Mustafa KAYA


KEŞKE YAZMASAM

"...Bu hafta başlık atarken, geçen haftaya zıtlık olsun da dikkat çekelim düşüncesi ile bu başlığı attığımı zannediyorsanız yanılıyorsunuz, haberiniz olsun! Birazdan bahsedeceğim konular, bırakın izlemeyi, yazmayı, okumayı, dinlemeyi dahi insan oğlu insanın istemeyeceği olaylar olacaktır..."


                Geçen hafta “Yazmasam Olmazdı” başlığı ile Sezai KARAKOÇ hakkında küçük, minnacık bir yazı yazmıştım. Yer yer mutluluğumu gizleyememiş, hakkındaki paylaşımlardan müstefid (faydalanılacağını) umut etmiştim. İnsanoğlu işte! Bazen gün içerisinde, bazen saniyeler içerisinde ruh halini değiştiren etkenlerle karşı karşıya gelebiliyoruz.

                Bu hafta başlık atarken, geçen haftaya zıtlık olsun da dikkat çekelim düşüncesi ile bu başlığı attığımı zannediyorsanız yanılıyorsunuz, haberiniz olsun! Birazdan bahsedeceğim konular, bırakın izlemeyi, yazmayı, okumayı, dinlemeyi dahi insan oğlu insanın istemeyeceği olaylar olacaktır.

                Anasını döven, babasına söven, ağzıma, dilime, sözüme, kalemime yakışmayacak taciz, tecavüz, hiçbir ciddi ya da gayri ciddi mesele yokken öldürülen, dövülen insan ve hayvanların maktul veya mağdur olduğu yıllardan geçiyoruz. Halk ağzı ile söylersek; vallahi tesadüfen yaşıyoruz! Özellikle büyük şehirlerde… 27 - 28 yaşlarında, evlilik hazırlığı yapan mimar gencin yerin de, bizim kızımızın, hanımımızın olma ihtimali çok mu az?

                Bir şeylerin ters gittiği, doğrusu insanları eğitirken büyük yanlışlıklar yaptığımız noktasında toplumun hangi kesimi itirazda bulunabilir ki? Bu kıyafet bize ya dar geliyor ya da geniş. Bunları söylerken etkilendiğimiz, yaşam biçimini kendimize rehber edindiğimiz, modern (!)  ve ileri teknoloji sahibi, aslında sömürgeci, eli kanlı, hilekar, sahte yüzlü Avrupa’nın ve batının bizdeki sancıları çekmiyor olduğunu iddia etmek, katiline aşık olan maktulden farklı bir kişilik olmadığımızı iddia etmektir. Gurbetçilerimizin söylemlerine göre batı, kendi içindeki kötülükleri, pislikleri hep halının altına süpürüyor. Haberlerinde ve sosyal medyasında ya yer vermiyor ya da üstünkörü geçiştiriyor. Bizde ise tam tersine en ince mahremiyetine kadar, günlerce titizlenerek, ayrıntılandırarak ve canlı yayınlarda rezilliği tüm çıplaklığı ile göstererek anlatıyoruz. Ve bir toplum psikolojisini bu tür çirkin olaylara öyle bir hazırlıyoruz ki; kanıksanmış alelade bir hale gelmiş, normalleşmiş olaylar haline getiriyoruz. “Daha da kötüsü var ”,  “ Bu ne ki, bu olayın da vahimi var ”, “ Bu gene iyi, şu olay daha kötü ” cümleleri artık insanlarımızdan sıklıkla duyulur oldu. Bu çirkinlikleri zevkle gösteren zihniyet inanıyorum ki; bazen bu çirkinlikler olsun diye dua dahi ediyordur. Ne uğruna? Reyting uğruna. Daha fazla izlenmek, daha fazla takip edilmek, daha fazla meşhur olmak uğruna…

                “Biz ne zaman bu hale geldik?” sorusunu soruyor ve cevabı bilmiyorsak aslında bilin ki; hiçbir şey yapmamışızdır. Bu arada uyumuşuz veya başka lüzumsuz şeylerle ilgilenmişizdir. Ama ben iyimser bir insanım. Özümüze, kendimize, aslımıza ve köklerimize dönebileceğimiz tarihimiz, köklü eğitim geçmişimiz elbette var. Yeter ki bir olalım. İşin matematiğini falan bırakalım. Yüzde ellisi, elli biri ortak noktada buluşacakmış, özgürlük alanları kısıtlanıyormuş, hepsi fasa fiso. Yaşam hakkımız tesadüfleri kalmış ise, benim çoluğumun çocuğumun hayat hakkı, psikolojisi, geleceği, hayat şartları olumsuz etkileniyorsa kimse kusura bakasın! Hepimiz fedakarlıkta bulunacağız. Özgürlüğümüz de, haber alma hakkımız da kısıtlanacak ama sağlıklı, mutlu, huzurlu toplum olma yolunda adım atmış olacağız. Hadi sağlıklı, mutlu günler getirecek haberler almak duasıyla…

YAZARLAR