Emrah GENÇER Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü

Tarih: 04.02.2026 09:33

Kendimizi Kaybederken Fark Etmiyoruz

Facebook Twitter Linked-in

İnsan bazen her şeyini kaybeder ama bunun farkına en son kendisi varır. Sağlığını kaybeder, “yorgunluk” ya da “yıpranma” der. Zamanını kaybeder, “yoğunluk” der. Ailesini kaybeder, “hayat şartları” der. Oysa çoğu kayıp, büyük bir çöküşle değil; küçük ihmallerle başlar. Sessiz, yavaş ve fark ettirmeden. İnsan genellikle başına gelen felaketlerle değil, fark etmediği ihmalleriyle tükenir.

Kur’ân-ı Kerîm’in “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun” (1) uyarısı, çoğu zaman sadece ahirete dair bir ikaz gibi okunur. Hâlbuki bu ayet, aynı zamanda dünyaya dair güçlü bir teşhistir. Çünkü insan kendini kaybettiğinde, aslında ateş çoktan başlamıştır; sadece henüz alev almamıştır. Ailede kopan bağlar, zihinde oluşan dağınıklık, iradede beliren zayıflık; hepsi bu ateşin ilk dumanlarıdır. Resûlullah’ın “Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır” (2) sözü de tam burada anlam kazanır. Akıl, sadece bilmek değil; kendine dur diyebilmektir. Nefsine sınır koyamayan insan, eninde sonunda haya-tına da sınır koyamaz. İradesini yö- neten değil, alışkanlıkları tarafından yönetilen biri hâline gelir. Bugün birçok insanın problemi imkânsızlık değil; kontrolsüzlüktür.

Modern insanın en büyük çıkmazı, artık kötülükle değil; oyalanma ile sınanmasıdır. Sigara, alkol, uyuşturucu, kumar gibi klasik bağımlılıkların yanına şimdi ekran, oyun ve sosyal medya eklendi. İnsan zararlı olduğu açık olan şeylerle değil, zararsız gibi görünen ama hayatı içten içe kemiren meşgalelerle zaman kaybediyor. Zihin sürekli meşgul ama kalp sürekli boş. Kur’ân “Hiç düşünmez misiniz?” diye sorarken, aslında insanı kendisi üzerine düşünmeye çağırır. Bugün insan her şey hakkında fikir sahibi ama kendi hayatı hakkında neredeyse hiç muhasebe yapmıyor. Saatlerce başkalarının hayatını izliyor ama kendi ha-yatının gidişatına bakmaya vakit ayırmıyor. Bu yüzden sorun teknolojide değil; teknolojinin insanın yerine düşünmeye başlamasındadır.

İşin daha acı tarafı, bu savrulmanın aileyi de içine almasıdır. Resûlullah’ın “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter” (3) uyarısı bugün her zamankinden daha anlamlıdır. Aynı evin içinde ama farklı dünyalarda yaşayan anne - babalar ve çocuklar, modern çağın en yaygın aile fotoğrafıdır. Çocukların kötü alışkanlıklara sürüklenmesi çoğu zaman “arkadaş çevresi” ile açıklanır. Oysa asıl belirleyici olan, evde kurulan bağdır. İlgi görmeyen, değerli hissetmeyen çocuk; bir gün mutlaka başka muhataplar bulur. Ve çoğu zaman bu muhataplar onu koruyan değil; kullanan adreslerdir. Ve nihayet işin en sarsıcı tarafı: Hesap. İnsan, kıyamet gününde sadece ne yaptığıyla değil; ömrünü neye harcadığıyla, bedenini ne uğruna yıprattığıyla da sorgulanacaktır. Yani insan, sadece günahlarından değil; boşa yaşadıklarından da hesaba çekilecektir.

Belki de en büyük yanılgımız, kaybolmayı hep büyük felaketler sanmamızdır. Oysa insan çoğu zaman günahla değil; ihmalle helâk olur. Hayat, yanlış yollara saptığımız için değil; doğru yollarda duramadığımız için elimizden kayar gider. Çünkü insan, kendini ihmal etmeye başladığı gün, aslında kaybetmeye de başlamıştır.
Kaynakça                            : 
(1) Tahrim, 66/6. 
(2) Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 25.  
(3) Ebû Davud, Zekât, 45.
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —