
Dünya insanını birleştirici unsurlar arasında gösteriliyor spor. Cümlenin ögelerindeki birleştirici kelimesine de dikkat edin. Dünya kupasında yarışan ülke sayısı 100’den fazla. Ön elemeler sonunda bile 32 takım son elemelere katıldı.
Tarihin son yüzyıllarına bakıldığında dünyadaki ülke sayısının katlanarak arttığı görülecektir. Kompo teorisi olarak da olsa dünyada şu anki ülkelerin çoğunluğu skypicot anlaşması ile cetvelle çizildiği iddia ediliyor. Siyasi dünya haritasında bakıldığında özellikle Arap dünyası ve Afrika’daki hali hazırdaki ülkelerin sınırlarının cetvelle çizildiği apaçık ortadadır.
Sömürgeci ülkeler Arap dünyasındaki petrolden yararlanmak ve sanayileşmelerindeki hammadde ihtiyacını gidermek ve daha fazla sömürmelerine payanda olabilmesi için sınırları cetvelle çizmişler ve üstüne üstlük aralarında sorunlu alan da bırakarak devamlı çatışma potansiyeli ülkeler oluşturmuşlardır. Bu düşünce insan zekâsının ürünü olarak gösterilebilir mi sadece? Yoksa yarı insan yarı şeytan bir varlık var da biz mi keşfedemedim? Yoksa 1900’lü yılların başında insan tabiatının aksine, meydana getirdiği, bu bölünmüş ülkelerin 100 yıldır birbirlerine gösterdiği kin ve öfke devam edebilir mi? Nasıl bir düzen kurdular da insanoğlu hâlâ olayın farkına varamıyor?
Evet spora geleceğim. Birleştirmek için ayrı olmaları lazım, bir olması gerekenlerin. Ayrı olması ırksal temele dayansa bile dünyada 200’e yakın ülke olması gerekmiyor. Öyle ki bilim adamları dünyadaki ırkların aslında 5’ten türediğini ifade etmektedir. Bizim inancımıza göre “Âdem” ’den türedik. Netice olarak aslımız, usulümüz bir Âdem ile Havva’ya dayanıyor. Neden bu kadar ayrıldı, ayrıştık, temeli de Âdem ve Havva da değil mi? Cennette günah işlememiş olsalar dünya sürgününe gönderilirler miydi? Dünya sürgününe gönderilmese idik çoğalarak kıtalara yayılır da bu kadar ayrışabilir miydik?
Bende, olayı mümkün olan köklerine kadar dayandırmak genlerimde var. Ama ne hal ki, üstünkörü, yüzeysel bakmak çoğu kere yanıltıyor insanı. Spor ile, kardeşlik ile, birlik ve beraberlik sağlamak ne kadar mümkün olabilir, o da ayrı bir tartışma konusu. Spor ile tesis edilen taraftarlık mefhumu ülkeler içerisinde ve ülkeler arasında büyük düşmanlıklara da vesile olmuştur. Hatırlayın 2000’li yıllarda İstanbul’da ölen İngiliz taraftarı. Hatırlayın şehirlerimizde binlerce ölümlü yaralanmalı taraftar olaylarını.
Tüm bunlardan amacım sporun tatlı rekabet, kardeşlik ve sporun ahlaki tarafını gizleme değil elbette. Ama her şeyde olduğu gibi, bir olayın, varoluş amacından uzaklaşmak, tam da zıttına gitmek kesinlikle şeytani ve en azından yarı insan yarı şeytan felsefedir.
Dünya kupası maçlarını mümkün mertebe izledik. Her maçın başında kendi ülkemizin de o kupada temsil edilmesini istedik 3.’lükle taçlandırdığımız dünya kupası turnuvasında, Türkiyeli olmamasına rağmen, Türkiyeli kadar gönülden samimi taraftarımız olan Türk dünyası ve Müslüman dünya gibi hissettim Fas maçlarında kendimi. Biraz da güzel oynayıp başarı elde edince heyecanımız katlanarak arttı. Şimdi gene düşünelim, Katar’da, dost ülkede, Türkiye maç yapıyor olsa ne kadar çok taraftarı olur ve ne kadar çok alkışlanırdı. Ve Fas kendini yıllarca alenen sömüren, halihazırda gizlice sömürdüğü iddia edilen Fransa’ya yenilmese idi daha mutlu olurduk... En sonunda Amerika kıtasının takımı olmasına rağmen bize göre diğerinden daha mazlum olan Arjantin’i destekledik ülkede yaşayan birçok insan gibi.
Spor sadece spordan ibaret değildir sözünden, ekonomi, sosyoloji, psikoloji gibi bilimlerin etkileşimde bulunduğu tüm alanlarda sporun etkisinin olduğunu hepimiz kabul etmeliyiz artık. Bu haftanın son cümlesi olarak Katar’ın dünya kupası organizasyonu için 240 miyar dolar harcadığını ve bu paradan sadece 2 - 3 milyar dolar dönüş beklediğini biliyor muydunuz?