İSMAİLİK’TEN DÜRZİLİĞE
Cafer Sadık’ın oğlu, babasını terk edip kendi imamlığını ilan edince İslam coğrafyasında bilhassa Güneydoğu İran ve Batı Hindistan’da kendisine tabii olan taraftarlarınca 7. imam olarak kabul edilip irşat faaliyetlerine başlarlar.
Burada imamiyenin ana kolu, İsmail’in Cafer-i Sadık’ın hayatta iken öldüğünü babası da çeşitli mahallerde “İsmail ölmüştür, bizzat ben defnettim” şeklinde rivayetlerle İsmailî mezhebinin önünü kesmek için bu şekilde propaganda yaparlar.
Mezhep taraftarları ise Cafer-i Sadık’ın oğlu İsmail’in babası hayatta iken bu mezhebi kurduğunu beyan ederek karşı fikirde bulunurlar. Şurası bir gerçek ki İsmail’in hangi tarihte ne şekilde vefat ettiği hiçbir zaman kesin olarak tespit edilememiştir.
İsmailî mezhebini yaymak için halife veya havari ismi verelim, kendilerince DAİ ismini alanlar halkı İsmailî mezhebine davet ederler. Kendilerine tabii olanları arttırmak için de İslam inançlarını aynen kabul etmekle birlikte ibadetler ve günlük hayatla ilgili farz ve sünnetlerde çok esnek hükümler vererek taraftarlarını arttırmaya başlarlar.
10. yüzyıl içerisinde bilhassa Hindistan’da geniş bir toplumun bu esneklikten dolayı İsmailî mezhebini kabul etmesiyle beraber eski dinleri olan Hindu dinine ait bazı inanışları da mezheplerine sokmaya başlamışlardır. Bu aşamadan sonra TENASÜH (reenkarnasyon) inancı da mezhebe girer.
Hindu dininin en önemli itikatlarından olan ruhun ölümsüzlüğü, dünya hayatında kişinin yaşayışı ve dinin emirlerini yerine getirmesiyle ruhun olgunlaşıp en üst seviye olan nirvanaya ulaşacağını, dünyaya yeniden insan olarak geldiğinde olgunlaşan bu ruhun üst tabakadan bir insan şeklinde dünyaya geleceği, fakat toplum dışı ve insanlara zarar veren bir hayat yaşadığında ise köpek, sinek, salyangoz gibi bir hayvan bedenine girip zelil bir hayat yaşayacağı inancını cemaatlerine kabul ettirirler. Zaten Hindularda mevcut olan bu tenasüh inancı geniş insan topluluklarına ulaştırmayı kolaylaştırmıştır.
Dünya literatüründe KAST rejimi denilen 4 dereceli bir sınıf zaten Hindularda mevcuttur. Buna göre insanlar hayatlarında iken en alttan itibaren:
1- Köylü ve çiftçiler
2- Zengin esnaf ve sanatkârlar
3-Yüksek rütbeli askerler
4- Din adamları olarak sınıflandırılır.
Biraz önce de belirttiğimiz gibi canlı bir insanın sınıf atlama hakkı yoktur. Ancak dünya hayatındaki yaşayışına göre bedene tekrar ruh girdiğinde üst bir sınıf veya alt bir sınıftaki insana girebilir.
Bu inanıştan dolayı İsmail’in ölümünden sonra mezhebi kontrol eden şeyh veya şıhlar İsmail’in ruhunun kendisine girdiği, dolayısıyla kendi sözlerini İmam İsmail’in sözleri olduğunu cemaatlerine kabul ettirdiler.
İslam inanç ve itikatlarında asla hiçbir zaman olmayan ve kabul edilmeyen, o zamana kadar İslam cemaatinde rastlanılmayan, batıl bir inanç olan bu ruhların tekrar bir bedenle dünyaya dönme inancı Ehl-i Sünnet ve 12 imam mezheplerince kabul görmeyip ret olunmuştur.
Tarih boyunca bu inanç İsmailî mezhebinin ana fikri olup değişik zamanlarda parlayan veya genişleyen İsmailî mezhebi şeyhleri tarafından istismar edilip kullanılmıştır. Tarih içinde değişik zamanlarda değişik şekillerde ortaya çıkan İslam dünyasının en netameli bu mezhebi bugün Hindistan’da hâlâ mevcuttur.
Cafer-i Sadık’ın oğlu İsmail’in ruhunu taşıdığını inanılan İsmail AĞAHAN bugün İsmailîlerin lideridir. Bu sebepten dolayı Ağahan’ı şereflendirmek için her yıl İsmail Ağahan’ı büyük bir terazinin bir kefesine oturtup diğer kefesine ise altın koyarak terazinin kefelerini eşitlerler. Ağahan da kilosuyla eşitlenen bu altınları alır, güzel bir konuşma yapar, uçağına binip Avrupa’daki malikanesine gider ve her sene bu tartma adeti devam eder.
İnsanın kabul edemeyeceği şu ki Ağahan bugün Avrupa jet sosyetesinin en prestijli şahsiyetlerinden olup Avrupa’nın günah şehirlerindeki malikanelerinde yaşa- makta olup oğlunu kendinden sonraki ağalığa hazırlarken ilim ve imamlığın mutlaka Hz. Ali’ye ulaşması şartını taşıyan imamiyenin inancını halkına göstererek ikna etmektedir.
Bunun için de yıllardır dünya çapında mimarlık yarışmalarını kendi ismiyle anılan ödüllerle mükafatlandırarak reklamını yapmaktan da geri kalmamaktadır. 80’li yıllarda Muğla’da Mimar Çakırhan tarafından modernize bir şekilde yapılan Çakırhan Konağı’na bu ödül verilmiştir.
İsmailî mezhebi 11. asırda bu sefer Kuzey İran’da yuvalanan Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’nde karşımıza çıkacak ve bugünkü tabirle anarşist bir ortam yaratarak İslam dünyasında kaosa sebep olacaktır.
Tenasüh itikadından bahsetmişken Türkiye’nin Adana, Hatay’dan başlayıp Lazki’ye ve Tartus’a kadar uzanan bir coğrafyada yayılmış olarak bulunan Esad rejiminin dayandığı (yıllarca Suriye’yi yöneten) NUSAYRİ mezhebinde de reenkarnasyon inancı mevcuttur. Bazı magazinvari gazetelerde zaman zaman “ben 200 yıl önce Lübnan Valisi idim” veya “3 asır önce padişahın has cariyesi idim” tarzı çıkan haberlerin mesnedi de İsmailî mezhebine kadar ulaşmaktadır.
Buraya kadar yazmış olduğumuz huşular şu kitaplara dayanmaktadır:
1. Risalat-ül İtikadat-il İmamiye --- Ebu Cafer Muhammed bin Ali İbni Babevey-el Kumni (Şeyh Saduk 381’991)
2. İmam Cafer Sadık’ın Buy-rukları --- Ahmed Sabri Hamadani --- Kum, İran
3. İslam’da İtikadi Mezhepler --- Prof. Dr. Ruhi Fığlalı --- Ankara
4. Tahsilimiz zamanında kazandığımız malumatlar
DEVAM EDECEK