Mehmet BOZKURT

Mehmet BOZKURT


KAHLENBERG TEPESİNDEN KOCATEPE’YE


"Savaş, nihayet meydan savaşı sadece karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan savaşı milletlerin bütün varlıklarıyla, bilim ve teknik alanındaki seviyeleriyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle kısacası bütün maddi ve manevi güç ve nitelikleriyle ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir sınav alanıdır. "
                Mustafa Kemal ATATÜRK

Anadolu’nun kalbinde, tarihin en keskin virajlarından biri dönülüyordu.

1922 yazı, Türk milleti için sadece bir mevsim değil, varoluş ile yok oluş arasında gidip gelen bir bıçak sırtıydı. Sakarya’nın kanlı ve çamurlu siperlerinden başlayıp İzmir’in masmavi sularında son bulan bu destansı süreç, yalnızca bir askeri harekat değil; emperyalizmin çelik iradesine karşı, inancın ve stratejik dehanın kazandığı en büyük zafer zinciriydi.

Bu strateji, düşmanın ikmal hatlarını uzatmış ve taarruz gücünü tüketmişti.Yunan ordusu, “Ankara’ya girip Türk direnişini bütünüyle kırmak” hedefiyle büyük bir taarruz başlatmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” emri, askeri tarihin ezberlerini altüst eden analitik bir kırılma noktasıydı. 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi, sadece bir kanlı kıyım değil, Türk ordusunun taarruz gücüne kavuştuğu stratejik bir sıçrama tahtasıydı.

Sakarya’da kazanılan zafer, milletin makus talihini döndürmekle kalmamış; Ankara Hükümeti’nin uluslararası alandaki siyasi meşruiyetini de tescillemişti.

Sakarya’dan sonra düşmanı hemen yurttan atmak teorik olarak cazip görünse de, Mustafa Kemal Paşa ve kurmayları duygusal değil, soğuk ve rasyonel birer analist gibi hareket ettiler. Orduya taarruz gücü kazandırmak için bir yıllık stratejik bir sessizlik dönemi başlatıldı.

Lojistik Seferberlik : Tekalif-i Milliye Emirleri ile halkın varını yoğunu orduya vermesi sağlandı.

Gizlilik ve Sürpriz: Taarruzun yönü ve zamanı büyük bir gizlilikle saklandı; birlikler büyük bir disiplinle Afyonkarahisar güneyine sevk edildi.

Taktik Üstünlük: Düşmanın asla beklemediği bir anda ve noktadan, engebeli Afyon dağları üzerinden ani bir darbe plânlandı.

Bu hazırlık, düşmanın zihnindeki "Türk ordusu taarruz edemez" algısını param-parça edecek kusursuz bir mühendislik ürünüydü.

Kocatepe’de, 26 Ağustos 1922 sabahı topçu ateşiyle sökmeye başlayan şafak, Türk tarihinin akışını hızlandırdı. Başkomutanlık Meydan Muharebesi, askeri literatüre "Türklerin olağanüstü hız ve kuşatma manevrası" olarak geçti. Sadece birkaç gün içinde düşman ordusunun ana gövdesi imha edildi veya esir alındı.

Afyon semalarında Mustafa Kemal Paşa’nın o tarihi emri yankılanıyordu:

"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!"

Bu emir, bir askeri direktiften öte, yüzyıllardır süren işgal zincirlerinin kırılarak denize fırlatılmasının simgesiydi. 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e giren süvarilerimiz, Hükümet Konağı’na bayrağımızı çektiğinde, sadece bir savaş kazanılmamış; 13 Eylül 1683 günü Viyana'da başlayan çekilme,  tam 237 yıl sonra Sakarya'da durdurulmuş, küllerinden yeniden doğan bağımsız bir ulus, tüm dünyaya iradesini kabul ettirmişti.

Sakarya’dan İzmir’e uzanan bu yol, imkânsızın nasıl başarıldığının, analitik akıl ile sarsılmaz inancın birleştiğinde neleri değiştirebileceğinin tarihe altın harflerle yazılmış en somut kanıtıydı.

Büyük Zafer’in eşsiz komutanı Mustafa Kemal Paşa, zaferden iki yıl sonra 30 Ağustos 1924’te Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nın temel atma töreni için Zafertepe Çalköy’e gelmişti.

Törene katılanlara iki yıl öncesini hatır-latan Mustafa Kemal Paşa  Büyük zaferi aşağıdaki cümlelerle anlatıyordu:
“Afyonkarahisar - Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son parçası olan 30 Ağustos Zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur ama, Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil dünya tarihine yeni bir adım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbellidir ki yeni Türk devletinin genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin eşsiz koruyucularıdır. Türk ulusu burada kazandığı zaferle, açığa vurduğu gücü ve istemiyle, bu belli gerçeği bir kere daha tarihin bağrına çelik kalemle oymuş bulunuyor.”  

30 Ağustos’ta kazanılan o büyük zaferi anlatmak için başka söze gerek var mı?

Kalın sağlıcakla.
 

YAZARLAR