanın artması üzerine gölde bekçilik yapmakla görevlendirilen kişiler bulunuyormuş. Şebo Dayı da bu görevlilerden biriymiş…
    Rivayete göre farklı bölgelerde görev yapan bu kişilerden biri olan Şebo Dayı, gölde kayığıyla devriye gezer, kaçak avlanmayı engellemeye çalışırmış. Ancak zamanla sert çevrelerle karşı karşıya kalmış; yaşadığı olaylar Simav halkının hafızasında yıllarca anlatılan dramatik bir hikâyeye dönüşmüş. Söylentilere göre sevdiği bir genç kız nedeniyle yaşanan anlaşmazlıkların ardından, görev yaptığı sırada kayığında vurularak hayatını kaybetmiş…
    Bugün müzenin girişinde sessizce duran kayık ve Şebo Dayı figürü yalnızca bir dekor değil; Simav’ın suyla iç içe geçen yaşamını, göl kültürünü ve dilden dile aktarılan yerel hafızasını temsil eden güçlü bir sembol niteliğindedir.
    Üstelik müzenin her odasında ziyaretçilere farklı bir müzik eşlik ediyor. Kimi zaman yöresel ezgiler, kimi zaman nostaljik melodiler… Bu müzikler yalnızca bir fon sesi değil; odaların ruhunu tamamlayan duygusal bir atmosfer oluşturuyor. Her bölüm kendi hikâyesini yalnızca eşyalarla değil, seslerle de anlatıyor. Bu yönüyle Simav Kent Müzesi, ziyaretçilerine yalnızca görsel değil; duygusal ve yaşayan bir zaman yolculuğu da sunuyor.
Özellikle genç nesillerin bu tür kent müzelerini mutlaka görmesi gerektiğine inanıyoruz. Hatta Demirci’deki okulların öğrencilerini belirli dönemlerde Simav Kent Müzesi’ne götürmesi, çocukların yaşadıkları coğrafyanın geçmişini yerinde öğrenmeleri açısından son derece kıymetli olacaktır. Çünkü tarih yalnızca ders kitaplarında değil; bazen eski bir kayığın içinde, bazen siyah beyaz bir fotoğrafta, bazen de yaşlı bir şehrin sessiz hafızasında saklıdır.
    Bizler bu anlamlı ziyaret sırasında yalnızca bir müze gezmedik… Bir şehrin geçmişine dokunduk.
    Simav Kent Müzesi’ne gösterdikleri ilgi ve aktardıkları değerli bilgiler için Müze Sorumlusu Arkeolog ÖZKAN SULAK’a ve Güvenlik Görevlisi BÜŞRA ÖZÇELİK’e teşekkür ediyoruz. 
    Simav Kent Müzesi’ni gezerken insan ister istemez kendi yaşadığı ilçeyi de düşünüyor… Geçmişine sahip çıkan şehirlerin geleceğine de daha güçlü sahip çıktığına inanıyoruz. Bu anlamda Demirci’de de kültürel mirası yaşatacak bir müze çalışmasının hayata geçirilmesi en büyük temennilerimizden biri…
    Edindiğimiz bilgilere göre Demirci’de tarihi bir okul binasının kültürel yaşam alanına dönüştürülmesine yönelik önemli projeler hazırlanmış durumda. Yüzyıllardır halıcılık kültürüyle anılan Demirci için böyle bir müze ve kültür merkezi yalnızca bir yapı değil; geçmişten geleceğe uzanan çok kıymetli bir miras olacaktır. Bizler de en kısa zamanda Demirci’nin tarihini, kültürünü ve emeğini temsil edecek yaşayan bir müzenin hayata geçmesini gönülden diliyoruz.
    Eğer yolunuz bir gün Simav’a düşerse, bu müzeyi mutlaka ziyaret edin. Çünkü bazı müzeler yalnızca gezilmez… Hissedilir. 
İLKNUR BURSALI
SEVGİ KÖPRÜSÜ 
 

YAZARLAR