Emrah GENÇER  Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü

Emrah GENÇER Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü


Önce Kendimizi Okumak


İlk vahyin “Oku!” emriyle başlaması, insanın bilgiyle ve hakikat arayışıyla kurduğu ilişkinin önemini gösteriyor. Fakat Alak sûresinin ilk beş ayetine dikkatle bakıldığında, burada yalnızca okumaya değil, nasıl ve kimin adına okunması gerektiğine dair bir ölçü de verildiğini görüyoruz.

“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (1)

İnsan hayatı boyunca pek çok şey okuyabilir, araştırabilir ve öğrenebilir. Ancak vahyin ilk emri yalnızca “oku” demiyor; “Yaratan Rabbinin adıyla oku” diyor. Çünkü bilgi, insanı hakikate götürdüğü ve Rabbini tanımasına vesile olduğu ölçüde anlam kazanıyor. Okuduklarımız bizi sadece dünyaya değil, yaratılışımızın anlamına da yöneltmeli. Ardından insanın yaratılışı hatırlatılıyor:

“O, insanı bir alaktan yarattı.” (2)
İnsanın nereden geldiğini hatırlaması, kendisini doğru konumlandırması açısından önemli. Güç, makam, servet veya bilgi insanı kolayca kendisini olduğundan büyük görmeye sürükleyebiliyor. Oysa insanın başlangıcı da sonu da ona haddini hatırlatıyor. Kur’an, “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.” (3) buyuruyor. Lokman sûresinde de “Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme.” (4) buyuruluyor.

İnsan, çevresindeki değişime ve ölümlere baktığında da aynı gerçeği görebilir. Dün var olanların bu-gün olmayışı, mevsimlerin değişmesi, hayatın sürekli yenilenip sona ermesi bize burada kalıcı olmadığımızı hatırlatıyor. İnsan bu dünyada ev sahibi değil, bir yolcu. Bu yüzden sahip olduklarıyla büyüklük taslamak yerine, kendisine verilenleri emanet olarak görmesi gerekiyor. İlk vahyin devamında ise insana umut veren bir hatırlatma geliyor:

“Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.” (5)

Öğrenmek ve hakikatin peşinde yürümek her zaman kolay değil. İn-san zaman zaman yorulabilir, önüne engeller çıkabilir veya bildiklerinin ne kadar sınırlı olduğunu fark edebilir. Böyle zamanlarda Allah’ın keremine güvenmek, yola devam edebilmenin en önemli dayanaklarından biridir. Nitekim Kur’an, “Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.” (6) buyuruyor. Ardından kaleme dikkat çekiliyor:

“Ki O, kalemle yazmayı öğretendir.” (7)

Kalem, insanın öğrendiğini korumasını ve başkalarına aktarmasını sağlayan büyük bir imkân. Bilgi yazıyla kayıt altına alınıyor, nesilden nesile taşınıyor ve insanlığın ortak birikimine dönüşüyor. Fakat burada da asıl dikkat çekilen nokta, bütün bu imkânların kaynağının Allah olduğudur. İnsan, sahip olduğu bilgiyi bir üstünlük vesilesi değil, sorumluluk olarak görmelidir. Ve ilk beş ayetin son bölümünde:

“İnsana bilmediğini öğretti.” (8)

Bu ifade, insanın bilgi karşısındaki konumunu açıkça ortaya koyuyor. İnsan bilmediği bir dünyaya geliyor, sonra öğreniyor. Öğrendikçe de aslında ne kadar çok şeyi bilmediğini fark ediyor. Belki gerçek ilim, tam da burada başlıyor: Bilginin insanı büyütmesi değil, olgunlaştırıp mütevazı kılması…

Bu nedenle ilk vahyin “Oku!” çağrısını yalnızca kitap okumakla sınırlamamak gerekiyor. Kâinatı, hayatı, insanı ve en önemlisi kendimizi okumak da bu çağrının anlam dünyasında düşünülebilir. Belki de insanın okuyacağı ilk kitap kendisidir. Nereden geldiğini, nereye gittiğini, sahip olduğu nimetleri ve taşıdığı sorumlulukları anlamadan dünyayı anlamlandırmak kolay değil.

İlk vahyin mesajı bugün de bize yol gösteriyor: Rabbimizin adıyla okuyalım, yaratılışımızı unutmayalım, bilgiyi kibir değil sorumluluk vesilesi bilelim ve öğrendiklerimizin bizi hakikate yaklaştırmasına izin verelim.  Çünkü  okumak yalnızca gözlerin satırlarda dolaşması değildir. Asıl okumak, öğrendiklerimizin bize ne söylediğini fark edebilmektir. Ve belki de en anlamlı başlangıç, bütün kitaplardan önce kendimizi okumaktır.

Kaynakça: 
(1) Alak, 96/1. 
(2) Alak, 96/2. 
(3) İsrâ, 17/37. 
(4) Lokmân, 31/18. 
(5) Alak, 96/3. 
(6) Duhâ, 93/3. 
(7) Alak, 96/4. 
(8) Alak, 96/5.
 

YAZARLAR