Mustafa KAYA

Tarih: 05.10.2021 22:21

DEVAM...

Facebook Twitter Linked-in

                Arkası yarınlara, dizilere pek ısınamadım. En çok izlenenlerini dahi takip edemedim. Bizimkisi dizi formatında olmayacak inşallah.

                Geçen hafta değerlerimizden kopuştan bahsetmiştik. Bu hafta devam edelim. Bu  kopuşun toplumumuzu hatta daha global olarak  düşünürsek insan popülasyonunu dejenere ettiğini  görüyoruz. Duyarlı, bilinçli, önünü arkasını görmeye çalışan gençler de dahil orta yaş ve yaşlılarımızın net olarak ifade ettikleri bir sorun bu.

                Çarenin var olduğunu kalın harfler ile en sonuna ekledik. Maksat çareyi görebilmek hep beraber. Allah hangi derdi verdi de çaresini vermedi.  Nağmelere konu dert derman ilişkisi. Yeter ki, kendi kendimize dert olmayalım, dert çıkarmayalım birbirimize. Ne diyor atalarımız: insanın kendi kendine yaptığını başka hiçbir varlık yapmaz. Daha ne…

                Şimdi başlayalım isterseniz. Ama önce şu hususu belirtmeme izin verin: önemli olan sadece benim çare gördüklerim değil burada. Okurken, konuşurken; “şöyle şöyle yapmalıyız. Böyle olsa daha iyi olmaz mı?” diye düşünebilmeliyiz. Sadece tüketici bir toplum olmamak lazım.  Doktor  hasta ilişkisi kadar somut olmaz sosyolojik olaylar. O açıdan söylüyorum.  Tüketen bir toplum olmaktan üreten bir toplum olmaya çalışmak…. Fikir üretmek en önde geleni… genel ve özet olarak biz sunalım, siz; özelleştirin, kendinize uyarlayın  ve genişletin, ekleyin sunduklarımıza lütfen !

                Çare bir: toplumu Çanakkale harbinde, kurtuluş savaşında - öncesine gitmeden - topla, tüfekle yıkamayan zihniyetin kültürel olarak bizi yıkmaya çalışmasına dur demek. Önce kötü gidişatı durdurmak… Dilimiz, giyimimiz, kuşamımız, alışkanlıklarımız, oturmamız kalkmamız dahil her hareketimizi kuşatan, ekonomik ve teknolojik üstünlükleri dışında bizden aşağıda olan milletlerin hegamonik, sürece yayılı, sinsi kültürel emperyalizmini, futbol tabiri ile önce göğsümüzde yumuşatıp sonra tekmelemek lazım. Dili, dini, örfü, adeti dejenere olmuş millet, millet olarak varlığını sür-düremez. Devlet - millet işbirliği, görüş - felsefe - mezhep ayrımı olmaksızın, bir ve beraber hareket edebilmeliyiz. Tabi uzun ve meşakkatli bir yolculuk olacak bizimkisi. Yola çıkmadan, yol alınmaz. Yeni anayasa çalışmalarından uzun sürecek o kesin. Ümitvar olmak da, çalışmak, çabalamak da insanlığımızın gereği olsun! 

                Çare iki : topluma değerlerimizin öğretilmesi, unutanlara hatırlatılması gerekir. Ben milli eğitimin, eğitime yön veren birimlerinde çalışıyor olsam önce eğitimi orta yaş ve yaşlılardan başlatırım. Sebebi uzun ve ayrı bir yazının konusu. Çünkü orta yaş ve yaşlılar gençlerin örnekliği. Onlar sahip çıkmadığı zaman gençler ve çocuklar hiç sahip çıkmıyor. Terbiye ailede başlıyor. Kültür ailede başlar, aile ile biter. Alın size beylik bir söz. Yürekten sahip çıkmalıyız bizi biz yapan değerlere. Anne - baba, yaşlılarımız nötr olsa, nemelazım davransa bir nesil sonrasına iş gelenek düşmanlığına dönüşüyor. Değil mi?  Milli Güvenlik meselesi diyoruz ya… Gerçekten toplumun güvenliği… slogan ile kalmasın ama sloganımız: “Kültür emperyalizmine çocuk –genç –yaşlı  son diyoruz.” olsun.

                Çare üç: bütçede spora aktarılan para kadar en az kültürü tanıtmaya ve sahiplenmeye aktarılmalı. Eğitime destek önemli idi ve eğitime bütçede en fazla pay verildi. Şimdi ikinci sırayı kültürümüz almalı. Çocuklarımız ve gençlerimiz kamplara alınmalı bence . Sovyet usulü olmasın ama. Anlatılmalı, söylenmeli onlara, millet olmanın, varlığımızı biz olarak devem ettirmenin binlerce yıllık kültürümüzü yaşayarak mümkün olduğunu. Birebir örnekler sunmalıyız yaşantımız ile.

 

                Çare dört: Anayasadaki kuvvetler içerisinde yer almasa da aslında toplumu etkileyen birinci kuvvet haline gelen medyanın ve son yılarda medyanın da en ön kuvveti olan sosyal medyanın bir şekilde denetlenmesi. Her türlü değersizleştirmenin, yozlaştırmanın bilincimizin altını üstünü işgal ettiği - görsel - işitsel materyaller hakim  sosyal medyaya. Her kötülük; yavaş yavaş, sindire sindire işleniyor belleklerimize. Demokratik bir hava ile otokontrollü yapmalıyız bu işi. Ebeveynler de, eğitimin diğer ayakları da yavaş yapmalıyız kontrolümüzü. Okul  aile - çevre üçgeni seferber olmalı. Televizyonlar da aynı şekilde. Öldürmeyi, cinselliği, yeme - içmeyi hayatın tek amacı gibi göstermenin adı oldu birkaç istisna dışında televizyon sektörü. Önüne geçilmeli bunların. Risk alınmalı. Ufak tefek bedel ödenecek elbette. Ama gelecekte şimdi bize bedel ödetenlere bedel ödetmenin başlangıcı olacak bu atılım.

 

                Haftaya devam mı edelim. Hani dizi formatında olmayacaktı. Bir hafta daha … Hem sizinle tartışırız değişik mecralarda bu konuyu ha ne dersiniz ?


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —