GEÇEN SAYIMIZIN DEVAMI -2-
ARI OYUNU
Arı oyunu üç kişiyle oynanan seri bir oyundur. Ortada başında şapka bulunan sürekli vızıldayan bir arı vardır. Arının ayaklarına bastığı iki tane de oyuncu vardır. Üç oyuncunun da ayakları yanlara doğru açıktır. Yandaki oyuncular bir elleriyle arının başındaki şapkayı düşürmeye çalışırken diğer elleriyle de arı tarafındaki yanaklarını avuçlarını açarak korumaya çalışırdı. Arı vurur gibi yapar vurmaz, sağa sola eğilirdi. Yandaki oyuncuların dikkatini dağıtarak onların avuçlarına hızla vururdu. Oyuncular arı vurmadan arının başındaki şapkayı düşüremezlerdi. Arı da şapkayı düşürtmemek için ya başını sağa sola kaçırır, ya da başını yere doğru eğerdi. Eğer şapka düşerse şapkayı düşüren oyuncu arı olurdu.
MEVLİTLİ YÂREN
Sohbet günü, camide kılınan akşam namazından sonra iki hocayla birlikte yârenler sohbet evine giderdi. Orada yemekler yenilir, kahveler içilir, muhabbet edilirdi. Yatsı namazı toplu halde kılınırdı. Namazdan sonra hoca Kur’an okur, ardından mevlide başlardı. Arada hep bir ağızdan koro halinde ilahi söylenir, Kur’an okunurdu. Mevlitten bir bölüm daha okunurdu. Tekrar Kur’an okunup dua edilir ve mevlit biterdi. Devamında günlük ve dini hayatla ilgili konularda sohbet başlardı. Ardından da yöresel orta oyunları oynanırdı. Neşeli bir gece sonunda yarenler bazen şerbet içme zamanının geldiğini ev sahibine şaka yollu hatırlatırdı. “Şerbetimiz olmadı mı / Geçecek yol bulmadı mı / koca tasım dolmadı mı / La ilahe illallah hu / La ilahe illallah hu” dizeleriyle başla-yan şerbet ilahisini söylerdi. Ev sahibi nazlanmaya devam edince de yarenlerin ağzından “Şeker yoksa bal olsun, o da yoksa pekmez gelsin.” Sözleri dökülürdü. İçilen şerbetlerin ardından da gece biterdi. Gelecek hafta için isteyen “haftaya benim evdesiniz” der, sıra alırdı. Böylece evlerde hem mevlit okunmuş olurdu, hem de dostlar bir araya gelmiş olurdu.
Yârenler şakasız olmazdı. Yârenlerin ev sahibine yaptığı şakalardan bir tanesi şöyledir: Birgün seksen yaşındaki bir hacı, evinde mevlitli yâren vermiş. Yârenler bu ziyafetten çok memnun kalmış. Yemekler ve sohbet çok güzelmiş. Yârenin sonlarına doğru üç beş genç yâren ortadan kaybolmuş. Ahırdaki evin eşeğini kucakladıkları gibi evin çardağına çıkarmışlar. Bir şey olmamış gibi yâren odasına girip oturmuşlar. Kısa bir süre sonra çardaktan takırtı tukurtular gelmeye başlamış. Ev sahibi neler oluyor diye dışarı çıkmış. Çardakta dolaşan eşeğini görmüş. Bu sırada diğer yârenler de dışarıya çıkmış. Ev sahibi nasıl inecek şimdi bu eşek diye söylenmiş. Yârenler ondan kolay ne var? Biz eşeği aşağıya indiririz, hem de samanını ve yemini bile veririz, demişler. Yalnız eşeği indirmek için bir şartımız var. Ev sahibi de şartlarını sormuş. Yârenler de aynı ziyafetten tekrar istemişler. Ev sahibi de bu teklifi seve seve kabul etmiş. Ertesi hafta ziyafet tekrarlanmış.
Başka bir mevlitli yârende de bu kez ev sahibi yârenlere şaka yapmış. Ev sahibi kuru çam pürçeklerini kullanarak sahte tel kadayıf hazırlamış. Gerçeğine benzemesi için içine de kırmızı boya karıştırmış. Kadayıfın görünüşü de çok güzelmiş. Sofraya konulunca misafirler hemen yemeye başlamış. Tel kadayıfı ağzına alan misafirler kadayıfta bir tuhaflık olduğunu anlamış. Çünkü burunlarına çam kokusu gelmiş. Kadayıfı ağızlarına alıp çiğnedikleri için ağızlarından çıkarabilenler çıkarmış, çıkaramayanlar da yutmuş. Aslında ev sahibi yârenleri güldürmek için şaka yapmış. Aslında gerçek kadayıfı da hazırlamışlar. Kısa bir süre sonra kadayıfın sahtesini kaldırıp, sofraya gerçeğini getirmişler.
ŞINGIRDAKLI YÂREN
Bu yârene gençler babalarından izin almadan kesinlikle katılamazdı. Babalar da çoğu zaman yol yordam öğrenmeleri için oğullarının yârene katılmalarında sakınca görmezdi. Yârenler, akşam namazından sonra yâren evinde toplanırdı. Yârenler selamlaştıktan sonra bir birlerinin hâl ve hatırlarını sorardı. Ardından da yârenler çeşitli konular hakkında sohbet ederdi. Sofra kurulunca da yârenbaşının işaretiyle yarenler sofraya diz çökerek otururdu. Yârenbaşının yemeğe kaşık salmasıyla da yemek başlardı. Yemekler yendikten sonra aynı sofraya mezeler de konurdu. Ardından da içki servisi başlardı. İçkiler yudumlanırken bir yandan da saz ekibi sazı eline alırdı. Yârenlerde çalgı aleti olarak klarnet, darbuka, davul, cümbüş, keman, ud ve saz bulunurdu. Saz başlayınca herkes susardı. Sadece sazlar konuşurdu. Giriş faslından sonra yöresel türküler, özellikle Demirci türküleri söylenirdi. Türküleri bilenler türkülere eşlik eder, bilmeyenler sadece dinlerdi. Türkülerin ardından İslamoğlu, Yaykın zeybeği, Hasip zeybek gibi yöresel zeybek oyunları çalınıp, oynanırdı. Oyun oynamaya ilk önce varsa yârene davet edilen usta oyuncular kalkardı. Onların ardından oyuna yârenbaşı ile çavuş kalkardı. Oyuna önüne oyun kaşığı konulan yârenler devam ederdi. Oyun oynamasını bilmeyenler oyunları izlemekle yetinirdi. Gece yarısından sonra yol havası çalınarak konuk halk oyuncuları, müzisyenler ve misafirler yolcu edilirdi. Onların yanında konuşulamayan gizli konuları yârenler konuşur. Eğer suçlu veya suçlular varsa mahkeme kurulurdu. Mahkemece verilen cezalar uygulanırdı. Bir sonraki yârenin yeri belirlendikten sonra da sabaha karşı yâren dağılırdı.
Yârenlerdeki amaç gençleri iyi yetiştirmekti. İçkili yârende taşkınlık olmaz, yârenler arasında kavga olmaz, komşular rahatsız edilmez. İçkiyi fazla kaçıranlar ortamdan derhal uzaklaştırılırdı. Her şey adâp erkân dâhilinde olurdu. Aşırı sarhoş olanlar evlerine kadar götürülüp teslim edilirdi. Böylece gençleri himayeleri altında idare ederlerdi. Kurallara aykırı davrananlar bir iki kez ihtar edilirdi. Olmazsa yârenden atılırdı. Böylece gençlerin şıngırdaklı sohbeti içkili, sazlı, sözlü, şarkılı, oyunlu, neşeli seyredilirdi. Gençler içkinin tesiriyle coştukça coşardı. Oyun oynar, şarkı söylerlerdi. Edep ve terbiye dâhilinde neşeli günler geçirerek yetişir ve sonraki gençlere örnek olurlardı.
Bazen ev sahibinin isteği ve yârenbaşının oluru ile içkili yârenlere köçek ile samıt ekibi de davet edilirdi. Gösterileri bitince bunlar yâren evinden hemen ayrılırdı. Yârende köçek oyunların başlangıcında gösterisini yapardı. Samıtçılar da yâren evine gelince gösteriye başlarlardı. Bu sırada her şeye ara verilirdi.
Samıtçılar, üstlerinde sadece aba olan on kadar kişiden oluşan bir gösteri ekibidir. Başlarında kolunda kırmızı bir bant bulunan yiğitbaşı bulunurdu. Bunlar çok hızlı ve sessiz hareket ederdi. Yâren evinin önünde önce üstlerindeki abaları çıkarırlardı. Üst kısımları çıplak vaziyette yâren evinin kapısına dayanırlardı. Çalınan kapıyı yârenbaşı ile çavuş açardı. Eğer kapı geç açılacak olursa kapıyı sökerek yaren evine dalarlardı. Yâren evine girdiklerinde hiç konuşmazlardı. Selâmı bile beden diliyle verirlerdi. Önce yârenlere el ve kol hareketleriyle çeşitli şakalar yaparlardı. Bazen bu şakalar yârenlerin sabrını zorlayacak kadar ağır olurdu. Zaten yârenlerden de beklenen sabırlı olmalarıydı. Bazen de hareketleriyle yârenleri güldürürlerdi. Ardın da sessizlik biter müzik ve tempo başlardı. Yârenbaşının komutuyla eller havaya kaldırılarak sert ve kendine özgü müzik eşliğinde “Halebe halebe girdik girdaba / Kızlar ucuz olmuş bir top eski hasıra / Nedir gökte uçan kuşun kemali / Yerde elek gökte melek misali / Gidip de bakmanın zamanı geldi / Kıratımı çekip binip de gitmenin zamanı geldi.” sözleri koro halinde okunurdu. Eller her dize arasında şiddetle ve tek ses çıkararak çırpılırdı. Koro halinde koşmalar söylendikten sonra başka yârenlere gitmek üzere odadan ayrılırlardı. Samıt başlayınca ritimli sözlerin ve müziğin temposuyla oynayanların hareketlerinden odalar sallanırdı. Bütün gürültü Demirci’nin her tarafından duyulurdu.
Demirci’de geleneksel yâren eğlenceleri bin dokuz yüz yetmişli yıllarda sona ermiştir. Bu gelenek bir süre daha Demirci düğünlerinde yaşatılmaya çalışılmış, fakat ömrü fazla uzun olmamıştır. Bu güzel geleneğin sona ermesinin çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenlerin ilki yoksulluktur. Demirci’de sık sık çıkan yangınlar, yaşanan depremler ve hayat pahalılığı yârenleri olumsuz etkilemiştir. Ev bark derdine düşen halk yaren eğlencelerini bir kenara bırakarak aş iş derdine düşmüştür. Yâren eğlencelerini olumsuz olarak etkileyen ikinci neden de işlerin yoğunluğu nedeniyle eğlenceye zaman ayrılamamasıdır. Demirci’de el halıcılığının ve fabrika halıcılığının gelişmesi yâren eğlencelerini çok etkilemiştir. İşlerin iyice azaldığı yâren eğlencelerinin yapıldığı kış aylarında halıcılık alanında kadın erkek herkes gece gündüz çalışmaya başladı. İnsanlar çok çalışmaktan kendilerine zaman ayıramaz oldular. Zaman darlığı ve yorgunluk gibi nedenler, zamanla insanların yâren eğlencelerinden uzaklaşmasına yol açtı. Yâren eğlencelerinin bitmesinin üçüncü nedeni de eğlence sektöründeki gelişmelerdir.
Radyo ve televizyonun yaygınlaşması, sinema sektöründeki gelişmeler geleneksel eğlence alışkanlıklarını kökten değiştirmiştir. İzmir fuarı ve Simav panayırı da alternatif eğlence yerleri olmuştur. Yârenlerin bitmesinin dördüncü nedeni de batılı devletlerin dayattığı liberal, ekonomik ve kültürel politikalardır. Bu politikalar nedeniyle toplumda kendini düşünen çıkarcı bireylerin sayısı hızla artmıştır. Bu toplumsal çözülme, paylaşma ve yardımlaşma kültürünü olumsuz etkilemiştir. Bundan en çok etkilenen de yâren eğlenceleri olmuştur.
Demirci’de yâren geleneği, toplumsal dayanışmayı güçlendiren ve gençlerin yetişmesine katkı sağlayan önemli bir kültürel kurumdur. Bu gelenek sayesinde dostluk, saygı, yardımlaşma ve sorumluluk gibi değerler kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Ancak ekonomik koşullar, çalışma hayatındaki değişimler ve modern eğlence araçlarının yaygınlaşması bu geleneğin zamanla ortadan kalkmasına yol açmıştır. Bu kültürel mirasın tamamen unutulmaması için çeşitli çalışmalar yapılabilir. Öncelikle yâren geleneğine dair sözlü anlatılar ve hatıralar kayıt altına alınmalıdır. Yerel yönetimler ve kültür kurumları tarafından yâren kültürünü tanıtan etkinlikler ve festivaller düzenlenebilir. Ayrıca okullarda yerel kültür dersleri kapsamında bu gelenek anlatılarak genç kuşakların bilinçlenmesi sağlanabilir. Belgesel, kitap ve akademik çalışmalar da bu mirasın korunmasına katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak Demirci yârenleri, Anadolu’nun sosyal dayanışma kültürünü yansıtan önemli bir gelenektir. Bu kültürün tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılması yerel kimliğin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
KAYNAK KİŞİLER :
1. 1930 Demirci doğumlu Ahmet İlaslan ile 26.09.2008 tarihinde yapılan görüşme.
2. 1922 Demirci doğumlu Yusuf Canlı ile 31.10.2018 tarihinde yapılan görüşme.
3. 1933 Demirci doğumlu Nihat Özkuyumcu ile 06.10.2020 tarihinde yapılan görüşme.
4. 1940 Demirci doğumlu Remzi oğlu Ahmet Ünlüer ile 20.01.2026 tarihinde yapılan görüşme.
YAZILI KAYNAKLAR:
1. Sedat Boyacıoğulları - Hasan Alakese, Her yönü ve Her şeyi İle Demirci, Eko Matbası, İstanbul 1972.
2. Yusuf Canlı, Kaybolan Geleneklerin ve Anıların İzinde Bir Ege İlçesi Demirci, Elma Yayınevi, İzgören Yayınları, Çankaya / Ankara, 2014.