Soyadını bilen yoktu, sanırım sadece nüfus idaresi biliyordur. Herkes onu böyle çağırırdı: Ercep Dayı. Sesi kısık, boğazından konuşurdu. Kasketini kafasına geçirir erkenden keçilerin ardından giderdi. Tek tek keçilerin adlarını bilir, yavrularıyla hatırlardı. Yüzlerce hayvanı tanımasına şaşırırdım. Çobanların filozof olduğunu ondan öğrendim. İri yapısına zıt, yumuşacık kalbi vardı.
Boş durmayı sevmezdi yanına mutlaka örgü alırdı, keçileri otlatırken kazak, çorap örer, ördüklerini insanlara hediye ederdi. Yağmurlu ve soğuk günlerde kocaman beyaz kepeneğini giyer, uzaktan bir savaşçı gibi görünürdü. Bahar mevsimi ısrarlarıma dayanamazdı, beni de yanında götürürdü. Piynarların arasında yeni doğan oğlakları kucağıma alır, köye yetiştirirdim.
Evine kaymakamından dilencisine kadar herkes gelirdi. Her zaman ikram edecek bir şeyleri olurdu. Misafirler gidince o kuru dolabı açar, bakardım. Pek bir şey yok gibiydi, misafir gelince o dolaptan yoğurtlar, sütler, ballar, çerezler, şekerler dökülürdü. Sevmeyeni yok gibiydi. İnsanlar, ona kin beslemeye utanırdı. Gönlü yüksek bir yaylaydı.
Ermiş mi desem derviş mi desem bir tarafı vardı. Herkese güvenirdi. Baharda celepler, cambazlar, üçkağıtçılar etrafında dolaşırdı. Oğlakları ketenpereye getirip Ercep Dayı’ya parasını ödemezlerdi. Böyle yapma, bak, senet al, çek al, adamın telefonunu al, yerini öğren derdik. O ise işi hayra yorar, belki tüccar zor durumda kaldı, belki iflas etti, seneye getirecektir parayı der, iyi düşünürdü. İnsanlara güvenmekten vazgeçmezdi. Ziraat, çiftçiye tarla parası, ürün teşviki verdiği zaman, bankaya en son gider, çoğu zaman içeri girmez kapıdan dönerdi, ya verilen para helal değilse diye korkardı. Onun para ile, dünya ile işi yoktu.
Sözünün arkasında dağ gibi dururdu. Herkese yer vardı o zirvede. Traktör isteyene traktör, para isteyene para, oğlak isteyene oğlak verirdi, yardım dileyeni boş çevirmezdi. Gittiği her toplulukta izzet ikram görür, başköşeye davet edilirdi; o ise bir kenarda otururdu.
Bir bahar vakti, dallar yeni yeni yeşillenirken öldü deyiverdiler. Evet, öldü. Bir yaprağın usulca suya düşüşü gibi kayıp gitmiş. Önce algılayamadım. Frekanslar karıştı, dünya ile aynı dalga boyuna gelebilmem vakit aldı. Sanki kubbeyi tutan koca bir sütun kırılıp devrilmişti, sanki bir uzvum kopup gitmişti. Onun varlığına alışmıştım ve hep orda olacakmış gibi düşünürdüm. Aniden gitmesi beni şaşırttı. Burası onun vatanı değildi zaten. Naif tabiatı çok bile dayandı.
Dikkat ederseniz görürsünüz, her toplulukta bir iki tane onlardan var. Ercep Dayı’lara iyi davranın, koruyun desem bunu yapmayacaksınız. Onları dolandırmayın desem, birileri çıkıp parasını çarpmaya çalışacak. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bu güzel insanları dolandıranlar, asıl kazığı siz yiyorsunuz.