Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Mustafa KAYA

Mustafa KAYA

Tarih: 06.07.2021 19:18

TAVSİYELİ TATİL

Facebook Twitter Linked-in

                Tavsiye veya öneri kelimeleri ne fark eder? İkisi de her zaman kullanılabilir. Bak ne düşünceler çıkacak kelime takıntısı olmayan insanlardan.

                Tavsiyeyi seven bir toplum değiliz. Hatta daha güzel ifade edecek olur isek; tavsiye etmeyi , fikir beyan etmeyi sevip; dinlemeyi ve yararlanmayı sevmeyiz. Doğruya doğru, eğriye eğri.

          Tatil ve çocukların tatili önemsenmeyecek konu değil aslında. En azından dinlemek lazım. Bazen tatil en iyi eğitim aracı, bazen uzun yıllar acısı içimizden çıkmayacak bir yara, bazen de “geldi geçti ömrüm benim” cümlesinin sıradan günleri olarak mazide yerini aldı bizler için. Biz tatili burada geçmişi ile değil, geleceği ile, gelecek tatil ve tatiller ile değerlendireceğiz. Bakış açımızı, perspektifimizi, projektörümüzü, veliler gözü ile yapacağımızı bir kez daha hatırlatalım okumaya devam etmek isteyenler için.

                Tatile, olumsuz yaklaşan veli bakış açılarından önemli iki tanesini hatırlatalım: veli tatili çocuğuna kan kusturma aracı, ibret vesilesi olarak görüyor. Gerek iş yaptırırken ki ağır yük, gerekse çocuğuna karşı kendi söz, fiil ve tavırlarındaki olumsuz, zıddına hareketler. “sabah kaldırırken : kış boyu ders çalışmadın kalk işe” akşam geç saatlere kadar çalıştırıp : “koca kış yattın, yattığın yetiversin, çalış sabah hayatı anla !” anlayışı çocuğa, gence ders vermez. Bu şekilde adam olunmaz. Hele delikanlılık çağındaki kız ve erkeklere bu şekilde davranmak kazandırmaz, kaybettirir. Toplumsal gençlik sorunlarımızın kökünde yanlış eğitimin yattığı bilimsel olarak ispatlanmış bir mesele. Anahtar cümle burada: “kendi çocukluğumuz, kendi gençliğimiz tarihte kaldı. O zaman ile bu zamanı kıyaslamak en aptalca iş. Ve fakat en sık yaptığımız şey.” Bir çocuk da çıkıp dese ki; dedem, ninem, dayım, halam  hatta siz daha on yıl önce, yirmi yıl önce çarşıya, pazara, tarlaya, bağa yayan gidiyordunuz. Şimdi tuvalete araba ile gidiyorsunuz. Dedem kuru ekmek soğanı kutsuyordu şimdi soğanı yemeklerin içinde ancak görüyoruz dese ne diyeceğiz. Imık, zımık… sus pus. Tarihi olaylar o günün şartlarına göre okunur, anlaşılır. Modern dünyada azıcık abartı ile 5-10 sene tarih oluyor.

            İkinci bakış açısı : Liselere geçiş sınavının açıklandığı ve üniversite sınavının yeni yapıldığı bu günlerde ki; LGS sınavında gene Demirci, Manisa ve ülke genelinde en ön sıralardaki yerini aldı. Çocuklarımızı ve başarılarını aşırı kutsayıp, muzaffer bir komutan konumuna sokmak. Böylelikle hem çocuklarımıza aşırı güven ve şımarıklık hem de bir daha sınav yaşamayacaklar ve bir daha hayatta zorluk yaşamayacaklar gibi tembellik aşılıyoruz. Çocuğum yatsın çok yoruldu. Oğlum markete gitmesin ben giderim o çok çalıştı, kızım bardak yıkamasın, çayını ben getiririm anlayışı ile koca tatili el bebek, gül bebek geçirtiyoruz.

                Halbuki çocuklarımız okullarda aldığı eğitim kadar daha da fazlası ile evde ebeveynlerinin yanında eğitim alır. Hayata dair bazı nüanslar ailede verilmez ise başkalarına bağımlı, çamaşırını ele yıkatan, yemeğinde aşçılara mahkum doktor, mühendis vesaire yetişir, yetişiyor netekim.

                Peki ne yapalım?

                Ben benim hayattan süzdüklerimle size anlatacak, acizane tavsiyelerde bulunacağım. Siz size göre hisse kapacak ve umarım en azından esinleneceksiniz.

                Birincisi : en önemlisini en önce söyleyelim. Öğretmenlerimizin ve rehber öğretmenlerimizin tatile dair ödev ve eğitici faaliyet ve tavsiyelerini destekleyelim. Ne abartalım ne de küçümseyelim. Tadında, damağında bırakalım isterseniz.

                İkincisi : çocuklarımızı topluma kazandıralım. Pandemi azaldı. Sıla-i Rahim dediğimiz akraba, eş, dost ziyaretlerini yaz tatili boyunca sıklaştıralım.

