Emrah GENÇER Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü

Tarih: 12.01.2026 18:05

Dar Zamanlarda Genişleyen Kalpler

Facebook Twitter Linked-in

Hayat, insanı zaman zaman zorlayan, daraltan ve sınayan hadiselerle doludur. Kimi zaman beklenmedik bir kayıp, kimi zaman bir hastalık, kimi zaman da içimizi kemiren belirsizliklerle karşı karşıya kalırız. Bu tür anlar, insanın yalnızca maddi im-kânlarını değil, aynı zamanda ruh dünyasını da yoklayan süreçlerdir. Zor zamanlar, in-sanın neye tutunduğunu ve nereden güç aldığını açıkça ortaya koyar.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, müminlere bu tür dönemlerde nasıl bir yol izlemesi gerektiğini hatırlatır: “Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (1) Bu ilahî hitap, sıkıntı anlarının çaresizlik değil; bilakis Allah’a yöneliş için bir davet olduğunu gösterir. Sabır ve namaz, mümini ayakta tutan iki temel manevi dayanak olarak karşımıza çıkar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ise zor zamanların manevî altyapısının, aslın-da rahat zamanlarda inşa edilmesi gerektiğine dikkat çeker: “Zor zamanlarda duasının kabul edilmesini isteyen kişi, rahat zamanında çokça dua etsin.” (2) Bu hadis, duanın yalnızca sıkıntı anlarında başvurulan geçici bir sığınak değil; hayatın tamamına yayılan sürekli bir kulluk bilinci olması gerektiğini öğretir.

İnsan hayatı baştan sona bir imtihandır. Korku, açlık, kayıp ve eksilme gibi durumlar bu imtihanın kaçınılmaz parçalarıdır. Nitekim Yüce Allah, kullarını zaman zaman bu tür sıkıntılarla sınayacağını bildirirken, sabredenleri müjdelemektedir. Asıl belirleyici olan, karşılaşılan hadiselerin kendisi değil; bu hadiseler karşısında sergilenen duruştur. Sabır mı, isyan mı? Şükür mü, şikâyet mi? İşte insanın manevî istikameti bu tercihlerle şekillenir. Mümin, zor zamanlarda pasif bir bekleyişe çekilen değil; sorumluluk alan, tedbirini alan ve çözüm için gayret gösteren kimsedir. İlmin, aklın ve tecrübenin ışığında elinden geleni yapar; ardından sonucu Allah’a havale eder. Tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebeplere sarıldıktan sonra kalbi Allah’a bağlayabilmektir. Teslimiyet ise sorumluluktan kaçmak değil; ilahî takdire rıza gösterebilmektir.

Bu noktada mümin, korku ve karamsarlık yerine sükûneti; telaş ve panik yerine metaneti tercih eder. Çünkü bilir ki en güvenli sığınak, Cenâb-ı Hakk’ın kudreti, ilmi ve hikmetidir. Dua ve niyazla, tevbe ve istiğfarla, hamd ve şükürle Allah’a yönelmek; insanın kalbini diri tutan en güçlü bağdır. Maneviyat, insanı hayattan koparan değil; hayata karşı direnç kazandıran bir güçtür. Sevgili Peygamberimiz’in şu sözü bu hakikati ne güzel özetler: “Müminin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Sevinecek bir hâl geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur.” (3) Mümin, Rabbine dayanarak, kendine güvenerek ve kardeşleriyle yardımlaşarak zorlukların üstesinden gelebileceğini bilir.

Belki bugün her birimiz farklı bir imtihanın içindeyiz. Kimi kaybettikleriyle, kimi sabırla bekledikleriyle, kimi de kimseye anlatamadığı iç sıkıntılarıyla sınanıyor. Zor zamanlar, insanın hem kendisiyle hem de Rabbiyle daha sahici bir ilişki kurduğu anlardır. Bu anlarda insan ya aceleyle hüküm verir ya da durur, düşünür ve anlamaya çalışır. Sabır, yalnızca katlanmak değil; olup biteni hikmet penceresinden okuyabilme gayretidir. Şükür ise her şey yolundayken değil, her şey dağılırken bile Allah’a yönelmeyi sürdürebilmektir. İşte bu bilinçle yaşanan her zorluk, insanı yoran bir yük olmaktan çıkar; olgunlaştıran bir derse, kalbi diri tutan bir hatırlatmaya dönüşür. Peki biz, başımıza gelenleri sadece bir sıkıntı olarak mı görüyoruz; yoksa bu yaşananlarda ilahî bir davet bulunduğunu fark etmeye mi yöneliyoruz?

Kaynakça                :
(1) Bakara, 2/153. 
(2) Tirmizî, Deavât, 9. 
(3) Müslim, Zühd, 64.
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —