Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de oruçla ilgili olarak şöyle buyrulur: “Oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır; keşke bilseniz!” (1). Bu ilahî hitap, orucun yalnızca aç ve susuz kalmaktan ibaret olmadığını; aksine insanın hayatını kuşatan derin hikmetler taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.) de Ramazan orucunun faziletine dikkat çekerek, ümmetinin bu ayın kıymetini hakkıyla idrak etmesi hâlinde bütün senenin Ramazan olmasını arzu edeceğini haber vermiştir (2). Öyleyse oruç; hem dünya hayatını hem de ahiret yolculuğunu güzelleştiren müstesna bir ibadettir.
Orucun manevi derinliği; her ibadetin mükâfatı Allah’a aittir; ancak kudsî bir hadiste Rabbimiz, “Oruç benim içindir, onun mükâfatını ben vereceğim” buyurarak bu ibadete ayrı bir değer atfetmiştir. Bu ifade, orucun sevabının insan idrakini aşacak kadar büyük olduğuna işaret eder.
İnanarak ve karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek tutulan Ramazan orucu, geçmiş günahlara kefaret olur. Teravih namazı, Kur’an tilaveti ve samimi dualarla desteklenen bir Ramazan, insanın gönül dünyasını arındırır; onu adeta yeniden doğmuş gibi tertemiz kılar.
Ramazan’da okunan her harf için kat kat sevap verilmesi, ilahî rahmetin genişliğini gösterir. Oruç ve Kur’an’ın kıyamet gününde mümine şefaat edeceğini bildiren hadisler ise bu ibadetin ebedî hayata uzanan boyutunu gözler önüne sermektedir.
Orucun Karakter İnşasına katkısı; oruç, sadece bireysel bir ibadet değil; aynı zamanda bir karakter eğitimidir. Aç ve susuz olduğu hâlde elindeki nimete dokunmayan insan, nefsini kontrol etmeyi öğrenir. Bu irade terbiyesi, kişiyi başkasının hakkına el uzatmaktan da alıkoyar. Bir lokma ekmeğin ve bir yudum suyun kıymetini idrak eden mümin, nimetin sahibini unutmamayı öğrenir; dünya malının geçici değerini daha iyi kavrar.
Sahur ve iftar vakitlerine riayet etmek, namazları titizlikle takip etmek ve zamanı disiplinle kullanmak; oruçla kazanılan önemli alışkanlıklardandır. Kimsenin görmediği bir yerde bile orucunu bozmayan insan, sorumluluk bilincini içselleştirir. Böyle bir bilinç, aile hayatında güveni, iş hayatında dürüstlüğü ve toplum hayatında ahlâkı güçlendirir.
Ruh ve Beden Dengesine katkısı; Peygamber Efendimiz (s.a.s) ’in “Oruç tutun, sıhhat bulun” hadisi (3), bu ibadetin sağlık boyutuna da işaret etmektedir. Günümüzde uzmanlar, bilinçli ve ölçülü açlığın bedene dinlenme imkânı verdiğini ifade etmektedir. Ancak orucun asıl şifası, insanın ruh dünyasında meydana getirdiği arınmadır.
Oruç sabrı öğretir; beklemeyi öğretir. Gün boyu iftara duyulan özlem, zamanla Allah’ın rızasına kavuşma arzusuna dönüşür. Böylece insan, yalnızca bir sofraya değil; ebedî saadete yönelir.
Oruç; bedeni terbiye eden, nefsi arındıran, ruhu yücelten ve toplumu güzelleştiren bir ibadettir. En temel ihtiyaçlarından bile Allah rızası için vazgeçebilen insan, kötülüklerden de vazgeçebilecek bir iradeye sahip olduğunu gösterir.
Ramazan ayı, bu eğitimin yoğunlaştığı bir mektepttir. Bu mektebi hakkıyla değerlendirenler için oruç, sadece bir ay süren bir ibadet değil; ömür boyu sürecek bir bilinç ve hayat tarzıdır.
Ne mutlu, orucun hikmetini kavrayarak Ramazan’ı gönül dünyasını imar etme fırsatına dönüştürenlere.
Kaynakça;
(1) Bakara Suresi, 2/184.
(2) Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, III, 305. (3) Taberânî, el-Muʿcemü’l-Evsat, 8312.