                Bir hatıra: arkadaşımın biri falan köylüyüm derdi. Ve köyüne araba ile bir saat mesafede bulunmasına rağmen 40 yaşına kadar gitmemişti. Ben de derim ki: hiç akrabamız kalmasa dahi o topraklara gömülü anamızı, atamızı da mı ziyaret etmeyelim? Kökümüzün kökenimizin kokusunu da mı almayalım? “ gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüz değildir.” Askeriyede ne denir: piyadenin ayak basmadığı yer senin değildir. Basalım ayağımızı, götürelim yüreğimizi, yüreğimizden kopan çocuklarımız ile yüreğimizin koptuğu yere… Ha ne dersiniz?  

           Üçüncüsü : çocuklarımızın elindeki cep telefonunu, günün belirli saatlerinde eline alacak şekilde sınırlandıralım. “Bırak hocam bu işleri!” dediğinizi duyuyorum. Beni değil, çocuğu bıraktırın, onu bıktırın. Her aileye, her çocuğa göre formülü olur bu işlerin. Ama benden küçük bir öneri.( hem bak öneri kelimesini kullandım!!!) çocuğunuz ve ailenizin diğer fertleri ile günde en az iki saat aynı odada kalın. Maç izleyin, faydalı dizi izleyin, belgesel izleyin (trt belgesel favorimdir.), kitap okuyun ( toplumumuzun en az tercih edilenidir kuşkusuz. ). Elinize bir kitap alın mesela. Gazete alın. Halıkent Bölge gazetesini okuyun mesela. Ve herkes bir şeyler okusun deyin okurken kendiniz. Zor mu geliyor? Kendiniz yatarken çocuğunuza oku demek daha zor gelmeli. Fedakârlık zor değil mi? İnanın çocuklar için bunları yapmak bizimkinden daha zor.

          Dördüncüsü: çocuklarımıza sorumluluklar yükleyelim. Ev ile ilgili, işiniz ile ilgili sorumluluklar verin. Kısa zamanda ve az güç kullanılarak yapılabilir olsun ama. Aralıklı olsun fakat  günün bir saatini alsın en azından. Erkek çocuk baba gibi, kız çocuğu anne gibi hissetsin kendini. Geleceğin anne babası değiller mi? Tadında olsun ama. Ne burnu sürtülsün acımasızca ne hafif gelip hiçbir şey anlamamış olsun. Gene aileye ve çocuğa göre ayarlanabilir olsun. 

         Beşincisi : Çocuğa tatili tatil hissettirecek oyun, eğlence, spor zamanı ayırmak lazım. Günün ekserisini kaplamalı bu bence. Fütursuzca olmamalı belki ama çocukça olmalı. Çocukluğunu yaşamalı. Sosyal medyaya da girebilmeli istemesek de. Takibimizde olmalı sosyal medyası, yaşına göre çocuğumuzun. Kimler ile hangi siteler ile alışverişte bilinmeli.

                Yaşına göre tablet, cep telefonu, bilgisayar kullandırmak zorundayız artık. Yaş önemli ama siz itiraz etmeden…. Toplumumuzda  ne yazık ki 5 - 6 yaşlarındaki çocuklara cep telefonu, tablet alıp saatlerce kullanmasına izin veren ebeveynler var. Ve eğitimde çevre faktörü dediğimiz birbirinden etkilenen çocuk ve ısrarı ile hepimiz çocuklarımıza aynı müsamahayı göstermek zorunda kalıyoruz. Ama istisnasız hepimiz teslim olduk bu illete. Bu cümleye itiraz edene helalü hoş olsun yediği içtiği! Keşke 13 - 14 yaşlarına hatta 16-17 yaşlarına kadar yasaklayabilsek. Neden her şeyi devletten bekliyoruz? Kendi kendimize yapamaz mıyız olumlu davranışları. Olmuyor, olmuyor. Yaşatamıyoruz çocuklarımıza gerçek çocukluklarını.

                Altıncısı : Üzerimize mutlak vazife dinimizi öğretmek çocuklarımıza. En az dindar olanımızdan en dindarımıza vazifemiz bizim onlara. Hem dimağları, hafızaları genleşir yavrucakların. Aslında toplumsal bir gereklilik dinin öğrenilmesi. Kültürel olarak atayla bir bağ. Tarihsel bir gereklilik bu toprakları kanları ile yoğurmuş şehitlerimize vefa olarak. En yakın tercih hakkı din olarak çocuklarımızın. Uzatmaya gerek yok gerekliliği için aslında. Gönderelim diz çöksün, Allah rızası için hocanın önüne, başka bir rıza için çökmemek üzere.

                Uzun oldu. Belki çoğu bıraktı okuyanların başında ya da ortasında. Daha da uzatılabilir aslında. Siz de kendinize göre formül bulun geleceğin yetişkinlerine, günün yetişkinleri olarak. Siz yetişirseniz, imdat ederseniz onlara, yetişecekler birer yetişkin olarak insanoğullarına. Beylik bir laf edeyim ben de sona doğru: “gelecek bizim olacak, köklerimizi kültürümüze saldıkça ufka bakarak.”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —