Emrah GENÇER Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü

Tarih: 14.01.2026 10:38

Miraç Bize Ne Söyler?

Facebook Twitter Linked-in

Hayat, zaman ve mekânın iç içe geçtiği bir yolculuktur. Bazı zamanlar vardır ki sıradan bir gün olmaktan çıkar, insana başka şeyler hatırlatır. Kandil geceleri ve üç aylar böyledir. Takvimde sessizce yerini alır ama kalpte derin izler bırakır. Recep ayı da gündelik telaşın arasından girer hayatımıza ve bizi Allah Resulü’nün (s.a.s.) örnek hayatına doğru yöneltir.

Bu ayın en anlamlı duraklarından biri Miraç gecesidir. İsra ve Miraç, Kur’an’ın açıkça haber verdiği büyük bir mucizedir. İsra; Peygamber Efen-dimiz’in (s.a.s.) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya gece yürüyüşüdür. (1) Miraç ise bu yolculuğun ardından ilahî huzura yükseliştir. Bu olay, peygamberliğin on ikinci yılında, Recep ayının yirmi yedinci gecesinde gerçekleşmiştir.

Miraç gecesi, Allah Resulü’nün (s.a.s.) ilahî yakınlığa mazhar olduğu, teselli bulduğu ve büyük ikramlara nail olduğu bir gecedir. Aynı zamanda iman edenlerle inkârda direnenlerin ayrıldığı bir imtihandır. Hakikat ortadadır; fakat herkes aynı şekilde karşılık vermez. Bu kutlu yolculuktan ümmete üç büyük hediye verilmiştir: Beş vakit namaz, şirk koşmadan ölenlerin bağışlanacağı müjdesi ve Bakara suresinin son iki ayeti. (2) Özellikle namaz, Miraç’ın yeryüzündeki karşılığıdır. Kulun Rabbiyle kurduğu en canlı bağdır.
Sabah olduğunda Peygamber Efendimiz (s.a.s.), gece yaşadıklarını Mekkelilere anlatır. Onlar ise hakikati anlamak için değil, itiraz etmek için delil ister; Kudüs’ü tarif etmesini talep ederler. Allah Resûlü (s.a.s.), Mes-cid-i Aksa’yı bütün ayrıntılarıyla anlatır ve anlatılanların doğruluğu kabul edilir. (3)  Ne var ki bu doğruluk, kalplerde bir teslimiyete dönüşmez. Çünkü iman, sadece gözle görüleni tasdik etmek değil; hakikatin çağrısına gönülden karşılık verebilmektir. Bu noktada Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) tavrı dikkat çekicidir: “O söylüyorsa doğrudur.” İşte bu söz, teslimiyetin en sade ifadesidir.

Miraç, sadece hatırlanan bir gece değildir. Namazla yaşanır, dua ile diri tutulur. O geceden bize kalan hediyelere ne kadar sahip çıktığımız ise, ibadetlerimizle ve hayatımızdaki duruşumuzla ortaya çıkar. Asıl soru şudur: Biz, Miraç’tan bize düşen payı ne kadar taşıyoruz?
Belki de Miraç’ı anarken asıl durup düşünmemiz gereken, bu büyük hatırlayışın hayatımızda neye karşılık geldiğidir. Namazla bağımız ne durumda, dua hayatımızda ne kadar yer tutuyor, imanımız bizi hangi davranışlara yönlendiriyor? Miraç, sadece anlatılan bir hadise değil; insanın her gün yeniden yönünü tayin etmesini isteyen bir çağrıdır. Bu çağrıya ne kadar kulak verdiğimiz ise, cevap bekleyen bir sorudur. Yarın hep birlikte ifa edeceğimiz Miraç Kandili’nin, kalplerimizi namaz-la diri kılan, imanımızı hayata taşıyan ve Rabbimize yönelişimizi yeniden güçlendiren bir uyanışa vesile olmasını diliyorum.

Kaynakça :

(1) İsrâ 17/1.  
(2) Müslim, Îmân, 279.   
(3) Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 309.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —