Hayat, insanın karşısına her gün yeni bir imtihan çıkarır. Kimi zaman bir hastalıkla, kimi zaman maddi bir sıkıntıyla, kimi zaman ailevi bir meseleyle, kimi zaman da geleceğe dair kaygılarla karşılaşırız. Böyle zamanlarda gönlümüzü rahatlatan, bize güç ve umut veren en önemli değerlerden biri tevekküldür. Tevekkül, insanın bütün imkânlarını kullanarak üzerine düşeni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakması ve O’na güvenmesidir.
Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Aksine tevekkül; tedbir almak, çalışmak, gayret etmek ve ardından Allah’ın takdirine razı olmaktır. Müslüman, elinden geleni yaptıktan sonra “Ben üzerime düşeni yaptım, gerisini Rabbime bıraktım.” diyebilendir. Bu yönüyle tevekkül, insanı tembelliğe değil; sorumluluğa, gayrete ve ümitvar olmaya yöneltir.
Günlük hayatımızdan basit bir örnek düşünelim. Bir öğrenci sınavda başarılı olmak istiyorsa ders çalışmalı, zamanını iyi değerlendirmeli ve sınava hazırlanmalıdır. Sadece dua ederek çalışmadan başarı beklemek doğru bir tevekkül anlayışı değildir. Aynı şekilde bir çiftçi, toprağını sürmeden, tohumunu ekmeden ve gerekli bakımı yapmadan ürün bekleyemez. O, üzerine düşeni yapar; yağmuru, bereketi ve neticeyi ise Allah’tan bekler. İşte tevekkül tam olarak budur: Sebeplere sarılmak ve sonucu Allah’a bırakmak.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), tevekkül konusunda bizlere önemli bir ölçü vermiştir. Bir adam, devesini bağlamadan “Allah’a tevekkül ettim.” deyince Rasûlullah (s.a.s.) ona, “Önce deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et.” (1) buyurmuştur. Bu hadis, tevekkülün tedbiri terk etmek anlamına gelmediğini açıkça göstermektedir. İnsan önce sorumluluğunu yerine getirmeli, gerekli tedbiri almalı, ardından Allah’a güvenmelidir. Çünkü İslam, insanın hem aklını hem iradesini hem de imkânlarını kullanmasını ister.
Bugün hepimizin hayatında tevekküle ihtiyaç duyduğu pek çok alan vardır. Bir anne ve baba, evlatlarının güzel ahlaklı ve iyi insanlar olması için dua eder. Fakat bunun yanında onlara güzel bir örnek olmak, onları sevgiyle yetiştirmek ve doğru bir eğitim vermek için de gayret eder. Bir genç, geleceğinin güzel olması için Allah’tan yardım ister; ancak bununla birlikte ilim öğrenir, meslek edinir ve kendisini geliştirir. Bir çalışan, helal rızık kazanmak için Rabbine dua eder; bunun yanında işini hakkıyla ve dürüstçe yapar. İşte bütün bunlar tevekkülün hayatımızdaki gerçek karşılıklarıdır.
Ancak bazen tevekkül ile tembelliği birbirine karıştırabiliyoruz. “Nasıl olsa Allah rızkımı verir.” diyerek çalışmayı bırakmak, “Kaderimde ne varsa o olur.” diyerek tedbiri terk etmek, İslam’ın tevekkül anlayışıyla bağdaşmaz. Allah Teâlâ, insanın gayret etmesini istemekte ve Kur’an-ı Kerim’de, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”(2) buyurmaktadır. Bu ayet, hayatımızda çalışmanın, gayretin ve sorumluluk bilincinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte insan, ne kadar tedbir alırsa alsın her zaman istediği sonucu elde edemeyebilir. İşte tevekkülün en güzel taraflarından biri de burada ortaya çıkar. İnsan, üzerine düşeni yaptıktan sonra gerçekleşen sonuca teslimiyetle yaklaşır. Elinden geleni yaptığı hâlde bir kapı kapanmışsa, başka bir kapının açılabileceğine inanır. Çünkü bilir ki Allah, kulunun göremediğini görür ve onun hakkında daha hayırlısını bilir.
Tevekkül, zorluklar karşısında insanın ayakta kalmasını sağlayan güçlü bir imandır. Hastalıkta tedavi olmak ve şifayı Allah’tan beklemektir. Sıkıntı zamanında çözüm aramak ve yardımın Allah’tan geldiğine inanmaktır. Gelecek için çalışmak, plan yapmak ve bütün bunların sonunda Allah’a güvenmektir. Kısacası tevekkül; ellerin çalışması, aklın tedbir alması ve kalbin Allah’a dayanmasıdır.
Çalışalım, üretelim, tedbirimizi alalım ve sorumluluklarımızı yerine getirelim. Fakat bütün bunları yaparken kalbimizi yalnızca sebeplere bağlamayalım. Çünkü sebepleri yaratan da sonuçları takdir eden de Yüce Allah’tır. Unutmayalım ki gerçek tevekkül, “Ben hiçbir şey yapmayayım, Allah benim için yapsın.” demek değildir. Gerçek tevekkül, “Ben üzerime düşeni yapacağım, Rabbimden yardım isteyeceğim ve sonucu O’na bırakacağım.” diyebilmektir.
Rabbimiz bizleri, çalışmayı ibadet şuuruyla yapan, tedbirini alan, sorumluluğunu yerine getiren ve bütün bunların sonunda yalnızca Allah’a güvenip dayanan kullarından eylesin.
Kaynakça ;
(1) Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 60.
(2) Necm, 53/39.

