Başlığı görünce felsefi bir tartışma yada okunması çok zor olacak üst düzey bir yazı okuyacağınızı düşünmeyin lütfen! Bize en zor gelen anlamak için kendimizi yormaya çalışmak. Bunu bildiğimiz için mümkün mertebe daha anlaşılması kolay bir yazmaya çalışıyoruz.
Konumuz; zaman zaman aile içinde, zaman zaman dost meclislerinde yakına geldiğimiz ve aslında yüzyıllardır süren geçmiş ile anın karşılaştırmasını yapmaya çalışmak, yetebildiğimizce.
“Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar. Yetişkinlere karşı saygısızlar. Ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenleri sinir lendiriyorlar.’’
Günümüzün gençleri öyle umursamazlar ki; ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağır başlı olmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kuralları boş veriyorlar. Çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar. “Yukarıda tırnak içindeki iki ayrı cümleyi, yaşı kırkını aşmış hangi vatan evladı bu zamana kadar en az bir defa kullanmamıştır? Kullanmamış var ise onların duyarsızlığını yanlarına bırakalım. Şimdi sıkı durun” Bu cümlelerin ilki M.Ö 350 yılında, ikincisi M.Ö 800 yılında söylenmiş. Dile kolay geliyor önce. 2021 yıl sonra 800 350 yıl geriye gideceksin ve o zaman ki yakınmalar hâlâ geçerli olacak.
Değer; bir şeye önem atfetmektir diye tarif ediliyor. Bayağı geniş anlamı var aslında. Burada üstün nitelik, meziyet, kıymet anlamlarını kollanmak istiyoruz. Daha da geniş olarak bizim toplum olarak sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel üstün nitelik kabul ettiklerimizden bahsediyoruz ve daha da aslında, sosyal kültürel ve dinin toplum hayatımıza yansımalarının dejenere olması konumuz. Gelenek görenek haline getirdiğimiz davranışlarımızdan kopuşumuz.
“Toplu taşımada yer vermek” hep en ön plana çıkan örnek olarak gösteriliyor ya saygısızlık için. Aslında o bir sonuç. Onlarca daha, yeni neslin, tavır ve davranışlarında gelenek ve göreneğimize, sosyal kültürel değerlerimize ters gelen, uymayan örnekler verebiliriz .Şuan hepinizin aklından örnekler film şeridi gibi geçiyor zaten. Özellikle biz eğitimcilerin, her geçen yıl, öğrenci profillerinden, tavır ve davranışlarından, nesiller arasındaki farklılığı daha net gördüğümüzü bilmenizi isterim. Hatta bu olayların zaman zaman da velilere, sohbet ortamındaki muhataplarımıza en genelinden, en uçuk ol örneğine kadar anlatıyoruz, Bazen “Ah! Hocam, sormayın bize de aynılar!” cümlesi, bazen ve nadiren de “Benim çocuğum özgür hocam, istediğini yapar!” cümlesi ile karşılaşıyoruz.
Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençler hitabını çok kullanırız. Çünkü şimdiki gençler gelecekte toplumun ana unsuru olacaklar. Onlar devleti yönetecek, milleti yönlendirecek. İyi ve kötü kavramı, onların hassasiyetine göre şekillenecek. Saygı, minnet, hürmet, sevgi, aşk, kardeşlik, dostluk gibi olumlu, olumluluğu insan oğlunun huzurunu sağladığı yüzyıllardır ispat edilegelmiş, bu kavramlar gençler ile etekemiğe bürünecek ve onlarla somut hale gelecek.
Bizim büyüklere saygı dediğimiz, yaşça kendinden daha büyük olan abiabladan, anne-babaya, amca-halaya, ister kan bağı ile ister herhangi bir şekilde bağlı olalım: yolda, sokakta, alış veriş merkezinde, okulda, resmi kurumlarda kendilerine en ufak bir saygımız kaldı mı? Olaya sadece hak ve hukuk olarak mı bakılmalı? O kadar hak ve hukuk kavramlarını basitleştirdik, sadeleştirdik ve menfaatleştirdik ki ne bir gün saygının bize de yapılmasına ihtiyaç duyacağımız ve ne de - kan bağımız olsa - o saygının yapılmasını savunacağımızı düşünemiyoruz. “Benim yasal hakkım", “resmi olarak bana verilmiş yetki” , “hukuken benim olmalı” cümleleri milletimizin değerlerinin önüne o kadar geçti ki yakında, elimizde anayasa, yönetmelik, sallayarak gezeceğiz. Evinin önünde taşı görerek takılsak, sahibini mahkemeye verip tazminat almaya koşacak azımsanmayacak insan var toplumumuzda. Daha kötüsü (kendi işini kendin gör) atasözünü, haksız-hukuksuz, döverek, söverek, zorla kabul ettirmeye çalışması olur haksızlığını haklılıklaştırmak için.
Haklılığın, resmiyetin, insanı insan yapan değerlerin önüne geçmesi; saygıyı, sevgiyi, merhameti yok etmesi, emanet edeceğimiz vatanı da, milleti de parçalar ve yutar. Birliğimizi de dirliğimizi de yok eder. Çare mi? Var. Haftaya…